16 Haziran 2017 Cuma

Havuçlu Cevizli Starbucks Keki



Öyle büyük büyük laflar edip övünmeyi sevmem ama bu kek daha önce yediklerinize benzemiyor onu söyleyebilirim. Tarif kayınvalideme ait, Ankara' ya son gelişinde tarifi alıp denedim ve Tuğra' nın okul pikniğine götürdüm. Yiyen herkesin beğenisini alınca evde hemen her hafta pişer oldu. Kekle arası olmayan Tuğra bile yiyor, ben de mest oluyorum tabii. Diğer ufaklık zaten her türlü pasta börek hamurişini annesi gibi bayılarak yiyor.


Havuçlu Cevizli Kek diyince eskiden Issız Adam Keki gelirdi akla bilenler bilir. Şimdilerde de Starbucks :) Ama Starbucks kekini sevenlerin dediğine göre benim kekim çok daha güzelmiş, valla onların yalancısıyım ben :)))

Yaptığım diğer kek karışımlarına göre daha koyu kıvamda bir kek kıvamı oluyor pişmeden önce, ama piştikten 2 gün sonrasında bile yumuşacık ve lezzetini koruyor. Yazın bu sıcaklarda kısa sürede tüketmeyecekseniz yiyemediğiniz kısmını buzdolabında muhafaza etmeniz gerektiğini söylememe gerek yoktur sanırım. İçinde havuç olduğun için çabuk bozulabilir yoksa. 

Hemen tarifi veriyorum çünkü bu kadar reklamdan sonra bekleyeni çok tarifin. 


Havuçlu Cevizli Kek

Malzemeler

3 yumurta
1 su bardağı toz şeker
1/2 su bardağı sıvı yağ
1 su bardağı süt
3 su bardağı un
1 su bardağı ceviz içi
2 orta boy havuç rendesi
1 tatlı kaşığı tarçın
kabartma tozu
vanilya


Yapılışı:

1. Oda ısısındaki yumurtaları ve toz şekeri uzunca bir süre çırpın.
2. Sonrasında sütü ve sıvıyağı ilave edip karıştırın.
3. Ununu da yavaş yavaş ekleyin.
4 Son olarak rendelenmiş havuçları, ceviz içini ve kabartma tozu ve vanilyayı da ilave edip spatula yardımıyla karıştırın.
5. Katı yağ ile yağlanmış kek kalıbına döküp önceden ısıtılmış 170 derecede fırında yaklaşık 45-50 dk pişirin.
6. Kürdan ile kekin ortasından pişip pişmediğini kontrol edip fırından alın, oda ısısına gelince kalıptan çıkartıp servis edebilirsiniz.

Afiyet olsun.


8 Nisan 2017 Cumartesi

Altın Karışım ; Zerdeçal Karabiber ve Zeytinyağı



Hayatta hep önceden burun kıvırdığım ne varsa sonradan alışkanlığım olmuştur. Baştan inat edip uzak durmak huy bende sanırım. Yaşım ileredikçe büyük konuşmamayı, temkinli adımlarla yürümeyi öğrendim biraz biraz. Ya da öğreniyorum diyelim. İnat iyi birşey değil sonuç olarak.

Kefirle de ilişkim aslında biraz inatla başladı diyebilirim. Daha bekarken annem alırdı eve, ben tabii ki burun kıvırıp uzak durdum ağzıma da sürmedim yıllarca. Son birkaç yıldır evde kendi kefirimizi kendimiz mayaladığımızı söylememe gerek yok sanırım. Hemen hemen her gün mayalıyorum, öyle ki bu mayalama ve süzme ritüelinden de inanılmaz keyif alıyorum. Öncelikle hiç bilmeyenler için yazayım ki tam bir kefir yazısı olsun.

Kefir nedir ?

Kefir, çok eski yıllardan beri özellikle Kafkasya bölgesinde yapılan, bugün ise Avrupa ve Amerika ülkelerinde ticari amaçla üretilen süt asidi ve alkol fermantasyonu yardımıyla yapılan köpüklü, koyu kıvamlı (yoğurt kıvamında), hafif ekşimsi fermente bir süt ürünüdür. 

Kefir tanesi içerisinde bulunan mikroorganizmalardan bazıları süt şekerini parçalayarak süt asidi oluştururlar ve süt pıhtılaşır. Mikroorganizmalardan bazıları ise karbondioksit ve etil alkol meydana getirirler.
Fermantasyon sonucu kefir adı verilen hafif ekşimsi, köpüklü, alkollü ve yoğurt kıvamında bir süt içkisi ortaya çıkar. Kefir yapımında inekkoyunkeçimanda sütleri yağlı veya yağsız olsun kullanılabilir. Eski Orta Asya'da çok kullanılan kefire, günümüzde bilhassa Kafkasya'da rastlanmaktadır.

Eğer kefirinizi evde mayalacaksanız kefir tanesi satın almak için internet üzerinden satış yapan yerler bulabilirsiniz. Ya da çevrenizde kefirini kendi mayalayan bir arkadaşınızdan rica edebilirsiniz. Sonuçta kefir taneleri düzenli olarak mayalandığında çoğalıyor. Ben de çoğaldıkça çevremde isteyen arkadaşlarıma dağıtıyorum.

Kefirin Faydaları Nelerdir?

Kefirin bilinen en büyük faydası hazımsızlık ve kabızlık sorunu çekenleri ilgilendiriyor. Probiyotik içermesi sebebiyle de laktoz intoleransı olanlar tarafından da rahatlıkla içilebilir. Günde 1 çay bardağı içildiği taktirde bağışıklık sistemini güçlendirdiği kanıtlanmış. O yüzden mümkün olduğunca çocuklarınıza da içirmeye ve alıştırmaya çalışın. Kefirde bulunan B12, B1, biotin ve K vitaminleri de genel vücud sağlığımıza katkı sağlar. İçerdiği yüksek kalsiyum  ve magnezyum ile de kemik kaybını önlemeye yardımcı olur.

Kefir Nasıl Mayalanır ?

Ben kendi yaptığım şekliyle ve en basit haliyle anlatacağım. Çünkü gördüğüm ve okuduğum kadarıyla ufak tefek farklılıklar olabiliyor kişiden kişiye. Öncelikle kefirinizi evde mayalamak için ;

kefir mayası
1 cam kavanoz
1 plastik süzgeç
1 tahta kaşık yeterli
oda ısısında ya da soğuk süt ( ben buzdolabından çıkardığım soğuk sütle ve kesinlikle günlük sütle mayalıyorum )

Sütü dolaptan çıkarıp bir cam kavanoza döküyorum. Yine başka bir kavanozda su içinde bekleyen mayamı plastik süzgeçle süzüp suyunu akıtıyorum. Kefir tanelerini süt dolu kavanoza aktarıp kavanozun kapağını kapatıyorum. Mutfak tezgahında üzerini herhangi bir bezle de örtmeden yaklaşık 24 saat içerisinde kıvamına bakarak hazır olduğunu anlayabilirsiniz. Koyulaşıp ayran- yoğurt arası bir kıvam elde etmiş olmanız gerek. Yine bir plastik süzgeç yardımıyla kefiri bir kabın içine süzüyorum. Süzgecin üzerinde kalan kefir tanelerini hiç sudan geçirmeden yine minik bir cam kavanoza alıp üzerini geçecek kadar içme suyu ekleyip bir sonraki mayalamaya kadar buzdolabından bekletiyorum.


Kefir - Zerdeçal - Karabiber - Zeytinyağı

Bu harika ve çok özel karışımı uzunca bir süredir sosyal paylaşım sitesi instagramda görüyordum ve merak ediyordum açıkcası. Takip ettiğiniz hesaplar sağlıklı yaşam ve sağlıklı beslenme ekseninde ise mutlaka sizlerin de gözüne ilişmiştir. Zaten kefiri düzenli olarak içtiğim için hemen denedim, tadı da öyle çekindiğim gibi içilemez değildi. Hatta gayet de lezzetli olduğunu söyleyebilirim. Peki herşeyin ötesinde neden bu karışım, neymiş faydası diye biraz araştırdığımda neler okudum neler. Bir kere bu karışıma Altın Karışım deniyormuş. O kadar kıymetli yani.




Öncelikle zerdeçalın içinde curcumin denilen bir madde var ki bu madde kolon, prostat, rahim ve meme kanserleri büyümesini engellendiği ve tümörleri besleyen kan damarlarının oluşumunu durdurduğu görülmüş. Zerdeçalın sıklıkla kullanıldığı Hindistan' da hintlilerin amerikali akranlarina gore 5 kat daha az meme, 8 kat daha az akciger, 9 kat daha az kolon, 50 kat daha az prostat kanserine yakalandiklarini gorülmüş.  Bu rakamlar hiç de küçümsenip yabana atılacak rakamlar değil bence. Ayrıca tükettiğimiz şeylerin de elimizin altında ve kolay ulaşılabilir olduğunu hesaba katarsak denemeye kesinlikle değer. 

Şöyle ki tek başına tüketildiğinde kansere karşı koruyuculuğu neredeyse yok denecek kadar az olan zerdeçalı kullanırken iki önemli nokta var;

Birincisi zerdeçalın içindeki curcumin maddesinin açığa çıkabilmesi için mutlaka karabiber ile birlikte alınması gerekiyor. Karabiberin içindeki piperine denen madde curcuminin etkisini 2000 kat artırıyormuş.  
İkincisi de vücut tarafından emilimini sağlamak için mutlaka zeytinyağı ile birlikte tüketmek gerekiyormuş.

Ben her akşam mutlaka bir bardak kefirin üzerine karabiberi taze çekip zerdeçal ve bir tatlı kaşığı zeytinyağı ile tüketiyorum. Ama evde bu tadı sevmeyenler için de bir kavanozun içine bir yemek kaşığı zerdeçal, bir yemek kaşığı taze çekilmiş karabiber ve bir su bardağı zeytinyağı ekleyip karıştırıp salatalara, çorbalara  katmayı düşünüyorum.  Hatta bu yazıyı hazırlarken ilk denememi yaptım bile. Yalın için hazırladığım çorbayı yedirmeden önce karışımdan bir tatlı kaşığı kadar tabağına ekledim. Birazdan da Tuğra üzerinde deneyeceğim bakalım. Evin beyi zaten benimle beraber kefir içmeye başlamıştı, her şekilde itiraz etmeden içecektir.

Altın Karışım Hazırlanması:
2 yemek kaşığı zerdeçal
2 yemek kaşığı karabiber ( ben taze çekerek kullanıyorum )
1 su bardağı zeytinyağı

Tümünü bir kavanoza alıp karıştırın ve günde 1 yemek kaşığı kadar kullanmaya özen gösterin. Salatalara, çorbalara, yoğurdunuza ya da kefirinize katarak tüketebilirsiniz. 



ZERDEÇAL FAYDALARI:

* Zerdeçal, kansere karşı koruma sağlar ve tümör hücrelerinin çoğalmasını engeller.
* Yapılan araştırmalarda cilt, kolon, ve gögüs kanseri için faydalı olabileceği görülmüştür. Hayvanlar üzerinde yapılan deneylerde zerdeçalın Kistik fibroz tedavisinde önemli fayda sağlayabileceği gösterilmiştir.
* Karacigeri güçlendirir ve karaciğerden toksinlerin atılmasına yardım eder.
* Karaciğer hastalıkları, sarılık ve vereme karşı faydalıdır.
* Zerdeçal kullanımı hazmı kolaylaştırır.
* Vücutta biriken zehirli maddeleri atar.
* Zerdeçal sinirleri uyarır. 
* İltihap gidericidir.
* Mideyi kuvvetlendirir.

Bu yazıyı hazırlarken yararlandığım linkler aşağıdadır ;

https://pinoeatshealthy.wordpress.com/2016/01/31/altin-karisim/
http://www.diyetevi.com/kanseri-onleyen-zerdecal-karabiber-zeytinyagi-karisimi/4452

16 Mart 2017 Perşembe

Dulce de Leche ve Çikolatalı Puding



Mutfağın ve yanı sıra yazmanın bana iyi geldiğini öğrendiğimden beri kendimi tedavi edebiliyorum. Mutfağa girip pişirip, servis edip süsleyip kendimce basitce fotoğraflayıp sonra da ekran başına geçip iki satırla içimi dökebiliyorsam tarif bahanesiyle, bu iş olmuş demektir. Eskisi gibi uzun uzun denemeler yapma fırsatım yok, Yalın' ın kısacık uyku molalarında oturup dinlenmek varken ya da evi toparlamak dururken herşeyi bir kenara itiyorum bazen. İyi geliyor bana. Hele de sonuç bu yukarıdaki fotoğraftaki gibi sonuçlanıyorsa şahane.


Dulce de leche, bildiğimiz Türkçe karşılığıyla süt reçeli.  Artık eskisi gibi zor ulaşılır bir şey de değil üstelik. Ben yıllar önceki Meksika seyahatimizde ilk kez görüp merak edip almıştım, oradaki biraz daha farklıydı gerçi, içinde tarçın ve şarap da vardı; ve adı da dulce de leche değil cajeta idi. Meksika seyahatimi de eğer okumadıysanız lütfen bir göz atın derim.  Birçok arkadaşım sabredip evinde de yapıyor aslında süt reçelini. Açıkcası ben denemedim, sonuçta ciddi bir sabır işi sıcak ocağın başında beklemek. Birkaç kez satın alıp kurabiye vs yapmışlığım var sadece. Geçenlerde yaptığım Aradolu alışverişimde yine sepete bir küçük kavanoz atmıştım. Evdekiler keçi sütü ile yapıldığından tadını çok sevmediler açıkcası, biraz kokulu ve ağır geldi. Ben de bir süredir ziyan olmasın da bir şekilde değerlendireyim derdindeydim. İnternette tarif bakınırken aklıma en çok çelen Cafe Fernando Cenk' in bu tarifi oldu. Hem yapımı kısacık ve basit, vaktimi almayacaktı hem de evde puding en sevilen şeylerden biri. Tarifi dün gece bulup malzemelerimi kontrol ettim, zaten beni yine uzun zamandır bekleyen kuvertür çikolatam bile sevindi :))) Sabah da ilk iş Yalın kuş öğle uykusuna yatınca tencereyi ocağa koymak oldu.  Cenk' in tarifi okuyunca farkedeceksiniz ki o pişirmeden, sadece benmari usulü yapmış. Ben tüm malzemeyi tencereye alıp bir güzel pişirdim gözümü karartıp. Sonuç ortada … 


Malzemeler : ( 5 kişilik )

1/4 su bardağı nişasta
1/ su bardağı toz şeker
2 su bardağı süt
200 gr bitter çikolata ( ben kuvertür çikolata kullandım )
400 gr dulce de leche ( ben elimde sadece 200 gr olduğu için o kadarını kullandım )






Yapılışı:

1.  Sütü, nişastayı ve şekeri tencereye alıp karıştırın.
2. Ocağın altını yakıp sürekli karıştırarak pişirmeye başlayın.
3. Rendelenmiş çikolatayı da yavaş yavaş ekleyerek pişirmeye devam edin. 
4. Göz göz olup pişmeye başlayınca ocağın altını kapatıp dulce de leche ( süt reçeli ) ekleyip iyice karıştırın.
5. Kaselere servis edin. Oda ısısına gelince buzdolabını soğuması için kaldırın.
6. Üzerinde bir tatlı kaşığı dulce de leche ve rendelenmiş çikolata ile servis edebilirsiniz.

Afiyet olsun.




Bu ölçülerde toplam 5 kase puding çıktı. Şeker oranı bana göre biraz fazla geldi. Şekeri biraz daha azaltıp servis kaselerini de daha minik tutarsanız hem yemesi daha keyifli olur hem de yanında bir fincan kahve ile inanılmaz bir ikili olabilir. 

14 Mart 2017 Salı

Şekersiz Kek


Kabul ediyorum iyiden iyiye ihmal ediyorum buraları ama inanın yapması kadar fotoğraflaması, sonra da o çekilen fotoğrafları bilgisayara aktarması ve içlerinden kullanılabilecek olanlarını seçmesini de hesaba katınca olayın boyutu anlaşılır sanırım. Mutfakta mesai hiç bitmiyor hatta fazlasıyla devam ediyor. Blog her zaman aklımda olsa da vakit ayırıp girip yazabilmem güçleşiyor malum iki çocuklu hayat ciddi zor işmiş. Bir süredir  yardımcım olmadığını da düşünürsek aslında gayet iyi  götürüyorum denilebilir. 

Uzunca süredir evde pişen kekler şekersiz ya da neredeyse çok az şekerli yapılıyor. Keçiboynuzu ununu keşfedip evimize soktuğumuzdan beri mümkün olduğunca şekeri azaltmıştık. Geçenlerde Aradolu alışverişimde %50 indirimi de görünce sitede ne var ne yok aldım. Bu tarifte kullandığım keçiboynuzu unu ve hindistancevizi şekerini de yine aynı siteden aldım. Bu ara bu sorular sıkça sorulduğu için buradan da yazayım istedim. Bu tarifte de rafine şeker hiç kullanmadım.


Şekersiz Kek

Malzemeler

3 adet yumurta
2 yemek kaşığı keçiboynuzu unu
2 yemek kaşığı hindistancevizi şekeri
1 çay bardağı keçiboynuzu pekmezi
1 su bardağı ceviz-badem-fındık ( rondodan irice geçirilmiş halde )
1 su bardağı yoğurt ( kefir de kullanılabilir )
1 çay bardağı zeytinyağı
kabartma tozu
vanilin
alabildiği kadar un ( yaklaşık 1, 5 su bardağı kadar )

Yapılışı:

1. Öncelikle oda ısısındaki yumurtaları keçiboynuzu unu ve hindistancevizi şekeri ile birlikte çırpın.
2. İçine pekmezi de katıp biraz daha karıştırın.
3. Sıvı malzemeleri de katıp, ceviz-badem-fındık karışımını ekleyip karıştırın.
4. Son olarak kontrollü olarak ununu ekleyip kabartma tozu ve vanilini katın.
5. Un miktarını azar azar katıp ayarlayın.
6. Kağıt kek kalıplarını cupcake tepsisine yerletirip kalıpların yarısına gelecek şekilde kek harcını paylaştırın.
7. Önceden ısıtılmış 175 derecede fırında yaklaşık 35 dakika pişirin.
8. Kürdan ile içlerinin pişip pişmediğini kontrol edip fırından alıp soğumaya bırakın.

 Afiyet olsun…



Sağlıklı beslenme alışkanlıkları edinmeye çalışırken en zoru şekerle yolları ayırmak olacak. Evde tatlı sevenler çoğunlukta olunca epeyce bir zorlu ve uzun yolumuz var. Fakat burada da görev bana düşüyor sanırım. Tamamen olamasa da ufak ufak azaltıp, şekere alternatif tatlar ile gönülleri hoş tutmaya çalışacağım. Bakalım sırada neler var ?


23 Ocak 2017 Pazartesi

Limonluk Kurabiyesi ( Elmalı Kurabiye )


Kurabiye yapmayı neden seviyorum artık blogumun okuyucuları çok iyi biliyor. Benim için yemesinden evvel yapması keyifli. Çünkü hamurunu yoğururken aldığım keyif cidden paha biçilemez. Mutfak gerçekten terapi merkezi gibi bizim evde. Sıkıldıkça kendimi mutfakta buluyor oluşum keyfimin de ne kadar istikrarlı sıkıldığına delalet sanırım. Yaklaşık 3 aydır da evde bir yardımcım var, Hatice hanım. Sağolsun o da benim gibi mutfağı çok seviyor. Evde işler biter bitmez ' bugün acaba ne yapsak' diye başlıyoruz muhabbete. Benim diyet sonrası verdiğim kilolardan birkaçı geri döndüyse bunda Hatice hanımın katkısı epeyce var. Yine geçenlerde İstanbuldan gelecek olan Sevgili Güler ablacım için ne yapsak diye düşünürken ne vakittir aklımda olan bu Limonluk Kurabiyeleri denedik. Benim evdeki limonluğun şeklinden olsa gerek piştikten sonra şekilleri biraz belirsiz olsa da tadı yerindeydi. Eve de sırf bu tarifi yapacağım diye başka limonluk alacağım yok haliyle. O yüzden bu fotoğraflar ile paylaşayım istedim. Gerçek anlamda bir keyif kurabiyesi oldu. İçi bir kere dolu dolu elmalı harç, dışı ince kabuklu ve aşırı lezzetli. Sıkılınca girin mutfağa ve deneyin derim. Ben birkaç blog ve sitede tarifleri görüp harmanladım, evdeki ve eldeki malzemelerle ortaya bu güzeller çıktı.

Malzemeler:

1 adet yumurta
4 yemek kaşığı tereyağı ya da margarin ( tereyağı kullandık)
1 kahve fincanı zeytinyağı
1 su bardağı pudra şekeri
2 yemek kaşığı nişasta ( mısır ya da buğday )
2,5 - 3 su  bardağı un ( kıvamı kontrol ederek unu ekleyebilirsiniz )
1 paket kabartma tozu


iç harcı için;

3 adet orta boy kırmızı elma
1 çay bardağı irice kıyılmış ceviz içi
1/2 çay bardağı isteğe bağlı olarak kuru üzüm ( biz kullanmadık ama bir dahaki sefere mutlaka ekleyeceğim )
1 tatlı kaşığı tarçın
2 yemek kaşığı toz şeker ( kuru üzüm kullanırsanız şeker miktarını azaltın mutlaka )

şekil verirken kullanmak için bir adet limonluk ve stretch filme ihtiyacınız olacak bir de.





Yapılışı:

1. Yumurtayı, pudra şekerini, nişasta, kabartma tozu, erimiş tereyağı, zeytinyağı ve unu karıştırma kabına alın yoğurun.
2. Un gerektikçe ekleyip yoğurmaya devam edin. Ele yapışmayan bir kıvama geldiğinde buzdolabına koyup hamuru 20 dakika kadar dinlendirin.
3. Elmalı iç harcı hazırlamak için öncelikle elmaları yıkayıp kabuklarını soyun ve rendeleyin.
4. Tavaya elma rendesini, ceviz içini, kuru üzümleri, tarçın ve toz şekeri alıp karıştırın.
5. Elmalar yumuşayıp suyunu salıp sonra tekrar çekene kadar pişirin, iç harcı hazır olunca oda ısısına gelene kadar soğutun.
6. Limonluğun iç kısmını çevirip stretch film ile kaplayın.
7. Elinizle şekil verip incelttiğiniz hamuru limonluğun içine yerleştirip ortasına elmalı harçtan doldurun ve tekrar hamurla kapatıp kurabiyeyi stretch filmden çıkartıp tepsiye yerleştirin.
8. Tüm hamur bitene kadar aynı işlemi tekrarlayın.
9. Önceden ısıtılmış 170 derecede fırında 25 dk kadar pişirin.
10. Fırından çıkınca servisten önce üzerine pudra şekeri serpiştirin.

Afiyet olsun.

14 Ocak 2017 Cumartesi

Alman Pastası


Çocukluğumuza ait lezzetlerden biri Alman Pastası. Şimdiki gibi şeker hamurlu pastaların hüküm sürmediği güzel zamanlarda mahalle arası pastanelerinin mütevazi tezgahlarında sıklıkla görürdük Alman Pastasını. Şimdi almak istesem nerede satılır hiç bilmiyorum bile. Yıllar olmuştur tadını bile unutmuştum hatta. Dün apartman komşularımdan birinin yeni doğan bebeği için hayırlı olsun ziyaretinde ikram ettiler bu fotoğraftaki Alman Pastasını. Hemen hepimiz tarifi not ettik tabii ki. Hatta ben eve gelip akşam hemen yaptım da. Fakat keki ikiye ayırdıktan sonra üst katını parçaladım maalesef. O yüzden farklı bir fotoğraf çekemedim. Yapım aşamasında çektiğim fotoğrafları da ekledim. Bu akşam gelecek olan misafirlerimle tadımı yapacağız, bakalım onlar da beğenecek mi ?




Malzemeler:

Kek için
2 yumurta
1 çay bardağı toz şeker
1 çay bardağı süt
1 çay bardağı sıvı yağ
3 çay bardağı un
kabartma tozu
vanilya

Kreması için
2,5 su bardağı süt
3 yemek kaşığı un
1 çay bardağı toz şeker
1 yumurta
1 yemek kaşığı tereyağı
vanilya
1 limon kabuğu rendesi





Yapılışı:
1. Keki için öncelikle yumurtaları ve toz şekeri iyice çırpıyoruz. 
2. Sonra sısrasıyla sıvı malzemeleri katıyoruz.
3. Son olarak unu, kabartma tozunu  ve vanilyayı da ekliyoruz.
4. Fırını önceden 180 derecede ısıtın.
5. Ben kelepçeli bir kalıp kullandım, kalıba keki dökmeden önce her tarafını iyice tereyağı ile yağladım ki sonradan kolayca çıksın.
5. Benim kalıbımın alt tarafı da olmadığından altına önce yağlı kağıt sonra aluminyum folyo sarıp tepsiye yerleştirdim. Son olarak keki kalıba döktüm.
6. Keki fırına alıp üzeri hafif kızarıncaya kadar pişirin. Pişirme esnasında fırının kapağını açarsanız kek yukardaki fotoğrafta gördüğünüz gibi ortadan çatlayabilir :)
7. Kek fırında pişerken diğer tarafta kreması için malzemeleri tencereye alın.
8. Sürekli karıştırmak suretiyle krema topaklanmadan pişirin ve ocaktan alın.
9. Keki fırından alıp ilk sıcaklığı çıktıktan sonra ortadan enine ikiye bölün.
10. Kremayı da ara ara karıştırarak üstü kabuk bağlamadan soğutun.
11. Kekin üst katını dikkatlice ayırıp ( ki ben bu aşamada keki parçaladım evet ) alt kata ılıklaşmış kremayı bolca sürün.
12. Üzerine kekin üst katını da dikkatlice yerleştirin ve oda ısısında soğumaya bırakın.
13. Dilerseniz üzerine strech film ile kaplayıp 1-2 gün bu şekilde buzdolabında saklayabilirsiniz.
14. Servis etmeden önce üzerie bolca pudra şekeri serpiştirin.

Afiyet olsun

4 Ocak 2017 Çarşamba

Yalın Büyürken



Aslında ne zamandır ekran başına geçip böyle bir yazı yazma fikrim vardı. Ancak rutin telaşların peşinde günün sonuna vardığımda çoğu vakit bırakın yazabilmeyi, konuşmaya bile mecalim kalmamış oluyor. Ama hayat geçiyor ve öyle acımasız ki anıları da hızıyla beraber çoğu zaman sürüklüyor peşisıra. Bir yerlere not edilsin, kazınsın hafızalara, sonsuz olsun diye çabalamak bebek büyütürken sanırım çoğu annenin ortak isteğidir. Vakit yaratabilen sayısı oldukça azdır. Yalın doğduğundan beri beğenip  ayırdığım fotoğrafları hala tab ettiremedim en  basiti.  Fotoğraf albümünü açıp da çok eskiye değil sadece birkaç ay öncesine dönünce bile insan hüzünleniveriyor. Evlatlar büyüyor biz ihtiyaçlarını karşılamaya  çalışırken.  Çoğu vakit güzelliklerini es geçip farketmezken evlatlar büyüyor. Hele de tek değil de çift ise sizin bakımınıza muhtaç olan öyle güçlü sızısı kalıyor ki yapamadıklarımızın. 

Bir yaşına artık az bir vakit kaldı. Sanki doğduğu gün dün gibi oysa. Büyümesini izlerken her aşama bizim için öylesine büyük merak unsuru ki sevinçle, gururla ve pek tabii aşkla takip ediyoruz canımızı. Aslında pek elimizde olmasa da bir önceki evlatla karşılaştırarak bekliyoruz acaba onu nasıl yapacak, bunu ne zaman becerecek diye. Daha doğar doğmaz başlıyoruz ilk gülücüğünü beklemeye, güldüğünde bizim de yüzümüzde güller açacak ya nasıl kıymetli o ilk gülüşler. Sonra biraz ele avuca geliyorlar, hadi diyoruz artık anne sütünün yanına ek gıdalar da gelsin. Pürelerle başlayıp  acaba ne zaman pütürlü yemeye başlayabilir diye bekliyoruz. Çoğu annenin korkulu rüyasıdır ya hani ya alışamazsa pütürlü yemeye, ya uzun yıllar blender mahkumu kalırsa diye endişe ederler. Yemesi düzene tam girer hadi bakalım geceleri de artık karnı doyuyor bakalım ne vakit kesintisiz sabaha kadar uyuyacak diye beklemeye koyuluyoruz. Beklemek hiç bitmiyor. Ve biliyoruz ki daha yolun başı bu. 







Hep yatar pozisyondan artık sıkılıp ufaktan ufaktan oturmaya başladığında da desteksiz oturabilmesini, yana devrilmeden kendini kontrol ederek kalabilmesini bekliyoruz. Ne çok beklenti içindeyiz değil mi minicik insancıklardan ? Kendimiz olduğumuz yerde sayarken minicik bedenleri hep gözleyerek bekliyoruz. Ne büyük sabır bu insan yavrusunun evrilip de büyümesi işi. Oturmayı halledip de emekleme moduna geçmesi de en heyecanla beklenen aşamalardan biri. Fatma hanımın kızı şunu yapmış, Ayşe hanımın torunu bunu etmiş diye sürekli karşılaştırılmak da bu işin cilvesi. Hiçbir başka bebeğin yapabildiği ya da yiyebildiği ile kendi bebeğinizi karşılaştırmayın. Hem bebeğinize hem de kendinize yapacağınız en büyük kötülüktür bu. O özel bir bebek ve siz de onun annesi olarak seçilmişsiniz. Ona sizden daha iyi bakabilecek bir başkası yok, bunu aklınızdan asla çıkarmayın. Tanrı bize bir evlat sahibi olma şansını vermişse eğer onu layığı ile bakıp büyütülmek için gerekli gücü de içimize yerleştirmiştir inanın.


Şimdi gelelim bizim minnoş adamın gelişimine. Miniş bir adam olarak 1900 gr doğdu dünyaya fakat Yalın paşam da abisi gibi sımsıkı tutundu bize ve evimizin neşesi oldu son 10 aydır. Özellikle bu son 1 yıl 2016 yılı öylesine felaketlerle geçti ki hem bireysel olarak hem de ülke olarak nefes bile alamayacak duruma geldik. Şunun şurasında birkaç gün sonra gelecek olan 2017 yılına büyük umutlar bağladık hepimiz. Benim açımdan Yalın geçtiğimiz yılın tek güzel yanıydı. Nefesimin tükendiğini hissettiğim her an ona baktım, gücümü tekrar yükledim sanki bedenime. Kelime oyunu gibi gelir eminim okuyan bazılarına ama anne olanlar yüreklerinden anlayacaklardır bu dediğimi. Onun bana ihtiyacı olduğunu bilmek ayağa tekrar son bir gayretle kalkmamı sağladı, Tuğra zaten benim masum meleğim yorduğu kadar sabrı öğretenim. Bu iki güzel evlat olmasa bazı günler kapatıp dükkanı gitme isteği yakama öyle bir yapıştı ki anlatılmaz. Konu konuyu açtıkça açtı yine çözüldüm yazdıkça. Uzun lafın kısası Yalın artık 10 ayı geride bıraktı, 1 yaşımıza sayılı günler kaldı. Ha güldü gülecek, ha emekledi emekleyecek derken az kaldı yakında 1 olacak.

Anne sütü erken bitip de sadece mamayla devam etmemizden dolayı Yalın' ın ek gıdalara geçişi 5. ayda oldu. Neredeyse 5 aydır bir iki sefer dışında hiç püre yemek istemedi, her verdiğimi pütürlü şekilde tatmayı seviyor. Bildiğin küçük bir adam, tam bir Türk erkeği kendisi. Ekmeği seviyor, yemeğin suyuna bandırarak yedirilmesinden hoşlanıyor ve açlığa tahammülü yok. Yumurtayı, brokoliyi, buharda pişmiş balkabağını ve kefiri seviyor. Püre halinde verilen hiçbir bebek mamasını sevmiyor. Her hazırlanan sofrada baş köşede mama sandalyesinde üzerinde hazır bulunmaktan inanılmaz keyif alıyor. Özellikle geceleri uyku arasında acıktığında tüm evi ayağa kaldıracak kadar güçlü çığlıkları ile edepsizliğini bütün apartmana duyuruyor.




İşin özeti zaman çok çabuk geçiyor, arada durup es vermezsek ve geleceğe kayıt bırakmazsak çoğu güzel anı da unutulup gidiyor. Telaşların arasında kendimize vereceğimiz ufak molalarda belki buralara daha sık uğramak için sebebimiz olur böylece. Bir post da Yalın oğlanın günlük beslenmesi ile ilgili yazacağım bir ara. Uzman olarak değil ama bir anne olarak sadece örnek olsun, fikir versin diye elbette.

Ordan Burdan Hayattan Bizim Usul Makarna' da