28 Kasım 2014 Cuma

Yazdan Dondurucuya Kaldırdığınız Vişnelerin Vakti Geldi. Hadi Vişneli Truff Yapmaya


Bazı tarifler var ki her yaptığımda heyecan duyuyorum ve çocuk gibi mutlu oluyorum. Hani yemesinden çok yapımını sevdiğim tarifler onlar genellikle de. Truff da onlardan biri. Çikolatayla oynamak, ortaya herkesin severek yediği bir şey çıkarmak ve görüntüsünden de mutlu olmak böyle sanırım. Daha önceleri de defalarca reçete paylaştım ama bu defa evde likör yapmak için beklettiğim vişnelerimden yapınca daha bir keyiflendim. Önceki truff tariflerimi görmek için burdan bir buyrun bakalım.  Vişnelerden nasıl likör yaptığımı merak ederseniz de burdan bakabilirsiniz. 

 Malzemeler:
1 kutu krema ( 200 ml )
160 gr bitter çikolata
7-8 dilim kek
1 su bardağı vişne 
üzeri için  hindistancevizi, kakao

Yapılışı:
1. Kremayı teflon bir tencereye alın ve kaynama noktasına gelene kadar ocakta tutun.  2. Ocağın altını kapatıp çikolataları içine kırıp karıştırarak eritin. 
3. Kekleri ufalayıp karışıma ekleyin, son olarak vişneleri de katın ve homojen bir karışım olana kadar karıştırın. 
4. Soğuması için buzdolabında en az 3-4 saat bekletin.  
5. Hindistancevizi ve kakaoyu ayrı ayrı tabaklara alın.  Tatlı kaşığı ile karışımdan alıp avucunuzun içinde yuvarlayın ve hindistancevizi ya da kakaoya bulayıp servis tabağına alın. 
6. Buzdolabında ya da serin bir yerde muhafaza edip çayın kahvenin yanında ikram edebilirsiniz.

Afiyet olsun…





Ben truff yaparken mutlaka evde yenmemiş ve dondurucuya kaldırdığım fazla keklerimi değerlendiriyorum. Bazen öyle günlerce tezgah bekleyen keklerin nasıl da kıymetli olduğunu görüyorsunuz trufflar kapış kapış giderken. Eğer evde kekiniz yoksa hazır bir baton keki de kullanabilirsiniz. Baton kekin 3/4 ü işinizi görecektir. İçine de vişne yerine dilediğiniz her türlü malzeme kullanabilirsiniz. Kuru meyveler, dut, kayısı, incir, üzüm harika olur. Fındık, ceviz, badem yemeyen çocuklara gizli gizli yedirmek için de truff harika bir seçenek. Malzeme çeşitliliği tamamen sizin hayal gücünüze ve damak zevkinize kalmış. Haftasonu çocuklarla birlikte de yapılabilecek keyifli bir mutfak etkinliği olabilir ayrıca. Hamur yoğurmaktan keyif alan çocuklar çikolataya bulanmaktan inanılmaz mutlu olacaklardır şüpheniz olmasın…



25 Kasım 2014 Salı

Terbiyeli Tavuk Suyuna Sebze Çorbası


Bu gece Ankara' ya yılın ilk karı düştü. Sabah uyandığımızda etraf ufaktan ufaktan beyazlamaya başlamıştı. Artık sabahları evden biraz daha erken çıkmamız gereken sabahların vakti geldi, birkaç dakika araba temizliği yapmadan yola koyulmanın imkansız olduğu soğuk Ankara sabahlarının vakti. Havalar soğuyunca da akla ilk gelen sıcak çorba olmuyor mu sizin için? Ben yılın diğer zamanları pek çorba içmesem de kışın sıcacık bir tas çorbanın yerini hiçbir şey tutamıyor. Bir de içinde bol tanesi olan, tavuk suyuna yapılmış bir çorba ise değmeyin keyfime. Bu sabah da ilk işim tavuğu haşlamak oldu. Çorba tenceresini ocağın üstüne koydum. Soğuklara direnmenin en sağlıklı ve lezzetli yolu.


Malzemeler:

1 adet tavuk göğüs
1 adet orta boy patates
1 adet havuç
1 çay bardağı tel şehriye
1 adet yumurtanın sarısı
1 limonun suyu
tuz


Yapılışı:
1. Tavuğu yıkayıp temizleyip tencereye alın. Üzerini geçecek kadar suyu ekleyip haşlayın.
2. Haşlanan tavuğu alıp etini didikleyip çorba için bir kenara alın. Bir tam göğüs çorba için fazla olacaktır. bir kısmını daha sonra kullanmak üzere dondurucuya kaldırabilirsiniz. 
3. Tavuğun suyunu ocağa alıp içine küp küp doğradığınız havuç ve patatesleri atın.
4. Birkaç dakika haşladıktan sonra şehriyeyi de içine katın. 
5. Son olarak didiklediğiniz tavuk parçalarını ekleyin.
6. Bir kasede yumurtanın sarısı ile limonun suyunu iyice çırpıp terbiyesini hazırlayın. Kaynayan tavuğun suyundan içine birkaç kaşık alın. Sonra çorbayı sürekli karıştırarak terbiyeyi içine aktarın.
7. Çorbanın kıvamına göre içine sıcak su ekleyebilirsiniz. 
8. Tuzunu ekleyip sebzeleri piştikten sonra çorbayı ocaktan alabilirsiniz.
9. Sıcak olarak ve üzerine kıyılmış maydanoz ile servis edebilirsiniz. 
 Afiyet olsun.



23 Kasım 2014 Pazar

Her Eve Giren Balık Hamsi



Kış geldiğinde en sevdiğim şey balık tezgahlarında ışıl ışıl parlayan hamsileri görmek oluyor. Zaten alacak olayım ya da olmayayım balıkçı tezgahlarını izlemek hep hoşuma gitmiştir. Bizim ev gibi ' balık olsun da ne olursa olsun' evlerden birinde yaşıyorsanız sofraya ne balığı konduğunun pek bir önemi yok aslında ama hamsinin yeri her zaman ayrı. Küçükken Fatih' te yaşarken her hafta Çarşamba semt pazarının olduğu gün annem pazardan hamsi alır ve her Çarşamba bizim evde hamsi yenirdi. Annem hala bize o zamanlar hamsiden başka hiçbir balık çeşidini yediremediğini söyler durur.  O yüzden benim için nostaljik bir tarafı da var hamsinin. Büyüdükçe her türlü balığı sevdim tabii ama hamsinin yeri hep özel. Bir de Laz uşağu ile evlenince kapça ( Lazca hamsi demek ) ile haşır neşir olmamak mümkün değil elbette. Daha önceki postlarımda Hamsili Pilav tarifime de ulaşabilirsiniz. 

Her bütçeden ailenin sofrasına gelen hamsi ile neler neler yapılmaz ki. Pilavı, çorbası, turşusu, hamsi kuşu, diblesi, buğulaması, köftesi, güveci ve hatta tatlısı bile yapılır. Ama her damak tadına hitap eden tek şekli sanırım Hamsi Tavadır. Kimse mısır unu ile harmanlanıp tavalanmış sapsarı kızarmış hamsiye hayır demez. Bizim evde de haftasonları genelde geç kahvaltı sonrası akşam yemeğinde hamsi sefası yapılıyor. Yanında sadece bol yeşillik ve Fırınlanmış Kırmızı Soğan olsun yetiyor. 





Malzemeler:
1 kg hamsi
mısır unu
tuz
kızartmak için sıvıyağ 

Hazırlanışı:
1. Hamsileri ayıklayıp temizleyin ve bol suyla yıkayın.
2. Suyu süzülünce geniş bir tepside tuzla harmanlanmış mısır ununa bulayın.
3. Tavaya çiçek şeklinde dizip üzerine az miktarda sıvıyağ gezdirin.
4. Her iki tarafını da kızartıp servis tabağına alın.
5. Sıcak servis edin.

Öneri : Ben kızartmak için özel olarak hamsi kızartmak için üretilmiş çift kapaklı tavalardan kullanıyorum. Çevirmesi de kolay oluyor. Ayrıca kızarırken etrafa yağ sıçramasını ve kokunu fazlaca eve yayılmasını da engellenmiş oluyorum. Bir başka öneri de evdeki balık kokusuna karşı ocak üzerinde soyulmuş elma kabuğu ve limon yakabilirsiniz. 

18 Kasım 2014 Salı

Ayva Mevsiminin Güzeli Ayva Reçeli



Meyvelerle hiç aram yok. Evimizin tek meyve tüketicisi küçük adam Tuğra. O yerken biz de eşlik ediyoruz arada. Yoksa gidip dolaptan meyve alıp yediğimi hiç hatırlamam. Benim meyvelerle tek ilgi alanım tatlılarda kullanmak. Elbette bir de reçel yapımında. Kahvaltıyı günün en güzel öğünü diye düşündüğümden kahvaltı masasında yenilmese bile en azından 2 çeşit reçel olmazsa olmaz benim için.
Şimdi tam da ayvanın zamanı gelmişken birkaç kavanoz yapıp kışa hazır etmeli. Annem de İstanbul'dan gelmişken bu defa reçeli anneme yaptırdım. Hem kıvamı hem rengi harika oldu. Anne elinin değip de güzelleştirmediği ne var ki zaten şu hayatta ?




Malzemeler:
1 kg ayva
1 kg toz şeker
1 paket vanilya
birkaç adet karanfil tanesi
1 su bardağı su
1 yemek kaşığı kadar limon suyu


Hazırlanışı:
1. Diğer reçellerin aksine ayvayı önceden şekere yatırıp bekletmek gibi bir durum söz konusu değil. Ayvaların biraz yumuşaması için suda haşlanması gerekiyor.
2. Öncelikle ayvaları güzelce yıkayıp üzerindeki tüylerden temizleyin. Kabuklarını soymadan minik minik küpler halinde doğrayın.
3. Çekirdeklerini de tencereye alarak tüm ayvaları soyup doğrayın. Üzerine 1 bardak suyu ve karanfil tanelerini de ekleyip ayvalar yumuşayıp suyu çekene kadar pişirin. Ayvanın çekirdeklerini mutlaka tencereye atın, çünkü reçelin rengini ve kıvamını veren çekirdekleridir
4. Suyunu çeken ayvaların üzerine şekeri de katıp kısık ateşte kaynatın.
5. Arada küçük bir tabağa bir kaşık reçel alıp pişip pişmediğini kıvamına bakarak kontrol edin. Reçelin ortasından parmağınızla kestiğinizde reçel birleşmeyip tabağın ortası açık kalıyorsa reçelin kıvamı olmuş, pişmiş demektir.
6. Ocaktan almadan vanilyayı da katın. Vanilya eklenmese de olur. Tamamen sizin damak tadınıza kalmış.
7. Son olarak limon suyunu da ekleyip bir taşım kaynadıktan sonra ocaktan alabilirsiniz.
8. İsterseniz sıcak sıcak kavanozlara koyup kapağını sıkıca kapatıp vakumlayın. İsterseniz de tencerede soğuyup oda ısısında gelince kavanozlara koyabilirsiniz.

Afiyet olsun.




17 Kasım 2014 Pazartesi

Taze Itır Aromalı Tavuk Şişleri


Yine yazdan, Kaş'tan, Diva Hotel'den bir reçete var şimdi. Eğer ıtır bitkisini tanıyorsanız ve etrafınızda kolayca bulabiliyorsanız tavuk etiyle birlikte bir deneyin, aromasını seveceğinize eminim. Itır sardunyagillerden yaprakları güzel kokulu bir süs bitkisi. Ancak küçük bir dip not; gelişigüzel ve fazla dozda kullanıldığında vücudda ciddi zararları olabilen hatta sonucu ölümlere kadar varabiliyormuş. Kaş'ta kaldığımız odanın hemen önündeki bahçede yetişiyordu ve Hayriye hanım tavuğu marine ederken bana tanıştırmıştı. Ben de Kaş'tan gelirken bir kök getirip evde de saksıya ektim. Et yemeklerinde aromalı tatları seviyorsanız ıtır da aklınızda olsun derim.

Malzemeler:
1 kg tavuk but ( ufak ufak kesilmiş )
1 parça taze ıtır
2 diş sarımsak
4-5 dal dereotu
zeytinyağı
tuz, karabiber


Yapılışı:

1. Ufak ufak kesilmiş tavuk butlarını bir karıştırma kabına alın. 
2. Üzerine ince ince doğranmış ıtırı, dereotunu ve sarımsağı ekleyin elinizle birkaç dakika karışıtrıp iyice homojen bir karışım olmasını sağlayın.
3. Tavukları şişlere dizip tavada pişirin. 
4. Yanında pilav ve tereyağında sotelenmiş çeri domates ile servis edebilirsiniz.




15 Kasım 2014 Cumartesi

Kefirli Tam Buğday Unlu Krep



Bir süredir evde kefirimizi kendim mayalıyorum. Arkadaşım Ayşe' nin kefir mayaladığını ve çok severek içtiğini duyduğumda pek heveslendim ve  hemen bana da kefir tanelerinden verince kefir maceramız başladı.  Tuğra hep çok sevdi kefiri, hazır satılanların meyveli olanlarını bayılarak içiyor. Evde mayaladığımın nasıl oluyorsa hazır olmadığını anlıyor ve içmiyor. İçine meyve özü de ekledim ama olmadı bir türlü başaramadım. Ama ben hemen her gün kendim için mayalayıp keyifle de içiyorum. Ona da içirmenin bir şekilde yolunu buluyorum. Bu sabah kahvaltısı için krep hazırlarken süt yerine kefir kullandım mesela. Beyaz un yerine de tam buğday unu kullanınca enfes pofidik kreplerimiz oldu. 

Bilmeyenler için kısaca kefir nasıl mayalanıyor onu da anlatayım. Kefir hafif ekşimsi fermente bir içecek ve taneleri sütün içinde mayalandıkça büyüyüp çoğalırlar. Canlı kefir taneleri ile mayalanan kefirin markette satılanlardan farkı besin değerinin daha yüksek olması. Markettekiler kefir kültüründen üretiliyor. Herhangi bir yerde kefir mayası satılmadığı için böyle elden ele paylaşılıyor. İnternette gezinirken kefirle ilgili çok güzel bilgiler de edindim. Milliyet gazetesinden Başak Pirtini' nin çok güzel bir yazısı vardı. Orada madde madde sıralanmış aynen buraya alıntı yapıyorum. 

Kefir nasıl mayalanır?
1- İlk önce güvendiğiniz bir sütçüden çiğ süt temin edin. Ben genelde yoğurt ve kefirimi güvendiğim sütçüden alıyorsam hiç kaynatmadan yapıyorum çünkü sütün yapısı kaynatılınca bozuluyor ve kalsiyum dengesi bozuluyor. Ayrıca kefir taneleri sütteki zararlı bakterileri yiyorlar. Çiğ sütten mayalamak içinize sinmezse 5 dk boyunca çiğ sütünüzü kaynatın. Çiğ süt bulamazsanız alternatif olarak günlük pastörize süt de kullanabilirsiniz. Yanlızca UHT süt kesinlikle kullanmayın. Prof. Ahmet Aydın’ın beslenmebulteni.com sitesinde “Kutu Süt Savaşları” dosyasında sağlıksız UHT kutu sütleri oldukça detaylı anlatıyor.
2- Kefirin mayalanması 20-25 derecede oda sıcaklığında olur. Sütünüz sıcaksa 25 dereceye düşmesini bekleyin. Sonra sütünüzü cam kavanoza aktarın. Sütünüz soğuksa ılıtmanıza gerek yok, oda sıcaklığına gelince mayalanma kendi kendine başlayacak.
3- Önceden temin ettiğiniz sütün veya suyun içinde bulunan kefir tanelerini plastik tel süzgeçten süzün. Taneleri su ile yıkamadan tahta kaşık kullanarak süte ekleyin. Kapağını kapatın, bir havlu ile sarıp karanlık bir oda dolabına koyun. Normalde 1 litre süte 15-20gram ceviz kadar kefir tanesi yeterli olur. Nohut kadar kefir de mayalar ama aynı miktar sütü mayalaması sadece daha uzun sürer.
4- Kefirin mayalanması  8-24 saat sürer. Daha yoğun bir ekşimsi tat için 2 gün de bekletebilirsiniz. 12 saatten daha uzun sürede mayalanan kefir sindirim sistemini yavaşlattığını, 12 saatten daha kısa sürede mayalananın ise sindirim sitemini hızlandırdığını söylüyorlar.
5- Kefir hazır olunca yine plastik tel süzgeçten geniş bir kaba süzün. Kefir mayasını yıkamadan yeniden taze süte atın, hemen tekrar mayalayabilirsiniz.
6- Kefir mayanızı bir süre kullanmayacaksınız üstünü kapatacak kadar süte veya içme suyuna koyarak cam kapta 10 gün kadar buzdolabında saklanabilir. Eğer uykuya geçmişlerse ılık sütle tekrar canlandırabilirsiniz, ancak beklettikten sonraki ilk bir-iki mayalanmayı tüketmemek tavsiye ediliyor.
7- Süzülmüş kefiri cam bir kavanoza koyarak buzdolabında saklayıp bir kaç günde tüketebilirsiniz. Ekşi tat herkesin aradığı tat, ancak tatlımsı tadı sevenler varsa tüketirken biraz sütle karıştırmak tadını yumuşatabiliyor.
8- TV'de izlediğim kadarıyla doktorlar günde en az yarım litre evde mayalanmış kefir ya da yoğurt öneriyorlar.
9- Bazıları yağsız sütle kefir mayalamaya çalışıyor ama yağsız süte mayalanan
kefir taneleri de zamanla cılızlaşıyor deniyor. Süt ne kadar doğal ve sağlıklıysa onlar da o kadar sağlıklı oluyor.
10- Kefir zamanla çoğalacaktır ufak parçalar halinde süt içinde kağıt bardaklarda -20 derecede 7-8 ay boyunca dondurarak saklayabilir ve bunları paylaşabilirsiniz.
Ve gelelim benim bu sabahki Kefirli Tam Buğday Unlu krep tarifime

Malzemeler:

2 su bardağı kadar kefir
2 adet yumurta
2 su bardağı tam buğday unu 
1 çay kaşığı deniz tuzu
sıvı yağ

Hazırlanışı:
1. Kefiri, yumurtaları ve unu bir karıştırma kabına alın.
2. İçine tuzu da ekleyip karıştırın.
3. Boza kıvamına geldiyse krep karışımımız hazır demektir.
4. Tavaya çok az sıvıyağ alıp kağıt havluyla yayın. Bir kepçe krep karışımından tavanın tam ortasına dökün. 
5. Krep tavayı salladığınızda yapışmamışsa pişmiş demektir, arka tarafını da çevirip pişirin.
6. Tüm krepleri bu şekilde hazırlayıp sıcak servis edebilirsiniz. 
7. Yanında çikolata, fındık ezmesi, fıstık ezmesi ya da reçelle tüketebilirsiniz.

Afiyet olsun…

6 Kasım 2014 Perşembe

Aşure



Yanlış hatırlamıyorsam sanırım tam 5 yıldır düzenli olarak aşure yapıyorum. Her yıl kendime aşure konusundaki güvenim biraz daha arttı, ben de her yıl ölçüyü biraz daha artırdım. Çocukluğumdan beri bizim evde aşure yapımı çok özel bir ritueldir. Malzemeler alınıp, hazırlıklar yapılır, kocaman aşure tenceresi ocakta yerini alıp gün boyu kaynar sonra da kaselere bölüştürülürdü. Üzerinin süslenmesi kısmı en eğlenceli kısmıydı bence. Son olarak da tepsiye dizilen kaseler apartmanda kapı kapı dolaşılıp komşulara dağıtılırdı. Günler içinde de gönderilen kaselere komşuların yaptığı aşureler doldurulup geri gönderilirdi.

Annemden gördüğüm, alıştığım bu geleneği ben de elimden geldiğince sürdürmeye gayret ediyorum. Ayrıca pişirirken inanılmaz da mutlu oluyorum. Dün buğday miktarını azıcık daha artırıp 500 gr buğday ile kocaman bir tencere aşure kaynattım. Tadına bakan birkaç büyüğümden de olumlu yorumlar alınca pek mutlu oldum haliyle. Benim için iyi aşurenin birkaç olmazsa olmazı var. Öncelikle aşurenin rengi çok koyu olmamalı, rengini koyulaştıran kuru incir ve kuru üzüm gibi malzemeleri suda iyice bekletip suyunu süzdürdükten sonra aşurenin pişmesine yakın tencereye atmak en pratik yöntem. Benim gibi aşurenin içinde pişmiş kuru incir sevmiyorsanız sadece üzerinde süslemek için de kullanabilirsiniz.
Daha önceden paylaştığım iki farklı aşure tarifim var blogda, onlara da bakıp fikir almak istersiniz belki.  O zaman hemen bir tık tık…..



Fotoğraflarını gördüğünüz bu yılın aşuresi için;

Malzemeler:
500 gr aşurelik buğday
6,5 lt su
1 kg 300 gr toz şeker
1/2 çay bardağı pirinç
200 gr fasulye
200 gr nohut
150 gr kuru kayısı
150 gr kuru üzüm
50 gr kuru kuş üzümü
3 adet portakalın kabuğunun rendesi
1 su bardağı meyve kurusu

Üzerini süslemek için
kuru incir
kuru kayısı
ceviz için
toz Şam fıstığı
hindistan cevizi
tarçın
nar
kuş üzümü


Yapılışı:

1. Buğdayı bir gün önceden suya koyun. Nohutu ve fasulyeyi de ayrı ayrı kaplarda ıslatın.
2. Kuru üzümleri, kuş üzümlerini ve meyve kurularını temizleyip suda bekletin.
3. Ertesi gün nohutu ve fasulyeyi ayrı ayrı haşlayın.
4. Buğdayı tencereye alıp üzerine 5 lt kadar su ekleyip buğdaylar iyice haşlayıp patlayana kadar haşlayın. Bu arada pirinci de tencereye atabilirsiniz.
5. Buğdaylar haşlanınca içine fasulye ve nohutu da ekleyip pişirmeye devam edin. Kaynamaya devam ettikçe azalan suyu sıcak su ekleyerek takviye edin.
6. Eğer içine incir koyacaksınız daha önceden suda bekletip kara suyunu akıttığınız incirleri en son anda katın.
7. Kuru üzümleri, kuş üzümlerini ve suda bekleyip yumuşamış meyve kurularının sularını süzdürüp onları da tencereye ekleyin.
8. Portakalların kabuklarını aşurenin içince rendeleyin.
9. Son olarak şekerini de ekleyip bir taşım daha kaynatın. Suyunu kontrol edin, aşurenin kıvamı ne çok koyu ne de çok sulu olmamalıdır. Bir miktar da soğuduktan sonra koyulaşacağını hesaba katarak yoğurt çorbası kıvamında olmasına dikkat edin.
10. Ocağın altını kapatıp aşureyi malzemeleri homojen olacak şekilde kaselere servis yapın.
11. Oda ısısına gelince üzerini hindistancevizi, tarçın, toz fıstık, kuru kuş üzümü, ceviz içi, nar taneleri ile süsleyip soğuması için buzdolabına kaldırabilirsiniz. 
12. Bu arada buzdolabına kaldırmadan önce komşularınızın hakkını vermeyi unutmayın :)

Allah kabul etsin, afiyet olsun…



1 Kasım 2014 Cumartesi

Eskişehir' de Kısa Bir Gastronomi Turu





Yine zor bir zamandan geçiyorum galiba. Omuzlarımda büyük büyük yükler var sanki, kendimden büyük ağırlıklar altında kalmış gibiyim. Beni bilenler iyi bilir ki böyle zamanlarımda ben kabuğuma çekilirim, susarım ve kendimi yer bitiririm. Tam da öyleyim işte. Boğuştuğum derdimi her ne kadar kabullendim desem de arada tükeniyorum, gücümün bittiğini hissediyorum. İnsanız sonuçta, bir günümüz diğerine uymuyor. Kimselere bir şey anlatamadığım zamanlarda en iyi bildiğim şey blogum oluyor. Eskiden günlüklerime koşardım, sayfalar dolusu yazardım. Kimseler okumasa da rahatlardım.  Neyse işte böyle içimi döktüm biraz…  Gelelim gezi notlarıma. Biz geçtiğimiz haftasonu çok güzel bir gezi yaptık Eskişehir' e. 




Eskişehir' e ikinci gidişimiz oldu ama ilk sefer şehir çok kalabalık olduğu için yeterince gezip tanıma fırsatımız olmamıştı. Bu defa bir gece de konaklamalı gidince hem daha çok vaktimiz oldu hem de şehrin kalabalığı çok rahatsız edici boyutta değildi.  Ankara' da olup  da haftasonu için yapacak aktivite arayanlar için günübirlik de gidilebilecek harika bir yer Eskişehir. Hızlı tren ile ulaşım sadece 1.5 saat ve oldukça da konforlu.

Biz şehre varır varmaz hemen otele gidip eşyalarımızı odamıza bıraktık. Eskişehirde ne yapılır diye sorduğumuz arkadaşlarımızdan daha evvel aldığımız tavsiyeleri dinleyip ilk iş karnımızı doyurmak için yola düştük. Bindiğimiz taksiciye bizi Balaban Köfteciye götürmesini söyleyince hemen kendimizi Es Balaban' da bulduk. Öyle çok acıkmışız ki önümüze gelen yemeği nasıl yedik bilmiyorum. Küçük bey bile neredeyse hepsini yedi. Küçük küçük kesilmiş pidelerin et suyu ile ıslatılıp üzerine yoğurt ve salça sos dökülmesi ile enfes bir lezzet çıkıyor ortaya. Üzerine de balaban köfte ve sinirleri alınmış bonfile şişler diziliyor. Servis sırasında da üzerine tereyağ dökülüyor. İşte böyle enfes bir şey. Oralara yolunuz düşerse yemeden dönmeyin. Bir de birkaç arkadaşım '' balaban Abdüsselam' da yenir '' demiş ama Pazar günü açık olmayan işletme baştan puan kaybetti zaten. Madem böylesine turistik bir yerde bu iddia ile bir iş yapıyorsunuz sanki Pazar günleri de açık olsa iyi olurmuş. Cumartesi Es Balaban' da lezzetine doyamayınca Pazar günü de Abdüsselam' ı deneyelim dedik ama olmadı. Orası da bir dahaki sefere kısmetse.

Yemek sonrası da şehri yürüyerek dolaşmak istedik. Bilmediğiniz bir şehri tanımanın en güzel yolu da bu zaten. Yine tavsiyelerden biri Kara Kedi Boza idi. Yolumuzun üzerinde tabelayı görünce kendimizi dükkana atıverdik hemen. 1925 yılından beri hizmet veren işletme Eskişehirlilerin çok sevdikleri mekanlardan biri. Bizim küçük bey de tam 2 bardak boza içerek notunu verdi bozaya. Fakat ben Fatih doğumlu  olarak Vefa Bozası ile büyümüş biriyim. Haliyle biraz notum kıt kaldı Kara Kedi Bozaya.  Tadı biraz daha ekşi olsaymış sanki daha güzel olurmuş. Bu arada gün içinde gezinirken Kara Kedi'nin çarşı içindeki ana şubesini gördük, içeriye girilecek gibi değildi. Kapının önü insan kaynıyordu, demek ki Eskişehir' de boza deyince akla Kara Kedi geliyor. Bana kalırsa fena değil ama bir Vefa Bozacısı olamaz.



Yine Ankara' daki bir yemek bloggerı bir arkadaşımın tavsiyesi için tatlı yemek için yola düştük. Haller Gençlik Merkezi içindeki Mazlumlar Muhallebicisi 1927 yılında kurulmuş bir aile işletmesi. Çeşitli sebeplerle uzun yıllar üretime ara vermişler ancak 2001 yılından beri  ailenin ikinci ve üçüncü kuşağı tarafından tekrar hizmete girmiş. Biz Cumartesi günü gidip önce su muhallebisi ve supanglenin tadına baktık. Su muhallebisi üzerindeki gelincik şerbetinin lezzetini nasıl anlatırım bilemiyorum, müthişti.



Tabii Eskişehir' e gidince hemen ilk akla gelen şey çibörek oluyor. Geçen gidişimizde yiyememiştik ve aklımızda kalmıştı. Bu defa yine Çibörek denince ilk tavsiye edilen mekana ,  Papağan Çibörek' e gittik. Kapının önünde kuyruk vardı dersem inanın. Biraz etrafta turlayıp tekrar geri geldiğimizde ancak boş masa bulabildik. Bir porsiyonda tam 5 adet çibörek servis ediliyor. Tek kişi için bir öğünde oldukça doyurucu ancak biz tek bir porsiyon sipariş edip sadece tadına baktık, bana göre öyle abartıldığı kadar süper bir börek de değil. Sıcakken iyi ama asla soğuk yememeli bence, içindeki kıymanın yağı donunca pek de iştah açıcı olmuyor. 



Pazar günü dönüş için tren saatini beklerken tekrar Haller Gençlik Merkezi' ne bizi çeken elbette ki önceki gün aklımızda kalan yiyemediğimiz tatlılar oldu. Yine Mazlumlar' ın yolunu tuttuk. Bu defa tercihimizi son zamanlarda adını sıkça duyduğum ve merak ettiiğim Trileçe' den yana kullandık.  Ellerinde kalan son dilimi kaptığımızı ve bizden hemen sonra gelen herkesin kaçırdığı için çok üzüldüğünü de ekleyeyim. Biz yine tek porsiyonu üçümüz paylaştığımız için nasıl bittiğini bilemedik, tadına bayıldık tek kelimeyle. Zaten üzerinde karamel sosu olması baştan benim gönlümü fethetmeye yetti bile. Ankara'ya döner dönmez tarif araştırmalarımı da yaptım, pek yakında ben de bir Trileçe tarifi paylaşabilirim bakalım kısmetse. Aynı lezzeti yakalayabilirsem ne mutlu bana.


Yine bir diğer Mazlumlar lezzeti de Sütlü Kadayıf tatlısıydı. Ürünlerinin hiç birinde katkı maddesi kullanmayan, tam anlamıyla ev lezzetinde sütlü tatlılar sunan mekan Türkiye' nin önde gelen yemek kültürü uzmanlarından oluşan gurmelerinin yaptığı değerlendirmede de Türkiye' nin en iyi 10 muhallebicisi arasında yer almış. Diğerlerini bilemem ama burası haketmiş bunu. 




Bizim için oldukça keyifle geçen bir Eskişehir gezisi oldu geçen hafta. Ankara' da olmamızın belki de en güzel tarafı budur. Etrafımızda gezecek, keşfedecek bir dolu yer var ve vakit buldukça gidebilmek harika. Sizlerin de yolunuz Eskişehir'e düşerse neler yapabileceğinize dair birkaç fikir verebilmişimdir umarım. Gezecek görecek çok yerleri var ama ben de yenilecek listesi vermiş oldum. Bir dahaki Eskişehir turuna kadar da aklımda kalacak lezzetler hepsi.  Yolunuzu mutlaka bu güzel şehre düşürün. 

Ordan Burdan Hayattan Bizim Usul Makarna' da