29 Ağustos 2014 Cuma

Tek Kaşık Zeytinyağı ile Biber Kızarttım


Yaz mevsimini neden seviyorum biliyorum. Çünkü sevdiğim ne kadar sebze meyve varsa hepsine yazın kavuşuyorum. Mesela kışın mis gibi kokan bir domates bulsak nasıl define bulmuş gibi oluruz düşünsenize. Ya da çıtır çıtır biberler gelse kahvaltı masamıza, bahçeden ama seradan değil. Yazı kavurucu sıcağına rağmen yine de seviyorum işte bu güzel nimetleri doya doya yiyebildiğimiz için.

Yazın en sevdiğim şeylerden biri de kızartmalar. Sabah kahvaltı sofrasında dahi kızartma olsun bayılarak yerim. Kalori hesabı yaptığımız için sınırlı tüketmeye çalıştığımız kızartmaları da ben Tefal Actifry ile yaptığımdan içim öyle rahat tüketiyorum ki hiçbir vicdan azabı olmadan keyfine varıyorum. Sadece tek kaşık zeytinyağı ile hem sağlıklı hem de lezzetli kızartma yapmanın yolu Actifry. 

Biber kızartmasını da geçen gün aynı şekilde yaptım. Çerez gibi afiyetle yedik. Yanında da minik domateslerimle tablo gibi görünmüyorlar mı sizce de ? 

Malzemeler
1 kg tatlı yeşil biber ( kıl biber )
1 yemek kaşığı zeytinyağı
20-25 adet cherry domates
tuz

Yapılışı:
1. Biberleri yıkayın, suyunu süzdürün, saplarını kopartmadan Tefal Actifry haznesine alın.
2. Zeytinyağını ve tuzunu da ilave edip yaklaşık 20 dk pişirin.
3. Biberler pişerken teflon tavada çok az zeytinyağında domatesleri soteleyin.
4. Biberleri servis tabağına alıp domateslerle beraber sıcak ya da ılık olarak servis edebilirsiniz.

Afiyet olsun.




24 Ağustos 2014 Pazar

Vişneli Limonata


Çoğunluğun aksine evine hiç hazır içecek girmeyen bir aileyiz biz. Tuğra' nın bir sünger misali emici gücü var, gereksiz yere vücuduna şeker yüklenmesine razı olmadığımdan çok özel bazı zamanlar dışında - misafir, doğumgünü kutlaması vs. - hazır içecek almıyoruz. Taze meyve zamanı kompostolar yapıyorum sık sık. Limonata da en sevdiği içeceklerden biri. Bu yıl her yerde vişneli, çilekli limonatalar deneyip hiçbirini beğenmeyince ilk fırsatta denerim diye listeye almıştım. Kısmet yaz sonuna kaldı ama önümüzdeki yıl için bolca yapacağım bir içecek oldu. Mayhoş tatları seviyorsanız şeker miktarını da azıcık azaltıp enfes bir ferahlatıcı hazırlamak artık çok kolay. İçinde ne yapay katkı maddesi var ne de başka birşey. Tamamen ev yapımı. Hatta ve hatta şekeri de ortadan kaldırıp bal ile de tatlandırmak mümkün. Ama ben daha ne yapayım değil mi ama:)))  Vişne bulabilirseniz hemen deneyin, dondurucuya attıysanız biraz çıkartıp deneyin, dondurucuda da yok diyorsanız marketten biraz dondurulmuş vişne alıp deneyin. Ama mutlaka deneyin.

Ben ilk defa geçen haftalarda az bir ölçü ile yapıp çaya davetli olduğum bir arkadaşıma götürdüm tadına bile bakmadan. Orada tadına bakan herkes çok beğenince aynı akşam eve gidip kendimize de yapıverdim.


Malzemeler:
35-40 adet vişne
3-4 adet limon
1 su bardağı toz şeker
5 su bardağı su

Yapılışı:
1. Limonların kabuğunu rendeleyin ve üzerine şekeri dökün. Üzerine yıkanıp temizlenmiş vişneleri de ekleyip, limonların suyunu da sıkıp içine katın, eğer vaktiniz varsa 1 gece o şekilde bekletin.
2. Tencereyi ocağa alıp vişneler rengini salıp yumuşayana kadar yaklaşık 15 dk kaynatın.
3. Soğuyunca ince bir süzgeçten süzün ve kalan vişne tanelerini ezerek suyunu süzdürün.
4. Süzdüğünüz limonataya istediğiniz tada erişene kadar soğuk su ekleyip karıştırabilirsiniz.
5. Buzdolbında soğutup buzla servis edebilirsiniz.

Afiyet olsun…





15 Ağustos 2014 Cuma

Damla Sakızlı Su Muhallebisi


Cuma günü demek  herkes için biraz rehavet, biraz keyif ve  biraz mutluluk sebebi değil mi? Tüm haftanın yorgunluğunu üzerimizden atıp kendimizi ödüllendirdiğimiz haftanın en sevilen günü. Cuma sabahları uyanıp da dünyaya bambaşka bir keyifle bakmıyor muyuz, haksız mıyım? Böyle güzel bir günü tatlısız geçirmek olmaz. Ama yine de abartmayalım diye en masum tatlılardan birini seçtim bugün için ben. Sütlü tatlılar içinde belki de en masumudur su muhallebisi. Eskiden, biz çocukken mahallelere muhallebiciler gelirdi, renkli minik plastik bardaklarda muhallebi satarlardı. Öyle belliydi ki içinde bir gram bile süt olmazdı, tamamen su ile yapılmış ama müthiş lezzetli olurdu o muhallebiler. Hala su muhallebisi diyince aklıma hep o tat gelir aklıma. Elbette tamamen su ile yapmıyoruz, lezzeti bile o kadar güzel oluyor mu bilemem ama hafif bir tatlı yapmak niyetinde iseniz evde mutlaka her daim olan malzemelerle koyun ocağa tencereyi. Ben gülsuyunu sevmediğim için eklemedim ama tercih sizin. 

Malzemeler:

2 su bardağı süt
2 su bardağı su
1/2 su bardağı nişasta
1 su bardağı toz şeker
2 adet damla sakız
süslemek  için çilek ve toz fıstık


Yapılışı:
1. Tüm malzemeyi tencereye alıp muhallebi kıvamına gelene kadar karıştırarak pişirin.
2. Su ile ıslattığınız kaselere paylaştırın ve oda ısısına gelince  buzdolabına koyun. 
3. Servis sırasında çilek dilimleri ile süsleyebilirsiniz.



12 Ağustos 2014 Salı

Vişne Likörümü Bekliyorum



Vişne mevsimi gelip de vişnenin peşine düşmeyen ev hanımı, mutfak sevdalısı var mıdır merak ediyorum. Tezgahlarda bir görünüp, kısa sürede de tükendiği için ne kıymetlidir, ne güzeldir vişne. Peşine düşmeden, onu türlü türlü hallere sokup lezzetine son demine kadar varmadan huzura eremem ben. İlla ki reçeli yapılacak az da olsa reçel kavanozlarımın yanında yerini alacak. Bir miktar da komposto için dondurucuya mutlaka kaldırılacak. Biraz da pasta ıvır zıvır süslemeleri için kenara ayrılacak elbette. Ama en güzeli hangisi biliyor musunuz? Likör ya da şurup yapımı  için uzun uzun bekleme safhasındaki vişneler. Yıllar önce henüz Tuğra bebekken ilk defa niyetlenmiştim vişne likörü yapımına. Sonra baktım ki inanılmaz bir aroma ve lezzet kıyamadım içine alkol katıp onu mahrum etmek bu güzellikten. Sonra bir güzel sulandırıp sulandırıp içmiştik vişne şurubu olarak.  Ertesi sene o hevesle daha çok vişne alıp likör olarak hazırlamak için kavanozladım. Sonra uzun bir tatil dönüşü vişnelerin küflendiğini görüp büyük bir hüsranla dökmek zorunda kalmıştık. O zamandan beri de bir daha niyet etmedim nedense hevesim mi kırıldı nedir. 

Sonraaaa ne mi oldu? Bu yıl tam da Kaş'tan tatilden dönerken  Sevgili arkadaşım Aslı'nın blogunda enfes bir vişne likörü reçetesi paylaştığını gördüm. Nasıl bir hevesle o yolda vişne aradı gözlerim anlatamam. Ankara' ya döner dönmez markette bulduğum ne kadar vişne varsa aldım. Daha tatil valizleri ortalarda sürünürken vişnelerim kavanoza girip gölgeye saklandılar. Umarım bu defa likör olmayı becerecekler. Arada gidip gelip durdukları yerde kavanozları bir çalkalıyorum. Heyecanla 2 aylık sürenin geçmesini bekliyorum. Sonra bu güzelliği paylaşmak için kahveye gelmek isteyenlerin rezervasyonlarını kabul edeceğim :))) Bu defa yine Tuğra için içine alkol katmaya kıyamayabilirim diye 3 ayrı kavanozda yaptım. En azından tekini onun için şurup olarak ayırabileceğim. Evin paşası o, onun boğazından geçmeyen hiçbir şey lezzetli olamaz elbette ki. 

Bu fotoğrafı sosyal medya hesaplarımdan paylaştığımdan beri reçetesini merakla bekleyenler var diye hemen ekledim. Şimdi sıra sizde efendim. Hemen en yakınınızdaki markete ya da semt pazarına kadar koşup vişne avına çıkıyorsunuz. Tezgahta ne kadar varsa hepsini alın benden söylemesi. Dediğim gibi reçelinizi, komspostoluğunuz, pasta vs için olan kısmını da ayırıp birazını da mutlaka likör olarak hazırlanmak üzere kavanozlayın. Sonra sonucu da bana bir şekilde haber verin ama merakta koymayın. Bu keyifle hazırladığımız likörümüzün ağız tadıyla içileceği günleri de görelim inşallah. 



Malzemeler:
1 kg vişne
500 gr toz şeker
10-15 adet karanfil
5-6 adet kabuk tarçın
10 adet kakule ( Aslı kullanmış ama ben kakule eklemedim, isteğe bağlı )
yeterince votka ya da konyak
2,5 lt lik konserve kavanozu

Yapılışı:
1. Vişneleri yıkayın, sapları ve çekirdeklerini çıkarmadan kavanoza bir sıra vişne bir sıra toz şeker olacak yerleştirin.
2. Tarçın çubuğu, karanfil ve kakule tanelerini katların aralarına gelişigüzel yerleştirin.
3. Kavanozun kapağını sıkıca kapatın ve gölge bir yerde 2 ay dinlenmeye bırakın.
4. Bu 2 aylık bekleme süresince haftada en az 1 defa kavanozu çalkalayın ki içindekiler bir güzel karışsın, dibe çöken şeker de karışır böylece.
5. 2 ay sürenin sonunda vişnelerin üzerine de hafif hafif bastırarak suyunu güzelce süzün. İnce bir süzgeçten geçirip cam bir sürahiye alın.
6. Önce bir çay bardağı konyak ya da votkayı içine ilave edin. Sonra kendi damak tadınıza göre sertliğini her defasında kontrol ederek konyak eklemeye devam edin. İstediğiniz lezzete ulaşınca temiz bir kaşıkla karıştırıp likör şişesine koyup servis edebilirsiniz.

Afiyet olsun.

6 Ağustos 2014 Çarşamba

Zencefilli Tarçınlı Erik Şerbeti



Bu sıcaklarda ne içseniz içiniz ferahlamıyor biliyorum. Su tüketimim her zamankinden daha fazla, gidip gelip buzdolabının önünde buluyorum kendimi. Bizim eve asitli ve kolalı hiçbir içecek de girmiyor. Sadece soda ve ayran içiyoruz, çok nadir olarak da limonata. Ama yazın böyle korkunç sıcaklarında daha çok serin şeyler istiyor insan. Evdeki meyve tüketimi de çok olmadığı için alınan meyvelerin bir kısmı hep komposto oluyor. Ben dahil evdeki kimse kompostonun tanelerini sevmediği için de böyle süzüp meyve suyu gibi bardakta buz gibi içiyoruz. Hazır meyve sularındaki katkı maddelerinden bir nebze de olsa ev ahalisini korumak için bol bol yapıp taze taze içirelim. Dondurucusu müsait olanlar hatta kış için de bolca kaldırsın. Bu defa da evdeki eriklerden şerbet yaptım. Şekerini de biraz az kattım ki hepimiz böyle daha çok sevdik.

Malzemeler:
1 kg kırmızı erik
1,5 su bardağı toz şeker
6-7 su bardağı su
küçük bir parça taze zencefil
2 adet tarçın çubuğu
4-5 adet karanfil tanesi

Yapılışı:
1.  Erikleri yıkayıp temizleyip tencereye alın.
2. Üzerine toz şekeri, tarçın çubuklarını, birkaç parçaya ayırdığınız zencefili ve karanfil tanelerini de ekleyin.
3. Suyunu da katıp kaynatın. 
4. Kaynadıktan sonra kısık ateşte 10 dk pişirip ocağın altını kapatın.
5. Oda ısısına gelince süzüp buzdolabına kaldırın ve şerbeti soğuk servis edin.

Afiyet olsun.

3 Ağustos 2014 Pazar

Kaş' ta Kaldı Aklımız ...


Bazen çok sevdiğiniz biri için keşke daha önceden tanışsaydık seninle dediğiniz oldu mu hiç ? Daha önceleri nerelerdeydiniz der ya hani şarkıda onun gibi ? Kaş bende aynen o hissi yarattı. Kendime kızdım nasıl daha önceleri gitmemişim de bu yeryüzü cennetini görmemişim diye. Geçen yıl Fethiye dönüşü 3 gün için uğrayıp da Kaş' a tabir-i caizse aşık olunca geçtiğimiz kış bu yazın hayalini Kaş üzerine kurduk desek yalan olmaz. Kaş' ı bu kadar sevmemizin tek bir sebebi vardı, kaldığımız otelin sakinliği, evimizdeymişiz gibi konforlu oluşu, sahiplerinin ve tüm personelin sıcak kanlılığı idi. Çünkü geçen yıl tam 3 gün otelden adımımızı atıp Kaş merkezi bile görmemiştik.  Yani Kaş' ı bize sevdiren kesinlikle Diva Hotel' di.  

Bu yaz tatili için planımızı yaparken de hiç düşünmeden Diva Hotel dedik bu yüzden. Hatta ve hatta aynen geçen yıl kaldığımız odamızı rezerve ettirdik. Odanın içinden bile Tuğra' yı havuzdayken kontrol edebildiğimiz için elbette. Zaten Diva 11 odalı butik bir otel. Tuğra doğduğundan beri mümkün olduğunca herşey dahil oteller yerine böyle butik oteller tercihimiz. Hem aldığınız hizmet size özel oluyor hem de etrafın kalabalığından bunalıp tatili kendinize zehir etmiyorsunuz. Tatilin amacı tüm yılın yorgunluğunu üzerimizden atmaksa eğer sakinlik ve huzur ilk tercih olmalı. Fakat  biz Türklerde durum biraz farklı niyeyse. Nerede kalabalık, müzik, dans, eğlence, cıstak cıstak eller havaya ortamı var oraları tercih ediyorlar. Ben yine de bizim gibi tatil anlayışı ve beklentisi olanlar için Diva Hoteli gönül rahatlığıyla öneririm. 

Otel Kaş Çukurbağ Yarımadasında yer aldığı için Kaş' ın merkezinin curcunası ve kalabalığından da uzak. Zaten bizim için de en önemli tercih sebebi. Fakat sakinlikten sıkılıp da azıcık insan içine karışayım, biraz çarşı pazar gezineyim derseniz de sadece 5 dk uzaklıkta.   



Biz geçen yılın aksine bu defa biraz otel dışına da çıktık, Kaş' ın içine de - bayram kalabalığına rağmen-  hayran kaldım ben. Her yanı begonvil sarmış şirin evleri, zevkle dekore edilmiş keyifli cafe ve restoranları ile bu defalık gözümüzü doyurduk. Eminim biraz daha sakin bir zamanda ve Tuğra' nın daha insaflı davranacağı yaşlarına gelince çok daha fazla keyfine varacağımız bir yer olacak. Bir sürü mekana hayran hayran bakıp küçük beyin klasik akşam huysuzlukları ve yerinde oturamaması sebebiyle inşallah başka zaman demekle yetindik.  Diva bu yüzden bizim için biçilmiş kaftan oldu. Son 2 yıldır yapmaktan en çok hoşlandığı şey suyun içinde olmak. Hal böyle olunca,  odamızın hemen önü de havuz olunca günün istediği her anı kendini suda buldu. Bize de kitap okumak ya da kendimize vakit ayırmak için harika bir fırsat. 




Bir de benim gibi hayatında hiç cibinlikli yatakta uyumamış  biri için en özel hizmetlerden biri de bu harika yataktı. Böyle bir yatakta uyuyup da kendimi prenses gibi hissetmiş olmam abartı olmaz sanırım. Odalar birçok otel odasına göre çok daha konforlu; neyiniz var neyiniz yok alacak kadar geniş iki gardrop, iki kocaman odada iki ayrı çift kişilik yatağı, mini buzdolabı ve wifi ulaşımı ile de bazen oda keyfi yapmak bile iyi geldi çok sıcaktan bunalınca. Sıcak demişken otelin konumu sebebiyle her daim rüzgar alıyor ve öyle çok da sıcaktan bunalmıyorsunuz.



 Ve ve ve elbette kahvaltı. Hani o mutlulukla bir ilgisi olduğu düşünülen eşsiz süreç. Kaldı ki ben düşünmüyorum, şüphesiz öyle olduğundan eminim. Sabah uykusunu seven Tuğra sayesinde yine günün en sessiz sakin  zaman dilimi kahvaltı vakitleri oldu bizim için. O odada uyurken, biz de harika Meis manzarası eşliğinde kahvaltımızı ettik her sabah. Odanın görüş açımızda olduğunu ekleyeyim elbette.  Otel oda + kahvaltı hizmeti sunuyor. Öyle hayalinizde yarattığınız gibi binbir çeşit açık büfe bir kahvaltı değil ama masaya gelen herşey inanılmaz leziz. Peyniri, zeytini ( zeytinlerin üzerine dökülen mis kokulu zeytinyağı Ayvalık'tan geliyormuş ),  çıtır çıtır tazecik salatalık ve domatesi ( açık büfelerde beklemekten renkleri solmuş, iştah kapatan sebzelerle kıyas kabul etmez ) herşey çok güzeldi. Zaten o açık büfe kahvaltıları da aradığımız yoktu bizim. Sabah serinliğinde karşımızda deniz,  çayımızı yudumlamak yetti de arttı bile. Bana her sabah sayısız tereyağlı kızarmış ekmek yedirten enfes kendi yapımları reçellerinden bahsetmeden edemeyeceğim. Hele bir kayısı reçeli yedim ki missss. Hatta otelde son gecemizde mutfakta domates reçeli yapılırken tüm otel ekibiyle birlikte mutfakta güle eğlene geçirdiğim saatler de en az o harika reçelleri kadar güzeldi. Otelin sahibi Hayriye hanımdan domates reçelinin reçetesini aldım, en kısa zamanda azıcık da olsa yapmak istiyorum ben de. Şimdilik tüyoları paylaşmıyorum, siz takipte kalın :))



Diva' nın beni en çok şaşırtan ve memnun eden yanlarından biri de mutfaklarının çok iyi olması. Gerek Hayriye hanım olsun gerekse de mutfakta çalışan tüm ekip oldukça marifetli. Otelde yediğimiz birkaç akşam yemeğinde masaya gelen ne var ne yoksa sildik süpürdük dersem eksik bile kalır. Butik bir otelden aslında hiç de beklenmeyecek derecede iyi bir lezzetleri var. Kesinlikle abartrmadan söylebilirim ki mezeleri  çoğu restorana göre fazlasıyla başarılı ve iştah açıcı. Diva' nın bu harika lezzetlerini bu postta paylaşmayacağım. Sadece aşağıdaki fotoğrafı şimdilik paylaşıyorum. Ama oralara kadar gidip çalışmadan da dönmedim onu da belirteyim. Yemek Zevki Dergisinin Eylül sayısında Diva lezzetlerinden birkaçına yer vereceğim. Sağolsun Hayriye hanım benim ricamı kırmadı ve bir gün benim için harika bir masa donattılar çekim yapabileyim diye. Mezeler, salatalar, ara sıcaklar, ana yemekler, zeytinyağlılar, tatlılar derken tam tekmil inanılmaz bir çekim gerçekleştirdik. Dergi yayınından sonra reçetelerin her birini tek tek mutlaka paylaşacağım. Ve hatta birkaçı var ki evde de kendim yapıp kendi konuklarıma ikram etmek için sabırsızlanıyorum.  Şimdilik sadece bu fotoğrafı paylaşayım, tüm tariflere sıra gelecek, takipte kalın :)))



Ve tabii en önemlisi sabah kahvaltısı yapmayan bir çocukla yarım pansiyon bir butik otelde ne yapılır sorusunun cevabında. Bizim küçük bey kahvaltıda birkaç dilim karpuzdan başka bir şey ağzına sürmeyince haliyle erkenden acıktı. Öyle genellikle çocukların sevdiği, yediği şeyleri de ağzına sürmez. Bir gün tutturdu ıspanak isterim diye. Başka bir yerde olsa özel istekle ıspanak yaptırmak ne kadar mümkündür bilemem ama Diva' da olunca bir kez söylememiz yetti. Sağolsun Şerife ablası benim de bugüne kadar yediğim en leziz ıspanağı tazecik pişirip memnun etti küçük beyi. Bir otelden daha ne ister insan kendini özel hissetmek için? Sırf bu sebeple bile gönül kazanmak mümkün olsa gerek.




Ve Kaputaş Plajını da araya ekliyorum ki Kaş' a biraz daha hayran olun da daha fazla düşünmeden yolunuzu o taraflara düşürün diye. Ömrüm boyunca gördüğüm en güzel plajdı bundan eminim. Sıcağın, çok sayıda merdivenin,  eriyip ayağımıza yapışan asfaltın, kavurucu tuzun bile güzelliğini ve keyfimizi bozamadığı harika bir yer. Kaş' ta Kaputaş gibi daha nice koy var, gezip görüp aşık olunacak bir dolu doğa harikası.




Burası da otelimizin önünden girdiğimiz deniz. Kaş' ta otellerin önünde sahil yok. Çocuklu aileleri de en çok tereddüde düşüren bu oluyor sanırım. Otellerin kendilerine ait böyle merdivenle açık denize inilen plajları var. Gözünüzün önü alabildiğine mavi ve yeşil, önünüzde Meis ve diğer adalar, arada denizden size yüzünü gösteren kocaman deniz kaplumbağaları ve işte denizin bu enfes rengi. Açıkcası denizin berraklığı, derinliğine rağmen dibinin net şekilde görülüyor olması beni biraz ürküttü ama su muhteşemdi. Tuğra bile suyun soğukluğuna ve açık denize rağmen sudan saatlerce hiç çıkmadı. Denizi ve özellikle yüzmeyi sevenler için yarımada kesinlikle bir cennet diyebilirim. Hele de deniz gözlüğü ile dalmaktan ürkmüyor iseniz kesinlikle yarımada tercihiniz olmalı Kaş' ta. 





 Kaş' la ilgili, Diva Hotel ile ilgili söyleyeceklerim bu kadar. Otelin ağırlıklı müşterileri Fransızlar ve İngilizler. En az Türk müşterisi varmış otelin. Sanırım biz Türklerin herşey dahil otellerden butik otellere geçişi için biraz daha zamana ihtiyacı var. Fakat ben bundan sonra Diva için gönüllü elçilik yapacağım sanırım. Kaş diyen herkese Diva diyeceğim. Kendi web sayfalarında kendilerinin de tabiriyle '' come as guests , leave as good friends '' diye bir mottoları var. Yani konuk olarak gelip iyi arkadaş olarak ayrılırsınız diyorlar. Ve bunu laf olsun diye de demiyorlar. Yolcu ederken arkanızdan bir tas da su döküyorlar tekrar gelesiniz diye. Biz tam da dedikleri gibi konuk olarak girip iyi arkadaş olarak ayrıldık onlardan. Öncelikle otel sahibi Hayriye hanıma sıcaklığı, içtenliği ve açık yüreklilikle reçetelerini ve mutfağını bana açtığı için teşekkür ediyorum. Ev sahiplikleri, konforumuz için yaptıkları herşey için minnettar kaldık. Ayrıca mutfakta Şerife ve Filiz' e ; serviste de  Tayfun, Semih, Mehmet' e sonsuz teşekkürler. Önümüzdeki yıl tekrar görüşmek için şimdiden gün saymaya başladık bile. 

Otelin web adresi : http://www.divakas.com/tr/






Ordan Burdan Hayattan Bizim Usul Makarna' da