27 Mayıs 2014 Salı

Çilekli Magnolia Puding



 Çocukların da annelerine öğrettikleri çok şey var aslında hayatta. Sadece biz onlara rehberlik etmiyoruz ki, evlatlarımız da bizler için çoğu zaman öğretici olabiliyor. Markette daha yılın ilk çilekleri tezgahlara düşer düşmez bizim küçük bey saldırıya geçer, bu yıllardır böyle. Ne vakit görsek almadan çıkamaz olup biraz da içim acıyarak alıyordum açıkcası. Bu kadar erken çıkan çileklerin hormonlu olduğunu düşünüp onun nefsini köreltecek miktarda alıp gönlünü de kırmadan çıkıyorduk marketten. Sonra okuduğum birkaç makaleden öğrendim ki çilekte hormon olmazmış. Döllenmesi kendinden serin iklim bitkisi olan çilekte hormon olmazmış, hatta imkansızmış. Bir sevindim bir sevindim ki sormayın. O günden beri markete her girdiğimde ilk aldığım şey mutlaka çilek. Anne olmasam hormonludur diye düşünüp asla elimi sürmeyeceğim çilek için oturup bir de araştırma yapıp okuyunca neler de öğrenmiş oldum. 

Hal böyle olunca bizim eve bu yıl giren çilek miktarında epey bir artış oldu. Meyve olarak tüketmenin yanı sıra tatlılarda ve pastalarda da bolca kullandım. Yine bu yılın açık ara en çok sevilen sütlü tatlısı olan Muzlu Magnolia pudingi de son birkaç seferdir çilekle yapıyorum. İçine çilek giren her tatlının pastanın hem görüntüsü hem tadı nasıl da değişiyor. Her ne kadar son zamanlarda gerek sosyal medyada gerekse de bloglarda çok fazla karşımızı çıkıp biraz da öyyykkk dedirttiyse de bu pudingi hala denemeyen varsa diye bir de bu haliyle paylaşayım istedim.  Bebe bisküvisinin şeker oranı bana biraz geliyor, eğer tatlıda tercihiniz içinizi baymayan hafif tatlar ise evde yaptığınız şeker oranı düşük kurabiyeleri de kullanabilirsiniz. 



1/2 lt süt
125 gr toz şeker
2 tepeleme yemek kaşığı mısır nişastası
3 yumurta sarısı
3 yemek kaşığı tuzsuz tereyağı
1 tatlı kaşığı vanilya aroması ya da 1 paket vanilin
1 kutu krema ( 200 gr )
1 paket bebe bisküvisi
büyükçe bir kase çilek

1. Puding için sütün içine şekeri, yumurta sarılarını, nişastayı alıp topaklanmasını önlemek için sürekli karıştırarak pişirin.
2. Ocağın altını kapatıp içine vanilya aromasını ve tereyağını ekleyip mikserle karıştırın. Oda ısısına gelince içine kremayı da katıp
mikserle karıştırın. 
3. Bebe bisküvilerini rondodan geçirin. Çilekleri dilimleyin.
4. Kaselerin altına önce bisküviden biraz serpiştirin. Pudingden bir miktar döküp üzerine tekrar bisküvi ve çilek dilimleri yerleştirin.
5. Son olarak yine puding döküp en üstünü de yine bisküvi ve çilek ile süsleyin. Soğuk olarak servis edin. 
Afiyet olsun




21 Mayıs 2014 Çarşamba

Sabahattin Ali ; Kelimelerinin Büyüsüne Kapıldığım Adam



Uzun, pek uzun zaman olmuş okuduklarımı paylaşmayalı, tavsiye etmeyeli. Halbuki eskiye nazaran daha çok okuyorum, daha da önemlisi seçiyorum okuduklarımı. Daha az vaktim var ve daha çok okuma isteğim. Ve çok daha fazla yazma isteğim bir de. Sabahattin Ali' yi tanıdıkça daha fazla artan bir istek belki de bu.  Çok erken gidişine duyduğum bir öfke biraz da. İyi insanların bu dünyada az kalışlarına duyduğum bir öfke. Kötülerin yeryüzünü daha çok acıya bulamak için yaptıklarına katlanmak zorunda olmanın acısı. Türkçe'yi, dili bu kadar güzel kullanan ve kendini böyle güzel ifade eden bir yazarı okumak da ayrıca bir keyif.

 Kürk Mantolu Madonna, yazarın okuduğum ilk kitabı oldu. Alıp kütüphaneye koyup unuttuğum bir kitaptı. Niyeyse adındaki  '' Madonna'' tabiri sebebiyle belki de biraz pop kültüre ait basit bir kitap zannedip de elimi sürmemiştim uzunca bir zaman.  Sonra bir gün elime aldım ve bu kadar zaman nasıl okumadım diye kendimi ayıpladım. Ve kendime kendimi affettirmek için her gördüğüm kitapçıdan bir tane alıp etrafımda okumayı seven bir sürü kişiye hediye ettim. Daha çok okunsun, daha çok anlaşılsın istedim. Okumayı sevmeyen bir toplumdan, sevmeyi;  gördüğüm, duyduğum, okuduğum en güzel şekliyle yazan adamın kaleminden okumasını istedim.  Tolstoy' un Anna Karenina'daki aşk, tutku, sevgi anlatımına hayran olduğumdan beri bu bir ilkti. Kürk Mantolu Madonna' yı okuyup da kendini Maria Puder' in yerine koymayan, Raif gibi bir adamın aşkını - hayal bile olsa- istemeyen kadın yoktur sanırım.

'' Zaten muhitimden uzak duruşumun, vahşiliğimin bir sebebi de kitaplarda tanıştığım ve benimsediğim insanları muhitimde bulamayışım değil miydi ? '' diye soran bir adam. Henüz benimle aynı yaşlardayken yazdığı bu kitabı okudukça tek şey düşündüm hep;  eğer o kadar genç yaşta kalemi kırılmasaydı ne muhteşem şeyler yazardı kim bilir.

Sonraki arkadaşım İçimizdeki Şeytan oldu. Ve son olarak da Sırça Köşk. 1945- 1946 yıllarında yazdığı öykü kitabı. Bugün okuduğumda sanki bugün yazılmışcasına zamanı olmayan  öykülerden oluştuğunu görüp ayrıca hayran oldum yazara.  Zamana karşı koyan hikayeler ve anlatım. Hala yazarın anısının bu kadar taze olmasının başka bir sebebi olabilir mi? Sinop Cezaevinde kaldığı odasını ve orayı gezdiğim sırada bende bıraktığı izlenimler hala o kadar taze ki. Sadece fikirlerinden va yazdıklarından dolayı hüküm giymiş yazarın çok genç yaşta yine bu sebeplerden ötürü hayatına son verilmiş olması da ayrıca büyük bir utanç. 



'' Niçin hep acı şeyler yazayım? Dostlar, yufka yürekli dostlar bundan hoşlanmıyorlar. Hep kötü, sakat şeyleri mi göreceksin, diyorlar. Hep açlardan, çıplaklardan, dertlilerden mi bahsedeceksin? Geceleri gazete satıp izmarit toplayan serseri çocuklardan; bir karış toprak, bir bakraç su için birbirlerini öldürenlerden; cezaevlerinde ruhları kemirile kemirile eriyip gidenlerden; doktor bulamayanlardan; hakkını alamayanlardan başka yazacak şeyler; iyi güzel şeyler kalmadı mı? Niçin yazılarındaki bütün insanların benzi soluk, yüreği kederli? Bu memlekette yüzü gülen, bahtiyar insan yok mu ? '' diyor Bahtiyar Köpek öyküsünde duyarlı, sorumlu, sorgulayan insan olmanın bile bir suçmuş gibi görüldüğünü anlatıyor.

Kitaba adını da veren  Sırça Köşk öyküsünü ise şöyle bitirmiş '' Sakın tepenize bir sırça köşk kurmayınız. Ama günün birinde böyle bir sırça köşk kurulursa, onun yıkılmaz, devrilmez bir şey olduğunu sanmayın. En heybetlisini tuzla buz etmek için üç beş kelle fırlatmak yeter. ''

Henüz Sabahattin Ali ile tanışmayan varsa tanışsın isterim. Ve bu ay çok da güzel bir fırsat var, yeri gelmişken ondan da bahsedeyim. Yapı Kredi Yayınlarının Mayıs ayı yazarı Sabahattin Ali. Tüm kitapları % 25 indirimli. Okuyun ve büyüsünü keşfedin...



12 Mayıs 2014 Pazartesi

Kara Buğday ( Greçka ) Kısırı


Bu ara kim kilo vermeyle ilgili birşeyler diyecek olsa can kulağıyla onu dinliyorum. Ne oldu bilmiyorum ama yaşın kemale ermesiyle birlikte kilo vermek de başka bir azap halini almaya başladı. Hayatımın hiçbir döneminde kilolu olmadım, hamilelik dönemini saymıyorum tabii. Eğer önüne geçmez ise bir süre sonra yine o kilolara ulaşacağımdan korkuyorum açıkcası. İşimiz gücümüz mutfakla
olunca ve sevince de biraz yemeyi sevince çok sancılı oluyor kilo kontrolü. Ben kendimi tanıdım, öyle listelere uyum sağlayıp da kilo verebileceğim yok benim. Evimizdeki yeme alışkanlıklarını düzenlemek de bana düşüyor bu durumda. Eskiden sıklıkla soframıza gelen Pirinç pilavı artık soframıza çok nadir gelir oldu. Her yemeğin yanında mutlaka salata olmasına dikkat ediyorum. Beyaz ekmek zaten yıllardır evimize hiç girmiyor. Bakliyatları ve sebzeyi mutfağımızdan eksik etmiyoruz. Eti de evdeki küçük beyin beslenme gereksinmesi dahilinde sınırlı tüketiyoruz. Balık ve zeytinyağlı yemekler baş tacımız zaten oldum olası. Yoğurdumuzu evde mayalayıp, hazır gıdalardan da mümkün olabildiğince uzak duruyoruz. Daha ne yapalım değil mi ama ?  Greçka ile de tanışmam yine bu kilo konulu muhabbetlerden birinden çıktı. Sevgili Aslı öyle bir hararetle anlattı ki duyar duymaz markete koştum. Sadece Duru Bakliyat' ın ithal getirdiği greçka ( kara buğday ) artık diğer markaların da ürünleri arasına girmiş. 

Tam tahıl grubunda olmasına rağmen içinde gluten bulundurmuyor. Vücudumuzun kendi kendine üretemediği ve birçok tahılda bulunmayan ' Lizin ' adlı bir aminoasitin de kaynağı aynı zamanda. Yüksek protein değeri olan greçkanın gluten hassasiyeti yaşayan kişilerin de beslenmesinde çok önemli bir yeri var. Yağı da yok denecek kadar az ve kolestrol bulundurmadığından da son dönemdeki diyet listelerinin gözde ürünlerinden.  Benim de diyet bahanesiyle tanıştığım fakat günlük beslenmemizde de artık sıklıkla kullandığımız bir tahıl. Haşlayıp dondurucuya atıp salatalarınızda ya da yemeklerinizin yanında pilav yerine kullanabilirsiniz. Ya da benim gibi ara öğünlerde yoğurdunuza katıp yiyebilirsiniz. Henüz tanışmadıysanız ben bir demiş olayım istedim. Tadı biraz buruk ve ilk anda pek hoşa gitmese de yedikçe alışıyorsunuz.  

Ben farklı ne yapabilirim greçka ile düşünürken kısır geldi aklıma. Hepimizin severek yediği ve yedikten sonra da bulgurun verdiği şişkinlik sebebiyle rahatsızlık duyduğu kısır. Dedim bir de greçka ile deneyeyim. Geçtiğimiz aylarda Yemek Zevki Dergisi için hazırladığım reçeteyi blogda da paylaşayım istedim. Biz severek yedik ve benden tarifi alıp da yapanlardan da güzel tepkiler aldım. 

Greçkanın haşlanmadan önceki hali altta gördüğünüz fotoğraftaki gibi. 

Malzemeler:
1 su bardağı greçka ( kara buğday )
1 adet orta boy kuru soğan
4-5 yemek kaşığı zeytinyağı
2 yemek kaşığı biber salçası
4-5 dal taze soğan
maydanoz
nar ekşisi, tuz, zeytinyağı


Yapılışı:
1. Kara buğdayı üzerine 2 parmak geçecek kadar su ile tencereye koyun ve hafif diri kalacak şekilde 10 dk kadar haşlayın.
2.  Fazla kalan suyunu süzün.
3. Tavaya zeytinyağını alın, ince kıyılmış soğanı kavurup içine salçayı da katın.
4.  Karıştırma kabının içinde soğumuş olan kara buğdaya salçayı 
ekleyip iyice karıştırın. 
5. Yeşillikleri yıkayıp sularını süzün ve ince ince doğrayın. Yeterince soğumuş buğdayın içine yeşillikleri de ekleyip karıştırın. 
6. Tuzunu, nar ekşisini ve zeytinyağını da katın ve servis tabağına alın.

Afiyet olsun…





11 Mayıs 2014 Pazar

Yüreğimden Döküldü İçim Ağlarken

Gece saat 04:25. Uyku tutmamış gecelerden biri yine. Yine tek dostum, beni en çok anlayanımın yanındayım. Sesimi susup da içimi dökmek istediğimde beni sessizce dinleyip her dediğimi kabul edenin yanındayım. Şimdi diyeceklerimi kime desem '' Hiç haline şükretmiyorsun, bak neler neler var hayatta? '' demeyecek tek dostumun dizinin dibindeyim. Bana zaten bildiğimi tekrar söylemeyip, avutmasa bile sükunet içinde dinleyenim benim. 

Bu ara çok fazla oluyor evet doğrudur. Bu ara yalnız olduğumu, elimi bir tutanın olmadığını taa derinden hissediyorum. İçimdeki boşluğun yerine ne koyacağımı bilemeyip deli gibi kendimi  hırpaladığım sıkıcı günler yaşıyorum. Bunları da neden buraya yazıyorum değil mi ama ? Birileri de okuyup böyle diyecek, asla anlamaya çalışmadığı, derdimin bir ucundan tutmayıp görmezden geldikleri yetmezmiş gibi utanmadan bir de yargılayacaklar beni. Çok mu umurumdalar ? Hayır artık umrumda değiller. Demişlerdi bana, demişlerdi yanlız kalacaksın, senden ve içindeki boşluktan uzaklaşacaklar ve yok sayacaklar yaşadığını. Herkes gibi olduğunu sandıkları hayatım herkes gibi değil; farklılığını bilmek istemeyecekler. Belki bir faydamız dokunur mu acaba diye sormayacaklar bile. Uzak duracaklar. En yakınım dediklerim en uzağımdan bana sadece bakacaklar. Gözyaşlarımı bilip, görüp tek bir hamle bile yapmayacaklar silmek için. Öylesine etkisiz eleman, o kadar yokmuşum hayatlarında dedirtecekler bana. Çok mu umurumdalar ? Hayır artık değiller. Onlar da artık bizimle değiller çünkü...

Her isyan ettiğimde önce kendime soruyorum. '' Çok mu şükürsüzüm ben? '' diye bir bakıyorum kendime. Her sabah nefes aldığıma şükrediyorum oysa. Benden daha zor durumda olanları görüp halime şükrediyorum elbette. Ama ben de insanım. Benim de nefsim var, kötülerin yanında benden iyilerin de varlığını görüyorum. Ve neden diyorum? Neden ben ? Neden biz ? Ve neden bu kadar yalnızız? Daha önce blogda ya da hiçbir sosyal medya hesabımda yazmadım,  evet hayatımızın zehrinin adını vermedim. Yediğimiz her lokmayı zehir eden, içtiğimiz suyu bile boğazımıza dizen, uyusak bile huzur vermeyen alın yazımız. Hala bizi sevdiğini söyleyenlerin ağızlarına tek bir sefer bile alıp telaffuz etmekten imtina ettikleri bizim gerçeğimiz; Otizm. Ne parayla ne pulla hiçbir şeyle bedelini ödeyemeyeceğiniz bir gerçek. Yaşadığımız her güzelliğe gölgesi vuran gerçek. Daha kötüleri yok mu hayatta ? Elbet var, ne çaresiz hastalıklar, ne büyük dertlerle uğraşıyor insanlar. Bu mudur bunun cevabı peki? Bir el uzatmamanın bahanesi midir bu? Bu bizim yaşadığımızı hafifletip yükümüzü alır mı sırtımızdan? Bu sessiz sessiz ağlamamıza, isyan edip herşeyi yıkıp yakma istememize engel mi? Bu çekip gitme, yokolma isteğimizi alır mı yüreğimizden ? Bu sadece sizin kendinizi kandırmanız içindir. Bu, bu hayatta yalnız kaldığımızın resmidir.

Bugün özel bir gün. Ben ve benim gibi özel çocukları olan anneler için de buruk bir gün. Tam olarak erişemediğiniz bir evladınız olması ne demek bunu anlatmayacağım. Dilerim anlamak zorunda da kalmazsınız. Derin derin gözünüzün içine bakıp size sizi sevdiğini söyleyen bir evladınız varsa hayattan başka bir şey istemeyin. Hayat size en büyük ödülünü vermiş demektir. Sakın kendi gerçekliğinizin güvenli koltuğunda oturup yazdıklarımı eleştirmeyin olur mu? Ne hissettiğimi tam olarak asla anlatamayacağım. Ne kelimeler yeter buna, ne de yüreğim dayanır. Duygu sömürüsü demeyin, şükürsüz görmeyin. Hayatımda ilk defa yarın sabah Anneler gününü kutlamak için annemi aramayacağım. Ve tüm gün boyunca arayan hiçbir telefona cevap vermeyeceğim. Bu yıl da böyle olsun. Belki biraz farkındalık yaratırız Otizm ve biz. 

8 Mayıs 2014 Perşembe

Gavurdağı Salatası


Eğer kebap yemeyi seviyorsanız yanında en çok sipariş ettiğiniz şeylerden biridir Gavurdağı Salatası. Bir diğeri de acılı şalgamdır sanırım. Henüz evde şalgam suyu yapmayı denemedim ama Gavurdağı Salatası evde de yapımı oldukça kolay bir salata. Hele de yazın domatesin en güzel zamanında yapıp suyuna da ekmek bana bana yemesi yok mu ömre bedel. Çatalla değil kaşıkla ve bolca ekmekle. Dilediğiniz herhangi başka malzemeyi de ekleyebilirsiniz. Araştırdığım bazı tariflerde taze nane ve taze soğan da vardı ancak ben eklemedim, bu haliyle daha çok seviyorum. 

Malzemeler:

4 adet orta boy domates
1 adet salatalık
1 adet kuru soğan
2 adet sivri biber
1 küçük kase ceviz içi
2 yemek kaşığı sumak
tuz
nar ekşisi
zeytinyağı


Yapılışı:

1. Domates, salatalık ve biberi küp küp olacak şekilde doğrayın. 
2. Soğanı da yine  aynı şekilde doğrayıp azıcık tuz ile ovup acısını çıkartın.
3. Cevizleri iri kalacak şekilde parçalayın.
4. Karıştırma kabınıza hepsini alın, sumak ve tuzu da ekleyin.
5. Son olarak nar ekşisi ve zeytinyağını arzu ettiğiniz miktarda dökün.
6. Servis ederken üzerine ceviz serpiştirin.

Afiyet olsun.




5 Mayıs 2014 Pazartesi

Bir Çizik Daha Hayata; Yemek Zevki Dergisi Mayıs Ayı Kapağı



Hayattaki her başarımızın, her doğru hareketimizin bir çizik olduğunu düşünüyorum. Bu yolculukta ne kadar çok çiziğimiz varsa o kadar mutlu, tatmin olmuş ve gururlu ayrılıyoruz yolculuktan. Ve herkesin de kendine göre, kendi yaşantısının ritmine göre mutlaka çizikleri vardır diye düşünüyorum. Benim en mutlu, en bana keyif veren, beni gururlandıran zamanlar blogumla ilgili olanlar oldu hayatımda. Bu kadar gönülden, adeta bir aşkla yaptığım bu işin bana verdiği keyif arada böyle harika ödüllerle yüzümü güldürüyor. Ne mutlu bana ki blogumu açmışım, dedirtiyor her defasında...


Blogumun takipçileri zaten biliyor 2 yılı aşkın bir zamandır aylık mutfak kültürü dergisi Yemek Zevki dergisinde Bloggerların Dünyası diye bir köşe yazıyorum. Ve 2 de tarif paylaşıyorum mutfağımdan tecrübelerimi de anlatırken. Tariflerin fotoğraflarını da kendim çekiyorum, zaten en zor kısmı da bu sanırım.
İlk zamanlar Sevgili Özgür Bakır'ı arayarak fikrini sorardım. Şöyle bir örtü kullan, arka fon şöyle olsun, yanında bu olsun falan filan gibi önerilerde bulunurdu sağolsun. Yaptığı işi bu kadar mükemmel ve düzgün yapıp bu kadar mütevazı kalmış çok az insan  tanıdım Özgür gibi.  Sonra sonra onu da rahatsız etmeyeyim diye elimden geldiğince birşeyler yapıp gönderdim. Açıkcası bugün, bu ay derginin kapak fotoğrafı olarak benim fotoğrafımın seçileceğini o zamanlar deselerdi gülüp geçerdim. 

Geçen hafta bir gece yarısı derginin editörü Eren Aydın' nın sosyal medyadan Mayıs  ayının kapağını paylaştığını gördüğümde neredeyse küçük dilimi yutacaktım. Kapak fotoğrafının bana ait olduğunu idrak edip, emin olmam dakikalar sürdü. O saatten beri de keyiften, mutluluktan uçuyorum desem yeridir. Blogumdan beni takip eden okuyucularımla  da paylaşayım istedim bu mutluluğumu.


Bu ay Yemek Zevki dergisi okuyucuları için Karamelize Soğanlı  Kremalı Enginar ve Taze Zahter Salatası reçetelerini paylaştım. Şimdi siz bu yazıyı okurken ben Haziran sayısı için hazırlıklarımı yapmaya başladım bile. 

Umarım hayat bana böyle keyifle anımsayacağım ve yüzümde gülümseme yaratan daha nice çizikler için şans tanır. 


2 Mayıs 2014 Cuma

Sebzeli Tavuk Baget


Biliyorum ki her evin ve her mutfağın kurtarıcısı tavuk. Çalışan hanımların, öğrencilerin, bekarların gözdesi. Ne yapsam derdinde olan ev hanımlarının da ilk aklına gelen nedense hep tavuktur. Haşlarsınız tavuk suyuna çorba, pilav yaparsanız da bir taşla birkaç kuş vurmuş olursunuz. Benim de ne yapsam diye düşündüğüm zamanların imdada yetişeni hep. Hem blogdan hem de Ankara'dan komşum Nejla' nın yaptığı tavuk yemeğinin fotoğrafına hayran oldum geçen hafta. Her ne kadar ne tarifte ne de pişirme usulünde ona sadık kalmadıysam da ondan esinlendim. Hem yapımı kolay hem de kendi suyuyla piştiği için çok lezzetli bir yemek oldu.

Malzemeler:
6 adet tavuk baget
1 adet kuru soğan
2 yemek kaşığı zeytinyağı
1 su bardağı haşlanmış bezelye
1 adet kabak
3 adet köy biberi
tuz, taze çekilmiş kara biber, köri, pul biber ve taze kekik


Yapılışı:
1. Soğanlara piyazlık olarak ay ay doğrayın. Zeytinyağını derin bir tavada iyice kızdırıp soğanları atın ve kavurun.
2. Tavuk bagetleri içine ekleyip tavanın kapağını kapatın, arada tavayı sallayarak azıcık suyunu salana kadar pişirin.
3. Ayrı bir tarafta bezelyeleri diri kalacak şekilde haşlayıp suyunu süzün. Kabakları yarım ay şeklinde doğrayın. Biberleri de irice kıyın.
4. Tüm sebzeleri tavaya ekleyip kızgın ateşte arada karıştırarak 15-20 dk kadar pişirin. 
5. Tuzunu ve baharatlarını ekleyip ocağın altını kapatın. 

Afiyet olsun.

Ordan Burdan Hayattan Bizim Usul Makarna' da