30 Mayıs 2012 Çarşamba

Ankaralı Bloggerlar Zamane Kahvesinde Beş Çayında Buluşuyoruz




Ankara' ya geldim geleli hep yapmak istediğim şeyi yine benim gibi İstanbul' dan gelen  Zeynep arkadaşım yapmış. Dün gece de bana haber verdi. Ankaralı blog yazarı tüm arkadaşları 9 Haziran 2012 Cumartesi günü saat 14.00 - 17.00 arası Çukurambar Zamane Kahvesi' ne bekliyoruz. Hem tanışıp kaynaşmak hem de bol bol sohbet etmek için orada olmak isterseniz lütfen siz de öncelikle Sevgili Zeynep' in blogunu ziyaret edin ve kendisine mail yollayarak haber verin.

Unutmayın son katılım tarihi 04 Haziran... 

Görüşmek üzere...

23 Mayıs 2012 Çarşamba

Avokado Salatası ( Avokado Dip Sos )



Tanışıklığımız çok eskilere dayanmıyor. Ya da şöyle söyliyim çok eskiden bir kere tadına bakıp da hiç beğenmeyince bir daha  yıllarca ağzıma sürmedim avokadoyu. Sonra pek sevgili kuzencim Hande ve kardeşim Neslihan Avsutralya' da sabah kahvaltılarında bile avokado yiyip de ballandıra ballandıra anlatınca biraz yaklaşır gibi olmuştum. Meyveyle aram zaten yok iken bir de zaten memleketimizde yetişmeyen bir meyveye de özel ilgi göstermek içimden gelmedi. 

Tabii yine yemek bloggeri olmanın verdiği görev aşkı ile bir gün markette sepete atıverdim 2 tane. Ne yapıyorsam blog için görüyorsunuz. Ness' i arayıp özetle tarifi istedim. Biraz da ziyan olur korkusuyla ürkerek yaptım salatayı. Hiç unutmuyorum o akşam yemekte köfte vardı ve salatanın tabağı kapanın elinde kaldı. Üstüne bir de '' Niye  bundan daha fazla yapmadın ? '' diye azar işittim :)  Abartıyorum sanmayın çünkü sonrasında defalarca yaptım gelen misafirlerimize de, her tadan bayıldı. En son tadına hayran olan da Sevgili İnci Özgöz oldu. Yemek Zevki Dergisi için çekime geldiklerinde tariflerimden biri Avokado Salatası idi. Bu gördüğünüz fotoğrafları kendisi çekti ve rejimde olmasına rağmen bardaklardan birinin içindeki salatayı da ardından afiyetle yedi.  Eeee artık bu kadar övgüden sonra bir zahmet alın bir deneyin, pişman olmazsınız. 


Malzemeler:
3 adet olgunlaşmış avokado
1 adet kırmızı soğan
yarım limonun suyu
tuz
3 yemek kaşığı zeytinyağı
üzeri için 1 adet tortilla ekmeği
1 yemek kaşığı zeytinyağı
2 tatlı kaşığı pulbiber



Yapılışı:
1. Avokadoların kabuklarını soyun, ortasındaki çekirdekleri çıkarın ve bir çatal yardımıyla ezin.
2. Kırmızı soğanı ince ince yemeklik şekilde kıyın ve avokadolara ekleyin.
3. Tuz, limon ve zeytinyağını da katıp hepsini güzelce karıştırın ve bu karışımı en az 1 saat buzdolabında dinlendirin.
4. Zeytinyağı ve pulbiber bir kasede karıştırın.
5. Tortilla ekmeğini ufak parçalar halinde kesin ve bir fırça yardımıyla bu  zeytinyağlı karışımdan üzerlerine sürün. Önceden ısıtılmış fırında 15-20 dk kadar pişirin.
6. Avokadulu karışımı servis tabağına alıp tortillalar ile servis edebilirsiniz.
Not: Özellikle et ve tavuk yemeklerinin yanında çok yakışıyor.

16 Mayıs 2012 Çarşamba

Kalburabastı Tatlısı


Betüş Hurma Tatlısı' nı yapıp da yayınladığından beri aklımda bunu yapmak. Şerbetli tatlıları pek sevmem de yapmam da ama bu defa nasıl olduysa resmen aşerdim bunu. Yapınca da oturup afiyetle yeriz diye biraz erteledim açıkcası. Malum kendi kendime bir rejime girdim pek belli olmasa da dikkat etmeye çalışıyorum. Yani bir liste falan yok, öyle programlı diyetleri hiç yapamam zaten. Biraz şekeri ve ekmeği azaltıp pirinci kesip kendimi çok zorlamadan birkaç kilo vermek niyetim. Öyle kibrit kutusu kadar peynir üç zeytinle yapılan diyetler bana göre değil, gözümü korkutuyor o listeler. Neyse işte fazla olan 3-5 kiloyu da yaza kadar verirsem benden daha mutlusu olamaz. Tatlı tarifi verirken de böyle diyet muhabbeti hiç çekilmiyor farkındayım hadi tarife bakın. Ben Betüş' ün yaptığı gibi içini cevizli yapmadım dolayısıyla Kalburabastı Tatlısı oldu benimki ama tarif tamamen aynı.

Malzemeler:

250 gr oda sıcaklığında margarin
1 adet yumurta
1/2 çay bardağı su
1 çay kaşığı kabartma tozu
bir fiske tuz
aldığı kadar un

Şerbeti için

3 su bardağı toz şeker
3,5 su bardağı su


Yapılışı:

1. Öncelikle şerbet malzemeleri bir tencereye alıp kaynatın ve soğuması için kenara alın
2. Yumurta, su ve margarini yoğurun.
3. Unu, tuzu ve kabartma tozunu ilave edip yoğurmaya devam edin.
4. Hamurdan cevizden biraz büyük parçalar kopartıp elinizle şekil verip rendenin üzerinden geçirip üzerine şekil verin  ve tepsiye dizin.
5. Önceden ısıtılmış 180 derece fırında üzeri kızarana kadar pişirin.
6. Fırından çıkarıp soğumuş şerbeti sıcak tatlının üzerine dökün ve üzerine bir tepsi daha kapatıp mümkünse bir gece şerbetini çekmesi için bekletin.
7. Üzerine hindistancevizi serpip servis yapabilirsiniz.

Afiyet olsun




14 Mayıs 2012 Pazartesi

Dulce de Leche Dolgulu Kurabiyeler


Bu sabahtan beri hava yağmurlu ve kasvetli Ankara' da. Annemi de yolcu ettim İstanbul' a pek keyfim yerinde değil o yüzden. Bir de kuzenciğim Hande ve minik kuzusu Zeymet ( adı Zeynep ama biz öyle diyoruz ) de sürpriz yapıp bizi ziyarete gelince geçtiğimiz hafta oldukça hareketli geçti bizim için. Ev kalabalık ve kahkaha sesleriyle yankılandı. Hep böyle olsa, gelenimiz gidenimiz hiç bitmese inşallah. 

Bu kurabiyeleri Yemek Zevki Dergisinin Nisan sayısı için hazırlamıştım. Tam da ağızda dağılan enfes bir kurabiye. Zaten içindeki süt kremasını anlatmama gerek yok. Dulce de leche için ister benim dergide verdiğim tarifle kendiniz hazırlayın isterseniz de hazır bulabilirseniz onu kullanın.  Ben bir dahaki sefere Meksika' dan getirdiğim dulce de leche yi kullanacağım. Bizim yaptıklarımızdan farklı olarak içinde tarçın ve şarap da var ki tadı muazzam. Minicik bir kavanoz almışım şimdi evdekilerden köşe bucak kaçırıyorum ki alıp da kaşık kaşık yemesinler diye. En azından birkaç tarif daha yapacak kadar var neyse ki.


Malzemeler:
 
Kurabiyeler için
250 gr tereyağ
1 adet yumurta
1 su bardağı pudra şekeri
3,5 su bardağı un
1/2 paket kabartma tozu
1 paket vanilya
1 çay kaşığı toz tarçın
1 çay kaşığı toz zencefil
1/2 çay kaşığı toz karanfil
açmak için nişasta
üzeri için 1 yemek kaşığı pudra şekeri
 
Arasına sürülen süt karameli için
 5 bardak süt ( 1 litre )
 1 su bardağı toz şeker
1/2 tatlı kaşığı karbonat 1 yemek kaşığı su ile eritilmiş
1 paket krema


Süt karameli için
1. Sütü, kremayı ve şekeri bir tencereye alıp tel çırpıcı ile karıştırıp bir taşım kaynatın.
2. tencereyi ocaktan alıp karbonatı yavaş yavaş ekleyin. Bunu yaparken süt köpüklenip kabaracaktır, karıştırmaya devam edin. Birkaç dakika sonra normale dönecektir.
3. Tencereyi tekrar ocağa alıp 1,5 - 2 saat kadar arada karıştırmak suretiyle kaynatın.Sütün rengi yavaş yavaş turuncuya ve sonunda da karamele dönmeye başlar. 
4. Çırpıcıyla hızlıca karıştırıp ocaktan indirin ve soğumaya bırakın.
5. Soğuyunca yine birkaç dakika çırpın ve cam bir kavanoza koyun. 
Bu şekilde hazırladığınız Süt Karamelini buzdolabında 1 ay kadar kullanabilirsiniz.
 
Kurabiyelerin yapılışı:
 
1. Oda ısısındaki tereyağı ve un dışındaki tüm malzemeleri bir karıştırma kabına alın.
2. Homojen bir karışım haline gelince kontrollü olarak ununu ekleyin.
3. Hamuru yoğurup yarım saat kadar buzdolabında bekletin.
4. Buzdolabından çıkardığınız hamuru nişasta serpiştirilmiş bir tezgahta merdane yardımıyla 1 cm kalınlığında açın.
5. Dilediğiniz şekillerde kurabiye kalıplarıyla şekil verip yağlı kağıt serilmiş fırın tepsisine alın.
6. Tüm hamura şekil verip önceden ısıtılmış 180 derecede fırında 15 dk kadar pişirin.
7. Pişen kurabiyeleri fırından alın ve soğuduktan sonra bir bıçak yardımıyla aralarına hazırladığınız süt karamelini sürüp iki kurabiyeyi birbirine yapıştırın.
8. Üzerine pudra şekeri serpiştirip servis edebilirsiniz.
 
Not: arasına çikolata kreması, marmelat da sürülebilir. 

Afiyet olsun.

7 Mayıs 2012 Pazartesi

Elmalı Kek

Beni tanıyanlar artık çok  iyi biliyorlar ki bizim evde meyve pek yenmiyor. Küçük bey dışında meyveyle aramız yok. Dolayısıyla da meyveler çeşitli şekillerde değerlendiriliyor. En çok da kek gibi tabii. Bu keki de TuzBİBER Dergisinin bir önceki sayısı için hazırlamıştım. Sanki elmalı kurabiye yapar gibi elmalar önceden tavada pişirilip sonra kek hamuruna katılıyor. Yumuşacık çok lezzetli bir kek oluyor. Akşam okuldan gelen miniklere bir bardak sütle beraber mis gibi bir ara öğün seçeneği. 


Malzemeler:
3 yumurta
1 bardak yoğurt
1,5 bardak esmer şeker
1 bardak fındık yağı
4-5 adet orta boy elma
1 tatlı kaşığı toz tarçın
bir fiske muskat cevizi rendesi
1/2 su bardağı ceviz ( irice parçalanmış )
kabartma tozu, vanilya
aldığı kadar un
üzeri için pudra şekeri
 
Yapılışı:
1. Önce elmaları temzileyip rendeleyin ve 1/2 bardak şekerle tavaya alın.
2. Üzerine tarçını ve muskatı ekleyin ve elmalar yumuşayana kadar pişirin.
3. İçine cevizleri katıp soğuması için kenara alın.
4. Yumurtaları ve kalan şekeri  mikserle iyice köpürene kadar çırpın.
5. İçine yoğurdunu ve fındık yağını katıp bir süre daha karıştırın.
6. Elmalı harcı kek hamuruna katın
7. Unu, kabartma tozunu ve vanilyayı eleyerek içine katın ve tahta bir kaşıkla son bir kez karıştırın.
8. Yağlanmış kek kalıbına hamuru döküp önceden ısıtılmış 180 derecede fırında yaklaşık 45-50 dk pişirin.
9. Kek oda ısısına geldiğinde kalıptan çıkarıp üzerinde pudra şekeri ile servis yapın.
 
Afiyet olsun.

6 Mayıs 2012 Pazar

Sinop En Kuzeyde Bir Huzur Şehri


Mümkün olan her fırsatta yeni yerler görmeye çalışıyoruz biz. Kimilerine göre çok fazla geziyoruz tozuyoruz gibi görünse de biz ülkemizin görülmesi gereken nereleri varsa imkanlarımız ölçüsünde gidip görüp, her yerine ayrı ayrı hayran oluyoruz. 23 Nisan tatilini fırsat bilip hemen bir nefeslik birşeyler yapalım istedik. İlk olarak niyetimiz tadı damağımızda kalan Amasra idi. Daha önce gitmiş olmamıza rağmen tekrar gitmek istiyorduk. Fakat kalacak tek bir yer bile bulamadık . Hemen rotayı ülkenin en kuzey noktasına, Sinop' a çevirdik. Zaten görmek istediğimiz yerlerden biriydi.


İyi ki de öyle yapmışız. Görmediğimiz bir yeri daha listeden işaretledik. Geriye pek bir yer kalmadı gibi. Ömrümüz yettikçe hepsine sıra gelecek inşallah. Sinop çok keyifli bir Karadeniz kenti. Havası, doğası insanı dinlendiriyor. Hele ki bizim gibi Ankara' dan denize hasret bir şekilde gidince en çok deniz cezbediyor insanı. Günün her saati gittiğimiz her yerden denizi izledik;  denizi ve de huzur veren yunusları.

Sinop denince akla ilk gelen yerlerden biri Tarihi Sinop Cezaevi. Daha gitmeden önce Fotoğrafçılık hocam Tekin Bey tarafından Cezaevinde nasıl fotoğraf çekmem gerektiği konusunda kısa bir bilgi aldım. Oranın ambiansını yeterince yansıtabilmek için havanın biraz kapalı sisli puslu olmasını dileyerek gittik Tarihi Sinop Cezaevine. Çok da dilediğimiz gibi değildi hava gerçi ama başka şansımız da yoktu.


Tarihi Sinop Cezaevi Üç yanı deniz olan ve tarihi kale duvarlarının içersinde yer alan cezaevine ev sahipliği yapan kale yaklaşık 4000 yıl önce bölgenin hakimi Gaskalılar tarafından yapılmış. 1999 yılında da kapatılarak müzeye çevrilmiş.  Evliya Çelebi seyahatnamesinde bu zindandan şöyle bahsetmiştir;

"Büyük ve korkunç bir kaledir. 300 demir kapısı, dev gibi gardiyanları, kolları demir parmaklıklara bağlı ve her birinin bıyığından 10 adam asılır nice azılı mahkumları vardır. Burçlarında gardiyanlar ejderha gibi dolaşır. Tanrı korusun, oradan mahkum kaçırtmak değil, kuş bile uçurtmazlar."

Aşağıdaki fotoğrafta da kapısı görünen o bahsi geçen tek kişilik zindanlardan birinin girişi. İçine girince insanı ürpertip tüylerini diken diken ediyor. Oralarda vaktiyle kimler kalmış, ne acılar çekilmiş ne zorluklar görmüşler düşünmeden edemiyor insan.

Refik Halit Karay, Burhan Felek, Sebahattin Ali gibi birçok ünlü bu cezaevinde yatmışlar. Sebahattin Ali' nin Edip Akbayram' ın söylediği  ' Aldırma Gönül ' şarkısının sözlerini de burada yazdığı bilinmektedir. Burada cezasını çekmiş olan yazar ve şairlerin daha sonradan bunları edebi eserlerinde paylaştıkları birçok eserleri vardır.

Cezaevini gezerken mümkün olabildiği kadar çok fotoğraf çekmeye çalıştım. En çok kapılardaki kilitler dikkatimi çekti. Her ne sebeple olursa olsun - haklı ya da haksız sebeplerle - özgürlükleri kısıtlanarak bir insanın kilit altında tutulması fikri nasıl acı ve rahatsız edici. Kimi bölümlerde şaka olsun diye beni kilitlediler bizim beyler, inanın o birkaç saniye bile ürkütüyor insanı, Allah kimseyi düşürmesin.

Ve bunlar da mahkumların koğuşlarındaki ranzaları. Aslında cezaevinin içinde çok fazla özel eşya ya da oradaki yaşantıya ait izler bırakılmamış. İzbe bir şekilde terkedilmiş havası var sadece. İçinde eşya bırakılmış birkaç odadan biri  olan revirde her taraf talan edilip bırakılmış gibi karman çorman.  Açıkcası müzeye dönüştürülmüş ve Kültür ve Turizm Bakanlığına bağlanmış böylesi tarihi bir yapının daha özenli ve derli toplu ziyarete açılmış olmasını beklerdim. Elbette bir de müze  içinde biraz da yaşanmışlıklara ait izler olsa fena olmazmış

Veeee gelelim asıl konuya, yemek mevzusuna. Daha önceden görmediğim bir yer göreceğim zaman beni en çok heyecanlandıran şey kesinlikle oraya özgü yemekler oluyor. Aklımız fikrimiz boğazımızda değil, biraz da blogda paylaşırım diye uğraşıyorum artık ne kadar inanırsınız bilemem. Hiç bilmediğim bir yere gitmeden önce ufak çaplı da olsa araştırma yapar not alırdım yemeden, denemeden dönmeyelim diye. Bu sefer hiçbir şey araştırmadan öyle aldık başımızı gittik. Önümüze neresi denk geldiyse orada yedik içtik. Ne de olsa deniz memleketi dedik; balığı bol ve lezzetliyse nerede yediğin çok da farketmiyor. Yeter ki balık olsun masamızda.

Gittiğimiz günün akşamı yol yorgunluğu ile çok fazla dolanmadan ilk gördüğümüz yere girip oturduk. Zaten malum tatilin de etkisiyle etraf kalabalıktı ve şansımızı çok zorlamadık aç kalmamak için. Okyanus Balık Evi diye bir yere girdik. Mevsim aslında tam da Kalkan balığı mevsimiymiş balıkçı arkadaşların dediğine göre ama biz küçük beyimiz de rahatlıkla yesin diye tercih etmedik.

Hayatımda ilk defa Balık Çorbası içtim orada. Şimdiye kadar çok şey kaçırmışım ne güzel bir lezzetmiş meğerse. Levrekten yapılmıştı ve sonraki denemelerim için cesaret vericiydi.

Balık olarak da yine Sinop' ta bolca tutulan İskorpit tercih ettik, diğer adıyla Çarpan balığı. Onu da daha önceden hiç yememiştim, kılçıklarının hepsi tertemiz temizlenip kızartıldığı için yemesi de kolay. Yanında da tarator sos gibi bir sosla servis ediliyor ki küçük bey pek bir sevdi. Öyle ki ertesi akşam yine başka bir mekanda yine İskorpit yedik.


Yine Sinop' a özgü lezzetlerden bir başkası da Nokul. Aslında bizim bildiğimiz börekten pek bir farkı yok gibi. Sinop’ un da en yaygın ve bilinen yemeği nokulmuş. Bir çeşit börek. Özellikle dini bayram günlerindeki ziyaretlerde gelen misafirlere ikram edilenlerin başında gelirmiş. Hemen her aile mutlaka nokul yaparmış. Kıymalı, üzümlü-cevizli ve yoğurtlu olmak üzere üç çeşidi varmış. Biz özel olarak gidip bir yerden alıp yemedik, otelde sabah kahvaltıda ikram ettiler üzümlüsünden, sıcacık ve çok lezzetliydi. Ben de hemen bir parçasını alıp odaya çıkardım fotoğrafını çekebilmek için. 


Sıra geldi en önemli kısma, tabii ki Sinop Mantısı. Bunun için de yaptığımız kısa bir soruşturma neticesinde en birinci adres olarak Teyze' nin Yeri tercih edildi. 1996 yılından beri Sinop'un en çok mantı yediren mekanında  mantıdan başka Etli Ekmek, Çiğ Börek ve Gözleme de yenilebiliyor. Biz zaten bir gün önceden öyle bir hazırlamışız ki kendimizi girer girmez mantılarımızı söyledik.
Zaten böyle gözlerinizin önünde hazırlanıyor tazecik mantılar. Etraf tertemiz ve ferah, iştahınız kabarıyor nasıl yapıldığını izlerken. Küçükken mantı yapmışlığım çoktur, zor tuttum kendimi el atmamak için. Her yörede mantı yapılır aslında, hepsinin aşağı yukarı malzemesi, tadı ve sunumu benzerdir. Fakat şunu gönül rahatlığıyla diyebilirim ki Sinop Mantısı şimdiye kadar benim yediğim en lezzetli mantıydı.


Hamuru incecik neredeyse yufka gibi açılıyor, üzerine yoğurt ve yağ dökülüyor alışık olduğumuz gibi. Farklı olarak da üzerine ince öğütülmüş bolca ceviz serpiştiriliyor. Lezzetini tarif edemiyorum, sanırım Kayseri' ye gider de orada Kayseri Mantısı yersem belki daha iyisini yedim diyebilirim. O zamana kadar yediğim en iyi mantı diye kayıtlara geçebilir Sinop Mantısı. Yolunuz düşerse Teyze' nin Yeri' ne gidip koca bir tabak mantı yemeden sakın dönmeyin. Hatta dönerken yanınızda da sonradan evde pişirmek üzere paket yaptırın. Aman biz unuttuk siz unutmayın.

Sinop'tan dönüş yolunda da yine bir başka lezzet durağına uğrayalım dedik ve Kastamonu' da uzunca bir yemek molası verdik. Biraz araştırınca burada da yörenin lezzetlerini yemek için yolumuz Eflanili Konağı'na düştü. 
Sırf adından dolayı istedim aslında bu çorbayı; Ecevit Çorbası. Yöreye ait bir çorba ama bildiğimiz pirinçli Yayla Çorbası tadında, içinde didiklenmiş tavuk eti var bir de. 

Yaprak Sarma zaten nerede olursa olsun asla gözardı edilemeyecek bir yemek. Burada da çok lezzetli hazırlanmıştı, minik minik sarılmıştı. Bir yemek bloggeri olarak hala sarma yapmamış olduğumu hatırladım bak yine utandım.

Banduma, benim adını ilk defa duyduğum yine Kastamonu' ya özgü bir yemek. Serme ekmeği dedikleri ev yapımı ekmeğin hindi suyuyla ıslatılarak üzerine hindi eti, ceviz ve tereyağıyla servis ediliyor. Bir kişi tek başına bu tabaktakinin hepsini yerse bence çok ağır gelebilir, inanılmaz lezzetli fakat çok yağlı olduğu için birkaç lokmadan sonra kalıyor insan. Yine de yağlı falan bakmadan mutlaka tadın, benden demesi.

 Etli Ekmek de incecik hamurun içine çiğ kıyma konularak saçta pişirilmişti. Patatesli, yoğurtlu, mantarlı ve pastırmalı çeşitlerini de yapıyorlar. Bizim hamur işi delisi küçük bey pek bir sevdi. 

Tatlıyı da yine sırf isminin ilginçliği sebebiyle merak edip tattık ; Deli Oğlan Sarığı. Aslında bildiğimiz Cevizli Sarmadan pek bir farkı yok, adı farklı tadı benzerlerinden çok da üstün değildi. 
Burası  da kaldığımız Zinos Country Hotel' in iskelesinden  huzurun fotoğrafı . Orada öylece oturup dakikalarca yunus balıklarını seyredebilir insan. Ne araba ne insan sesi duymak olası değil, tabii sezon açıldığında durum pek öyle değildir. Biz oldukça sakin bir dönemde yine sessizliğin, huzurun tadını çıkardık. Şimdi bu tatili düşündüğümde aklımda kalan kareler bu son 2 kare olacak sanırım. Aklındakileri bir kenara atıp sadece yunusların denize dalıp çıkışlarını izlerken insanın ömrü uzar.




İşte böyle gezip tozup, yedik içtik bir tatili de böyle özetledik. Bir sonraki durak bize de size de sürpriz olsun.

3 Mayıs 2012 Perşembe

TuzBİBER Dergisi Mayıs 2012 Sayımız Yayında



Bu ay yine çok güzel bir sayı hazırladık sizler için. Konuğum Lacivert Gibi blogunun yazarları Sevgili Gülsev ve Nursev kardeşler. Aramıza yeni katılan arkadaşlarımıza da hoşgeldin diyorum. Hadi bakalım okumayan kalmasın. Burdan buyrun

Ordan Burdan Hayattan Bizim Usul Makarna' da