27 Şubat 2012 Pazartesi

Meksika' da Bir Dünya Harikası Chichen Itza

Bu postu da yazarsam Meksika Cancun tatilimizle ilgili anlatmadığım hiçbir şey kalmayacak gibi. Biraz ağırdan aldım, arayı da oldukça açtım ama okudukça neden bu kadar beklediğimi anlayacaksınız. Chichen Itza ile anlatmak istediğim çok şey var. Biz daha yolculuğa çıkmadan önce seyahatimizi düzenleyen şirket tarafından önümüze birkaç seçenek sunuldu katılabileceğimiz turlar hakkında ve aralarından birini seçmemiz istendi:  Xcaret, Tulum ve Chichen Itza.

Xcaret Antik Maya Sahilinde bir tür sualtı turuydu;  egzotik kuşlar, kelebekler, tropik kediler de görebileceğiniz. Ayrıca dilerseniz yunuslarla ve köpekbalıkları ile de yüzebileceğiniz fazlasıyla heyecanlı bir tur.

Tulum da yine Maya arkeolijisine tanık olabileceğiniz, dalış yapabileceğiniz bir tur.  Tur için yapılan özel uyarıda '' Bu tur fiziksel engeli olanlar için uygun değildir '' ibaresini de görünce açıkcası biraz ürkmedim değil. Yüzmeyi severim tamam ama okyanusta yüzmek hele de dalmak fikri beni biraz ürküttü.

Dolayısıyla bizim için en uygun seçenek bu turlar arasından Chichen Itza oldu. Hem eşimin tarihe ve özellikle Maya tarihine olan ilgisinden dolayı hiç de fena olmadı. Dünyanın yeni 7 harikasından biri olarak kabul edilen Chichen Itza kesinlikle Meksika' ya  gidenlerin görmesi gereken bir yer.

Sabahın erken saatinde otelimizden otobüslerle ayrılıp yaklaşık 1- 1,5 saatlik bir yolculuk sonunda Chichen Itza' ya vardık. Otelden çıkıp da gerçek Meksika' yı görmek hem ilginç hem de biraz ürkütücü oldu. Güzergahımız boyunca yolda birkaç noktada eli silahlı gruplar tarafından durdurulduk. Bildiğiniz gerilla bunlar, öyle güvenlik güçleri falan değil. Birkaç defa fotoğraf makinemi elime aldım ama açıkcası pek cesaret edemedim eli silahlı adamları gözlerinin içine baka baka fotoğraflamak. Bir de yol boyunca gördüğüm hemen her tabela kurşunlarla delik deşik edilmişti. Yani hiç de öyle '' Hadi otelden elimizi kolumuzu sallaya sallaya çıkalım da biraz çevreyi görelim, keşfedelim'' durumları olamaz Meksika' da. Ya da yapılabilir ama en azından bizim olduğumuz bölgede en güvenli yer otelimizdi. Çok da cesur davranmaya gerek duymadık.

Yol boyunca kendisi de bir Maya yerlisi olan rehberimiz Jerry bizi hem çevre ile ilgili bilgilendirdi hem de Maya tarihiyle ilgili bir sürü şey anlattı. Keşke ufak ufak not alsaymışım diyorum şimdi, insan unutmam sanıyor ama daha 1 ay olmadan çoğu şey uçmuş gitmiş.
Chichen Itza Yucatan Yarımadasının en iyi korunmuş Maya şehirlerinden birisi. Daha oraya varır varmaz Jerry hepimize tur sonuna kadar yanımızda olması gereken yaka stickerlarımızı dağıtıyor, ufak bir moladan sonra tura başlamak üzere sözleşiyoruz. Aynı anda bizim ekipten başka onlarca farklı gruplar var orada, birbirimizi bir kaybettik mi bir daha bulmak oldukça güç. Olur  da kaybolursak diye otobüsümüzün numarasını, plakasını gösterip sıkı sıkı tembihliyor Jerry bizi. Bu kadar uyarı bile yetiyor zaten Jerry' e yapışık yürümemize tur boyunca. Gerçi alışveriş deliliğine kapılıp bir ara gruptan koptuk.
Ve gezimizin başında ilk gördüğümüz üstteki orjinal haliyle bir Maya evi.  Ve bu da rehberimiz Jerry, bir Maya yerlisi. Oralarda hala ulusal dilleri İspanyolca dışında kendi Maya dillerini konuşan bir sürü Maya var bu arada.

İspanyolların Kale dedikleri Kukulkan Tapınağı Temmuz 2007 de Dünyanın yeni 7 Harikasından biri seçilen bir tapınak. Ve bu piramid Mayaların üstün astronomi ve matematik bilgilerini ispat ediyor. Tapınağın 4 cephesinin her birinde 91 basamağı var. 91*4 yaptığımızda 364 sayısına varıyoruz ve en tepeyi de sayarsak yılın 365 gününe ulaşıyoruz. Yine tapınağın en ilginç özelliklerinden biri 21 Mart ve 21 Eylül ekinokslarında piramide gelen güneş ışıkları piramidin merdiveninin yanındaki çıkıntıları, merdiven basamaklarının altında bulunan iki yılan başının S' ler çizen bir görüntü oluşturarak yukarı doğru uzanmaktaymış. O tarihlerde burada ziyaretçi akını olduğunu söylememe gerek yok sanırım. Gerçi arkeologlar böyle bir şeyi kabul etmiyorlarmış.

Piramit yerin dokuz kat altını da temsile edecek şekilde 9 farklı katta inşa edilmiş. Bu 9 kat aynı zamanda 9 gezegeni de temsil ediyor. Maya takvimine göre bir ay 20 günden oluşuyor ve yılda 18 ay var. Ve her 52 yılda  bir bu döngü yenileniyormuş. 21 Aralık 2012 tarihinde de bir döngü daha tamamlanıp  yeni bir dönem başlayacak. Yani ne yeni bir Maya tabledi bulunup yeni bir kehanet tespit edilmiş ne de 21 Aralık' ta kıyamet kopacak. Sadece yepyeni bir dönem başlayacak.  
2006 yılına kadar piramide giriş serbestmiş.İçindeki taht odasına girilebiliyormuş. Artık ne yazık ki yasak. Tepesinden bakıldığında tüm şehir  görülebiliyormuş. Belki bir gün yine ziyarete açılır ve olur da tekrar  gidersek oradan da bir fotoğraf çekmek isterim.


Ve benim orada en çok ilgimi çeken yer bu top sahası oldu. Amerika' nın en büyük top sahasıymış burası. 168 metre uzunluğunda ve 70 metre eninde bir saha. Sahanın her iki yanında taş potalar bulunuyor ve de hakemlerin oturduğu yerler. Burada oynanan oyun aslında tam olarak futbol ve basketbol bileşimi oyunmuş. Oyunun oynandığı top 5.4 kg ağırlığında ve bunu yan duvarlardaki yüksek potalara atmayı hedefliyorlar. Ve oyunun en çarpıcı tarafı yenen tarafın oyuncularının yenilen oyuncular tarafından kafaları kesilerek kurban edilmesi. Hayır yanlış yazmadım, yenilen değil yenen oyuncuların kafaları kesiliyor. Rehberimiz Jerry' e bunun nasıl olabildiğini sorduğumuzda Mayaların bunu bilerek ve bu oyuna ömürleri boyu hazırlanarak büyütüldüklerini söylüyor bize. Öyle ki onlar ölüme inanmadıkları gibi bunun için yaşıyorlarmış.
Her turistik yerde olduğu gibi Chichen Itza' da da oraya özgü hediyelik ürünleri bulabileceğiniz çok ilginç tezgahlar sıralanmış. Her biri o kadar renkli ve o kadar cazip ki yine burada hepsinden hepsinden alasım geliyor. '' Nasıl götürürüm tüm bunları ? '' endişesi ile kendimizi az biraz frenliyoruz. Buna rağmen elimiz kolumuz dolu ayrılıyoruz. Bir de tabii ki pazarlık konusunda ne kadar yetenekli iseniz o kadar uyguna alıyorsunuz. Bizim 20 Usd vererek aldığımız birşeyi bizden 5 dk sonra biraz daha pazarlık eden bir arkadaşımız 15 Usd aldı mesela. Bir de bu tezgahlardaki gördüğünüz herşeyi dükkanlarda çok daha pahalıya bulabiliyorsunuz. Ve de kesinlikle pazarlık yapmıyorlar. Yine klasik laflar sıralanıyor esnafın ağzından; vergi, kira vs... Esnaf her yerde esnaf hiç şaşırmıyoruz.

Öğle yemeğimizi yine aynı yerde yerel dansçıların ilginç danslarını izleyerek yiyoruz. Meksikalılar çok renkli ve güleryüzlü insanlar, giydikleri elbiselerden bile anlaşılıyor zaten keyifleri. Bizim Şile bezlerimize benzeyen bol renkli ve işli yerel kıyafetleri var.  Sokakta bile öyle giyinen bir sürü kadına rastladık. Bizim orada olduğumuz tarihte Meksika' nın en sıcak mevsimi değildi ama sıcaklarda daha iyi bir seçenek düşünemiyorum.
Böylece bir gezi yazısının daha sonuna geldik. Bakalım sırada nereler var ?


11 Şubat 2012 Cumartesi

Meksika Cancun Seyahatimiz - 2

 Meskika' ya gideceğimiz kesinleşir kesinleşmez heyecanımın en büyük sebebi o gözümde büyüttüğüm müthiş lezzetleri oldu. Bol acılı yemeyi seven biri olarak tam benlik dedim. Gel gör ki bu tatil o hevesimi biraz kursağımda bıraktı. Tatil boyunca sürekli otelin içinde olduğumuz için fotoğraflar çoğunlukla otelden. Bir kısmı da Chichen Itza gezisi sırasında yemek yediğimiz yerden.
Kendi izlenimlerimi yazacağım fakat Meksika Mutfağının en popüler yemeklerini yazayım önce;

*Quesadilla, biraz Meksika biraz İspanyol. İç malzemesi tamamen yaratıcılığa kalmış, dışı tortilla ekmeği olan quesadillanın ekmeği %100 mısır unundan yapılır. Artık hemen hemen her türlü cafede rastlanan bir ara sıcak aynı zamanda. Tortillaların birbirini tutması için peynir kullanılıyor. Quesadillanın Meksikada kullanılan orjinal peyniri OAXACA peyniri.

*Taco da yine içi soğan, biber, tavuk ya da etle doldurulup sarılarak yenilen bir başka popüler yiyecek. Hatta öyle popüler ki Amerika' da 4 Ekim Ulusal Taco Günü olarak kabul edilmiş.

*Guacamole avokado ile yapılan bir dip sos. Aztek kültürünün de bir parçası olarak kabul edilen bu sos Meksika' nın ulusal yiyeceği ve tarihte  M.ö 10.000 e kadar izlerine rastlanabiliyormuş.

*Fajita da yine en bilinen yemeklerinden biri Meksika' nın. Izgara edilmiş etlerin yine tortilla ekmeği ya da mısır üzerinde servis edilmiş hali. Yanında da elbette Guacamole, eritilmiş peynir ve ekşi krema.

* Enchilada da börek şeklinde yapılan bol biberli bir Meksika yemeği.

Yukarıda görülen tabak pek uyumlu bir menü gibi görünmese de benim 1 haftalık tatil boyunca karnımı doyurdu diyebilirim. Sütte pişmiş tatlı mısır, Guacamole sos, nachos ve patates kızartması.
Tabakta yeşil olarak görülen Guacamole sos burada da gördüğüm yerde keyifle yediğim bir sostu ama Meksika' da neredeyse içime fenalık gelene kadar yedim. Avokado ezmesi, soğan, domates, taze kişnişle yapılan oldukça popüler bir meze. Özellikle fajitanın yanına da en yakışan.

Nachos mısır cipsi görünümünde. Üzerine kavrulmuş kıyma, kara fasulye ya da eritilmiş peynirle yenilebiliyor. Ben guacamole sos ile bolca bolca yedim. Bir de normalde çok sevmediğim halde orada en çok yediğim şey mısır oldu. Sütte pişmiş ve sanki içine şeker de katılmış gibi tatlı tatlı.
 Bu nedir bilebildiniz mi ? Eminim bir çoğunuz hemen Kabak Tatlısı dediniz görür görmez. Ben de öyle sanıp '' bakıyım nasıl yapmışlar bizimkine benziyor mu lezzeti ? '' dedip ve aldım. Baktım hiç alakasız bir şey ama ne olduğunu da bulamayınca gidip hemen sordum şefe. Papaya tatlısıymış. Meksika tam bir meyve cenneti zaten, tüm tropik meyveler öyle bol öyle bol ki meyve seven aç kalmaz kesinlikle. Bizim gibi meyveye göz ucuyla bakanlar bile ucundan kıyısından tadına bakıyor dayanamayıp.
 Veee bu da yine çok tanıdık gelmiştir eminim. Bizim Halka Tatlımıza ne kadar benziyor değil mi? Tek farkı bunun şerbetli olmaması, kurabiye gibi kıtır kıtır ve üzerine toz şeker serpiştirilmiş. Benim hoşuma gitti, kaç tane yediğimi sormayın ama.
Meksikada kaldığımız 1 hafta boyunca hep otelde yedik yemeğimizi. Ancak son gecemizde yakınlardaki Playa Del Carmen kasabasına gittik hep beraber. İyi ki gitmişiz, ekipte bizden başka herkes daha önceden gitmişti zaten. Otele 20 dk kadar uzaklıkta bir kasaba Playa Del Carmen. Turistik olan her yer gibi bolca alıveriş yapabileceğiniz dükkan ve cafe restoran dolu bir caddesi var. Önce kendimizi dükkanlara atıp neler alınabilir diye baktık alışverişlerimizi yaptık sonra da yemeğimizi yedik.
Nachoslar ve mezeler hemen masaya geliyor zaten, o kadar seviliyor ki kimse hayır demeden yemeye başlıyor. Tortilla ekmeklerine sarıp çok lezzetli birşeyler yedim o gece, o kadar açtım ki fotoğrafını bile çekmemişim. Görev bilinci de bir yere kadar tabii ki. Çok lezzetliydi yemek, iyi ki gitmişiz de Meksika yemekleriyle ilgili fikirlerim tamamen yerle bir olmadı.
Bir de bu minicik minicik Dominik muzları var ki bahsetmemek olmaz. Muz genelde en sevilen meyvelerden biri olmasına rağmen benim pek aram yoktur. Bu minişleri görünce o kadar şirin gözüktüler ki bana alıverdim. Tadına bakınca inanamadım, bal gibi bişey. Meksikada kaldığımız süre boyunca sanırım 5 kilo kadar bu muzlardan yemiş olabilirim. Hemen her öğünde birkaç tanesini  tatlı niyetine yedim. Zira tatlı olayında pek de başarılı oldukları söylenemez. Bir ufak cheesecake alıp tadını beğenmeyince bir daha da uğramadım tatlıların yanına.
Bunun ne olduğunu hiç bilmiyorum, öğrenmek de istemedim açıkcası. Muzu dilimleyip bir sosla karıştırıp servis etmişlerdi ama görüntü beni pek çekmedi.
Bu gördüğünüz de bir çeşit mantar, çok büyük bir iştahla alıp da bir lokmasını bile yutup yiyemedim. Ağzımda gırç gırç diye sesler çıkartan garip bir şeydi, mutlaka vardır seveni de bana göre değilmiş demek ki.
Elbette Meksika' ya kadar gidip de tekila içmeden, hatta tekila ile sarhoş olmadan dönülür mü ? Abartmadan söylemeliyim ki insanlar içmek için akşamı falan beklemiyorlar, daha sabah kahvaltısında şampanya içene bile rastladım.  Otelin içinde de büyükçe bir Tekila Shop vardı, içeride renkli şişelerin arasında dolanmak bile keyif veriyor insana.
Tekila Agave bitkisinden yapılan bir içki ve mutlaka üzerinde '' %100 Agave'' yazanını almak gerekiyor. Agave de Meksika'nın dağlarında yetişen bir ağaç. Meksika' da önünüze gelen hemen her tekila kurtlu tekila. Yani şişelerin dibinde Agave ağacında yaşayan bir kurtçuk bulunuyor ve bu da içtiğiniz tekilanın kaliteli olduğunun kanıtı olarak gösteriliyor.Bazıları da bunun bir pazarlama hilesi olduğunu söylüyor. Yine de özellikle televizyonda ve reklam panolarında çok adı görünen bilinen markaları tercih etmemek gerekiyormuş. Bunların reklama para harcayıp kaliteyi arka plana ittiği söyleniyor. Benden uyarması, giderseniz tekila alırken dikkat edin.
Çok çeşit tekila var, en azından içerik olarak aynı bile olsalar şişeler öyle renkli ve cezbedici ki insan hangisini tercih etsem diye düşünmeden edemiyor. Bavulda kilo sınırı olmasa eminim alışverişi abartırdık da çok şükür kendimizi frenledik.
Tekiladan kek bile yapmışlar ve ben bunlardan nasıl oldu da almadım kendime kızıyorum şimdi.
Ve yine hayıflandığım bir başka şey de bu Cajeta' dan tek bir kavanoz almış olmam. Cajeta hepimizin bildiği Dulce de Leche aslında. Meksikada yapılanın tek farkı içinde tarçın ve şarap olması. Miktarı çok az ama kendisiyle ilgili güzel planlarım var. İtinayla saklandı bu kavanoz.
Bunlar da yine Tekila Shop da gözüme takılanlardan. İnsan herşeyden almak istiyor elbette  dünyanın bir ucundan taşıması olmasa. Bir de tam olarak ne işe yarar nasıl değerlendirilir bilmediğim için sadece fotoğrafını çekmişim.
Ve oraların en rağbet göreni kahvesi elbette. Çeşit çeşit farklı aromalarda kahve çekirdekleri vardı. Ben filtre kahve tiryakisi olmadığım için almadım, otelde odamızdaki kahve poşetlerini attım çantaya son gece sadece.
Saf vanilya özleri de yine hangi mağazaya girerseniz önünüze çıkıyor boy boy şişelerde. Pasta, kurabiyeler bir süre bunlarla pişecek bakalım bizim evde. Umarım çok beğenip de '' keşke daha fazla getirseymişim '' diye hayıflanmam.
Çok uzun bir yazı oldu, yoruldunuz . Şimdi bir tekilayı hakettiniz. Tekila içmenin de kuralları var bilenler bilir. Oldukça sert bir içki olduğu için minik shot bardaklarında servis ediliyor tekila. Önce limon dilimi üzerindeki tuzu yalıyorsunuz, sonra tekilayı bir seferde içip ardından da limon dilimini yiyorsunuz. Buyrun alın.
Yok ben daha yavaş yavaş keyfini çıkararak birşeyler yudumlayayım derseniz Frozen Margarita ikram edelim o zaman size. Benim gözlemlediğim kadarıyla orada en çok tüketilen içkiler tekila ve margarita.
Havuz başında kitap keyfime de Çilekli bişeyler eşlik etmiş. Sanırım Meksika' da bulunduğum süre içinde en az içtiğim şey su oldu.
İşte böyle yediğimizi içtiğimizi de anlattık. Sırada tek bir post kaldı. Ben onu hazırlarken siz bir fincan ya da Yeşil Su almaz mısınız ?

6 Şubat 2012 Pazartesi

Meksika Cancun Seyahatimiz - 1


Açıkcası neresinden başlayıp nasıl anlatacağımı uzun uzun düşündüğüm bir yazıya başlıyorum. Meksika tatilinin haberini verir vermez duyan herkes merakla fotoğrafları ve blogda paylaşacaklarımı beklediğini söyleyince bendeki telaş haliyle tavan yaptı. Her tatilde zaten araştırmacı gazeteci modundayım, blog öyle bir sorumluluk yükledi omuzlarımıza, elimde fotoğraf makinesi hiç düşmedi. Olmadı telefonla çektim paylaşacağım diye. Şikayetçi miyim hayır asla seve seve ayrı bir gözle bakıyorum her gördüğüme, ayrı bir dikkatle dinliyorum her duyduğum ayrıntıyı. Meksika' da da öyle oldu. O yüzden elimden geldiğince aklımda kalan herşeyden bahsetmek istiyorum. Çok uzun bir yazı yazıp da sıkıcı olmak da istemiyorum. O yüzden birkaç post halinde yazacağım. Şöyle arkası yarın tadında olsun, okudukça gerisi merakla beklensin. Bakalım becerebilecek miyim ?

19 Ocak gecesi Meksika' ya doğru oldukça uzun ve zorlu bir yolculuğa başladık. Zorlu çünkü tam 4 aktarmamız vardı ve aktarmalar arası süremiz çok kısaydı. Gece saat 03.00 gibi evden çıktığımızda hiç uyumamıştım ve uçakta uyuma hayalleri kuruyordum sadece. Sadece Amerika vizesi almıştık ve aktarma yapacağımız ülkelerden biri olan Almanya için vizeye gerek duymamıştık. Son hafta vize almamız gerekebilir gibi bilgiler alınca biraz da moralsiz çıktık yola. Olur ya Almanya' dan geri yollanırsak şaşırmayacaktık. Neyse ki öyle bir şey olmadı. Ankara gibi Münih de kar yağışlıydı ve uçak piste inene kadar göz gözü görmeyecek kadar kötüydü hava.

 İlk aktarmamız Münih'ten sonra ikinci uçuş New York' a idi. Hayatımın bu zamana kadarki en uzun uçuşu olacağı için ayrıca mide kramplarımın da sebebiydi. Yaklaşık 9 saatlik uçuştan sonra Newark Havaalanına indiğimizde aktarma yapmamız gereken Houston uçağı çoktan havalanmıştı. Amerikalılar inanılmaz rahat ve kendilerini zora sokmayan insanlar. Öyle ki bir sonraki uçağımıza nasıl yetişeceğimizi ve eğer olur da kaçırırsak ne yapacağımızı sorduğumuz hostes gayet keyifle ve gülümseyerek '' dert değil yetişemezsiniz zaten, alanda halledersiniz'' dedi bize. Bu arada bizdeki gibi çıtır hostesler de hiçbir havayolu şirketinde yok, hepsi 50li yaşlarında ve oldukça tecübeli. Neyse biz koştur koştur bavulumuzu alıp gümrüktü bagaj kontroldü derken bir sonraki Houston uçağına kendimizi attığımızda artık yorgunluktan bitap düşmüş haldeydik. Ben zaten uçuş korkum yüzünden gözümü bile kırpmamıştım o saate kadar. Arada kafam önüme düşse de şu boyun yastıklarından edinmediğimiz için doğru dürüst bir uyku uyuyamadık. Bedenimizin dayanabileceği son noktaya gelmiştik Houston' a indiğimizde. Ankara'dan - 12 derecede yola çıkmıştık ve burada millet şortlarla tişörtlerle sımsıcak karşılaşmıştı bizi. Varışa yaklaştıkça biz de lahana misali kat kat soyunmaya, üzerimizdeki fazlalıkları çıkarmaya başlamıştık.


Ve son uçağa bindiğimde artık tek düşündüğüm bir an önce otele varmak ve yatakla bütünleşmekti. Meksika Cancun Havaalanına vardığımızda  yerel saat gece yarısına geliyordu. Otelimize de yaklaşık 1 saatlik otobüs yolcuğundan sonra varıp odamıza yerleştiğimizde derin bir oh çektik. Dünyanın bir ucuna olabilecek en güç şekilde varmıştık. O yorgunluğun üstüne hemen uyumak yerine bavullar boşaltılıp yerleştirildi,  mis gibi duş alındı ve  son olarak da yatağa gömülündü. Sabah  alarmla uyandığımızda saat 10.00 olmuştu. Tatilde uyunur mu ? Hemen kahvaltı sonrası kendimizi kumsala attık.

Otelimiz Barcelo Maya Beach Resort 5 ayrı yerleşkeden oluşuyordu. Maya Beach , Maya Caribe Beach, Maya Colonial Beach, Maya Tropical Beach ve Maya Palace Deluxe. Diyebilirim ki döneceğimiz güne kadar otelin içinde kaybolma korkusu yaşadım. Geniş bir koyu tamamen bir otel kapatmış neredeyse. Bir ucundan bir ucuna 1,5 kilometrelik alana yayılmış.


 Ankara' nın ayazından sonra böyle tiril tiril giyinip de okyanus kenarına inmek başta garip gelse de inanın ilaç gibi oldu. İçimiz  ısındı, ruhumuz dinlendi güzelliğinden. Karayip Denizini de görmüş olduk. Açıkcası beni hayal ettiğim kadar da çok etkilemedi okyanus. Bir kere deniz ne kadar gitseniz de çok sığ. Ayrıca hep bir köpekbalığı olur mu endişesi ile mümkün değil yüzemiyor insan. En azından ben gönül rahatlığıyla giremedim. Sırf okyanusun dibine kadar gidip de girmedim dememek için bir girip ıslanıp çıktım. Zaten çok da insanı cezbeden bir görüntüsü yoktu, orada olduğumuz sürece dalgalı ve bulanıktı hep. Ama kumu çok güzel, her ne kadar hiç deniz kabuğu toplayamasam da yürüyüp kokusunu içime çektim. Bu kış burada sık sık hatırlayacağım bunu.
 Otelin 5 ayrı binası içinde sayısız restoran, havuz ve bar mevcut. Hangi binada kaldığınızın hiç önemi yok, neresi hoşunuza giderse orada havuza girip güneşlenip, istediğiniz yerde yemek yiyebiliyorsunuz. Deniz varken havuz tercih edilmez ama sanırım çoğu kişide köpekbalığı endişesi vardı ki havuzlar da en az kumsal kadar rağbet görüyordu. Tek olumsuz yani en derin havuz 150cm kadar. Ne kadar havuz gezdiysek şöyle doya doya yüzülecek boyumuzu geçeni bulamadık. Belki de havuz kenarlarına kondurulmuş barlarda gönüllerince tekila, margarita içebilsin insanlar diye böyle yapılmıştır, diye düşünmedim değil.

 Biz küçük adamı götürmedik yanımızda ama elbette yanlarında çocukla gelenler için çok eğlenceli havuzlar var otelde. Gerçi bizimkinin zaten suyla arası pek yok, gelmiş olsa bile girmezdi büyük ihtimalle.

 Benim için otelin en güzel yanı ne kumsalı ne yemekleri ne de havuzları oldu. En güzel ve beni en çok cezbeden otellerin lobilerini süsleyen yukarıda da bir tanesini gördüğünüz muazzam renkli tablolar oldu. Genel olarak hep kadın ve çocuk figürleri ağırlıklıydı ve renkler beni çok etkiledi. Benim gibi çoğu insanın da ilgisini çektiğini gördüm otelde, neredeyse herkes bu tabloların önünde poz vermek için sıra bekliyordu. David Villasenor diye bir ressama ait tablolar, sitesini incelerseniz ne demek istediğimi çok iyi anlayacaksınız. Bir resim değil de sanki bir fotoğrafmışcasına detaylı ve canlı.

 Ve gelelim muzlara. Otelin her yanına dağılmış muz ağaçları, onların da görüntüsü en az tablolar kadar güzel bence. Ben meyve seven biri değilim hele de muzu hiç sevmem ama Meksika' da sanırım bu durum azıcık değişti. İlk defa orada yediğim Dominik muzlarına hayran oldum. Sonraki postta fotoğrafıyla beraber sebebini de anlatırım.
 Yine otelin içindeki konuklar dışında bir de yerlileri vardı. İguanalar, yılanlar, sincaplar, papağanlar, farklı cinslerde kargalar. Doğal bitki örtüsü inanılmaz güzel ve daha önce hiç görmediğimiz kadar yeşilin her tonu var ülkede. En fazla bizim Karadeniz sahillerini bilen biri olarak oralardan bile daha yeşil ve sık ormanlara sahip diyebilirim. Gür yağmur ormanları ne kadar verimli olduğunu gösteriyor topraklarının. Dolayısıyla o gür ormanlar içinde de bir sürü farklı canlı barınıyor. Otelin her yanında da özgürce dolanıyorlar aynen burada da levhada gördüğünüz gibi. Yani öyle aval aval havaya bakarak yürümek yok, her an önünüzde bir iguana ile karşılaşabilirsiniz. Baştan söyliyim ilk gördüğümde biraz ürktüm, hatta adamın biri kendini yere atmış yakından bir fotoğrafını çekmeye çalışıyordu, hemen makineye sarılıp uzaktan da olsa bir poz yakaladım. Sonra anladım ki otelde neredeyse müşteri sayısı kadar iguana barınıyor, günboyu selamlaşıp durduk. Hiç de öyle korkulacak gibi değilmiş, çok efendi ve sakin bir hayvancık. Bakıyor ki fotoğrafını  çekiyorsunuz hiç hareket etmeden duruyor, işiniz bitince uzaklaşıyor ormanın içine doğru.


Bu arada Meksika' da iklim hep böyle günlük güneşlik oluyormuş. Yağmur yağan ve yağmur yağmayan diye 2 ayrı mevsim olduğunu söylüyorlar. Bizim orada olduğumuz tarihte henüz çok sıcaklar yoktu, ülkenin en sıcak zamanında orada olmak çok da keyifli olmayabilir. Zira nem çok yüksek ve hava sıcaklığını olduğundan da fazla hissettiriyor.

 Her tatilde olmazsa olmaz havuzbaşı keyfimi az da olsa Meksika' da da yapabildim. Oraya gitme sebebimiz büyük adamın iş seyahati olduğu için tatil süresince 2 gün ayrı kaldık. O çalışırken ben havuzbaşında sıcağı, güneşi, sakinliği depoladım içime. Şimdi Ankara' da bol bol açıp bu fotoğraflara bakmalı.

Yine otelden bir başka ayrıntı da kaldığımız süre boyunca hemen her gün bir nikah seromonisi görmemiz oldu. Okyanusa karşı çıplak ayakla, kimseyi  telaşa vermeden romantik bir düğün hayaliniz varsa ve tabii hala bekarsanız iyi bir seçenek olabilir. Yolu azıcık uzak elbette ama farklılık istersiniz belki hani.

Bir sonraki post bir yemek bloggeri gözünden Meksika yemekleri olsun bakalım. Neler yedik, neler içtik, neleri sevdik, neleri sevmedik,  neleri bavulumuza atıp da getirdik onlardan bahsedelim.

3 Şubat 2012 Cuma

Fıstıklı İrmik Helvası

Yazacak çok şey, paylaşacak onlarca fotoğraf var ama beklesin onlar. Bugün Mevlid Kandili. Sabah uyanır uyanmaz İrmik Helvası koktu burnuma sanki. Küçük beyi yine karlı bir Ankara sabahında okuluna bırakıp eve geldim ve sıvadım kollarımı. Helvamı yaptım, komşularıma dağıttım kandillerini kutlayıp. Sizlerin de kandilini kutlarım, Allah bu mübarek günde tüm dualarınızı kabul etsin inşallah.

Malzemeler:
2 su bardağı irmik
1,5 su bardağı toz şeker
1,5 su bardağı süt
2 su bardağı su
125 gr tereyağ
1 yemek kaşığı dolmalık fıstık

Yapılışı:

1. Öncelikle suyu ve sütü bir tencereye alıp ocağın altını açın. İçine şekeri de ekleyip kaynatın.
2. Başka bir tencerede tereyağını eritip fıstıkların rengi dönene kadar kavurun.
3. İrmiği ekleyip rengi değişinceye kadar kavurun.
4. Sütlü şekerli şerbeti yavaş yavaş irmiğe katın ve karıştırın. Ocağın altını kapatıp 10 dk demlenmeye bırakın.
5. Sıcak olarak servis yapın.

Afiyet olsun.

1 Şubat 2012 Çarşamba

Ben Geldimmmmm

Zaman çabucak geçiyor. Ha gittik ha gideceğiz derken evimize döndük bile. Daha sonra uzun uzun Meksika' dan, tatilden, gezip gördüğümüz yerlerden bahsedeceğim. Şimdi sadece bir  '' merhaba '' demek istedim.
Güzel kumlu sahillerinden,

 
Sürekli ortalıkta dolaşan iguanalarından, sincaplarından,
Gözünüzün görebildiği her yerde olan muz ağaçlarından ve muazzam bitki örtüsünden.
Ve dünyanın son seçilen 7 Harikasından biri kabul edilen ve Unesco tarafından koruma altına alınan Chichen İtza' dan.

Ordan Burdan Hayattan Bizim Usul Makarna' da