30 Ekim 2010 Cumartesi

Muzlu Kolay Pasta


Benim için mutfakta lezzet kadar pratiklik de çok önemli. Bir tarif ne kadar leziz olursa olsun eğer beni mutfağa saatlerce bağlayacaksa hiç o işe girmem. Çocuklu olup da - bir de benimki gibi kıpır kıpır olunca-
mutfakta dilediği kadar vakit geçirebilenlere imreniyorum. Daha önceden bir de Çilekli Kolay Pasta yapmıştım. Onun da lezzeti iyiydi fakat bu pasta yeni nesil tabirle (!!!) yıkılıyor. Özellikle kremasına bayıldım. Sırf kremayı pişirip de muhallebi gibi kaşıklamak da fena fikir değil.

Tarif Sevgili Gülay' a ait. Blogunda gördüğüm an karar vermiştim yapmaya. Ben pandispanyayı da hazır kullandım. O da evde yapılsa eminim çok daha süper sonuç olacaktır. İlk sefer geçen hafta başı yaptım, evde krem şanti olmadığını farkettiğimde geç kalmıştım, krema pişmişti bile. O şekilde de yenildi beğenilerek ama dün ikinci defa bir de krem şanti ile denedim. Krem şantili kremaları zaten severdim, bununla da yanılmadığımı anladım.

Malzemeler:

1 paket sade hazır pandispanya ( tek katı kullanılacak )

Kreması için:
1 adet yumurta
3 silme çorba kaşığı un
1 silme çorba kaşığı nişasta
5 silme çorba kaşığı toz şeker
500 ml süt
1 paket vanilya
1/2 paket krem şanti
1 çay bardağı süt

Üzeri için:
1 adet muz
1 paket tart jölesi

 Yapılışı:
1. Pandispanyayı kelepçeli kek kalıbınıza yerleştirin.
2. Üç yemek kaşığı süt ile ıslatın.
3. Kreması için, yumurta, un, şeker, sütü bir tencereye alın. Muhallebi kıvamına gelene kadar pişirin. Ocağın altını kapatıp  vanilyayı ekleyin. Biraz ılıklaşana kadar çırpmaya devam edin.
4. 1 çay bardağı süt ile krem şantiyi çırpın.
5. Hazırladığınız krema ile krem şantiyi karıştırıp çırpın.
6. Karışımı pandispanyanın üzerine dökün.
7. Muzu dilimleyip kremanın üzerine dizin.
8. Tart jölesini paketin üzerindeki tarife göre hazırlayıp üzerine dökün.
9. Pastayı iki saat buzdolabında tuttuktan sonra kelepçeli kalıptan çıkarıp servis tabağına alın. Soğuk servis yapın.
Afiyet olsun...

Aniden biri arayıp da çaya geliyorum dediğinde kalkıp 15 dakikada hazırlayacağınız bir kolay pasta tarifi. Kim hayır diyebilir ki?

İyi haftasonları herkese

22 Ekim 2010 Cuma

Labneli Dereotlu Poğaça


Daha önce de bahsetmiştim bir yemek paylaşım grubumuz var bizim, Yemek ve Biz. Geçenlerde grupta o kadar uzunca bir vakit üzerinde yazıldı çizildi ki dayanamadım kalktım yapıverdim. Tarifin orjinali  burada var ama ben üzerinde biraz oynamalar yapıverdim. Nedense iç malzemenin ortaya konulmasından daha çok hamura katılmış olmasını seviyorum ben poğaçalarda. Ya da içinden peyniri ayıklayan küçük adam öyle seviyor diyelim. Neyse ki bu tarifte bir paket labne peyniri zaten içinde mevcut. Küçük adamın her lokmasında peynir yedirebildiğime şükrettim bir kere daha. Yalanla da dolanla da olsa yedi işte.


Malzemeler
250 gr oda ısısında tereyağı
1 paket labne peyniri
2,5-3 bardak kadar un ( ben tam buğday unu kullandım )
5-6 dal ince kıyılmış dereotu
1 paket kabartma tozu

Üzeri için yumurta sarısı ve susam

Yapılışı:
1. Tereyağı ve labne peynirini birbiri ile özleşinceye kadar karıştırın
2. Unu, kabartma tozunu, kıyılmış dereotunu ve tuzunu ekleyip güzelce yoğurun.
3. Hamurdan küçük parçalar kopartın, elinizde yuvarladıktan sonra yağlı kağıt serilmiş tepsiye dizin.
4. Üzerine yumurta sarısı sürün. Susam serptikten sonra 175 derecedeki sıcak fırına atın.
5. Fırının kapağını hiç açmadan  20 dakika pişirin.

Afiyet olsun


 Sonunda da böyle lezzetinden çatlamış poğaçaları çıkarıp fırından bir iki üç deyip başlayın yemeye. Bizim evde çok şükür ki böyle poğaça kurabiye pişince yarı ölçü pişiriliyor, diğer yarısı başka bir zaman için dondurucuya giriyor. Yoksa halim pek daha vahim olacaktı. Buna da şükür. Hepinize iyi haftasonları diliyorum.

21 Ekim 2010 Perşembe

Kalp Kurabiye


Yok bu kurabiye yeni değil, yaklaşık 3 ay oldu neredeyse yapılalı. Yazın o en sıcak günlerinde kendimizi eve kapattığımız bir vakitte küçük adamımla evde faaliyet olsun diye yapılmıştı bunlar. Bahsetmedim sanırım daha önceden bizim küçük adam biraz kural bilmez, biraz haylaz ve dikkat eksikliği sorunları yaşıyor. Onu sürekli değişik etkinliklerle uyanık tutmamız gerekiyor yoksa işimiz oldukça güçleşiyor. Genelde anne mutfakta nefes alabildiği için çoğunlukla mutfak faaliyetleri ilk tercihimiz oluyor. Onun da şikayeti yok, çorba da karıştırıyor, bulaşık makinesini de boşaltıyor, sofrayı kurmama da yardım ediyor, kurabiye - kek de yapıyor. İlerde gelinden dua alırım umarım:))

Oğluşumun elinden çıkan bu kalp kurabiyelerin tarifi Sevgili Pelin' ciğime ait. Burada da bulunsun aynen yazıyorum.

Malzemeler
175 g tereyağı (oda sıcaklığında)
1 yumurta akı
1 su bardağı pudra şekeri
1 paket vanilya
2 çay kaşığı kabartma tozu
Alabildiği kadar un (3,5 su bardağı demiş Pelin ama ben biraz daha fazla kullandım )


Yapılışı:
1. Margarini (veya tereyağını) karıştırma kabına koyun üzerine diğer malzemeleri ekleyin.
2. Un miktarını ele yapışmayacak kıvama gelene kadar eklemeye devam edin.
3. Hamuru biraz dinlendirdikten sonra yağlı kağıt serili tezgahın üzerinde kurabiyeleri merdane yardımı ile açın.
4. Kurabiye kalıpları ile kesip ,yağlı kağıt serili fırın tepsisine dizin.
5. Önceden ısıtılmış 175 derecelik fırında 15 dakika pişirin.Fırından çıkarttıktan sonra tepside soğutup servisini yapın.



Uzunca bir süre de kapalı bir kurabiye kavanozunda bayatlamadan saklanabiliyor. Alın çocukları yanıbaşınıza, yapıverin kurabiyelerinizi güle oynaya. Sonra da onlara bir bardak süt, kendinize bir fincan kahve hazırlayıp keyfini çıkarın.

20 Ekim 2010 Çarşamba

Lezzetli Haberler

Geçtiğimiz haftalarda çok hareketli ve keyifli 2 etkinliğe katıldım. İlki Feshane Uluslararası Fuar ve Kongre Merkezi' nde gerçekleştirilen bir festivaldi.
İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin desteğiyle, Tüm Restoranlar, Lokantalar ve Tedarikçiler Derneği (TÜRES) tarafından düzenlenen ‘2010 Yılında 2010 Çeşit Lezzet Festivali’. Festivali birkaç blogger arkadaş birlikte gezdik.


Benim açımdan çok renkli bir deneyim oldu diyebilirim. Yeni lezzetleri denemeyi çok seven biri olarak mide kapasitemin elverdiği ölçüde (!!!) yedim içtim. Bildiğim, keyifle yemeklerini tattığım birçok firmanın yanında orada birçok yeni firma ve yemekle de tanışmış oldum. Osmanlı Mutfağı' ndan Helvayı Sabuni, Kakuleli Limonata, Demirhindi Şerbeti, Karadeniz Mutfağından birbirinden leziz tarifler, Erzurum' dan Cağ Kebabı, Antep Mutfağının enfes lezzetleri, Hitit Mutfağı seçmeleri  ve daha neler neler. 




Elbette blog yazarları olarak birlikte katıldığımız her etkinliğin de tadı damağımızda kalıyor haliyle. Yukardaki fotoğraf da keyfimizi yeterince anlatyor mu acaba ?


Ve geçen haftanın en soğuk ve en yağışlı gününün erken saatlerinde yine bir başka lezzetli buluşma için yollardaydım.  Sofra Dergisi ekibinden Sevgili Zeynep Hanım' ın davetiyle Adile Sultan Sarayındaki kahvaltıya katıldım. Sofra Dergisinin web sayfasının tanıtımı amacıyla dergi yazarları ve yemek blogu yazarları olarak bizler oradaydık. 15 yıllık bir geçmişi olan Sofra Dergisi' nin bundan böyle web sayfasıyla da her an elimizin altında olacağını bilmek çok keyifli. Henüz sayfayı inceleme fırsatınız olmadıysa hemen bir tık. Ayrıca o gün oradaki diğer fotoğrafları görmek için bir de buraya tık.

19 Ekim 2010 Salı

Yonca Gıda' dan Paketiniz Var


Geçtiğimiz haftalarda Sevgili BirdemlikSohbet Sevil' in ve Yonca Gıda' nın daveti ile çok keyifli bir kahvaltıya gittiğimi yazmıştım. O gün bizlere verdikleri hediyeler yetmemiş sanırım çekilişle 3 şanslı kişiye de paket göndereceklermiş. Bakalım kim olacak bu şanslılar ?

Çekilişe katılmak için şartlar aşağıda, haydi bol şanslar.

Bunun için yapmanız gerekenler :
•Aşağıda bulunan basın bültenini sitenizde yayınlamak
•Yapmış olduğumuz bu etkinliği sitenizde duyurmanız,,
•Bu kampanyanın Yonca gıda ve birdemliksohbet tarafından yapıldığını yazmak ,
•Yonca gıda ve birdemliksohbet sitelerine link vermek,
•Yan tarafta izle yazan kısımdan İzleyici olmak
•Basın bültenini yayınladığınıza dair bu yazının altına yorum yazmak ve linkini bırakmak



AYŞE TÜTER, BLOGGER’LAR İLE BİRARAYA GELDİ
Ayşe Tüter, İstanbul’lu bayanlar ile buluştu.
Yonca Gıda, İstanbul’lu blogger bayanlar ile ünlü yemek danışmanı Ayşe Tüter’i bir araya getirdi. Etkinlikte hem birlikte kahvaltı edip hem de Ayşe Tüter ile sohbet etme imkânı bulan blogger lerın keyfine diyecek yoktu.
Yonca Gıda yetkililerinin yaptığı marka ve ürün tanıtımlarının ardından, Yonca Gıda ürün özelliklerini anlatan Ayşe Tüter ayrıca ünlü tariflerini de sevenleri ile paylaştı. Bayanların yemeklerle ilgili tüm sorularını yanıtlayan Ayşe Tüter kendisine gösterilen yoğun ilgiden de çok memnun kaldı.
İstanbul İTÜ Maçka kampüsü sosyal tesislerinde düzenlenen etkinliğe katılan Yonca Gıda yetkilileri ‘ İzmir ve Ankara’dan sonra etkinliğimizin İstanbul ayağını da gerçekleştirmiş bulunuyoruz. Diğer illerde de bu gibi etkinlikler gerçekleştirmeye devam edeceğiz.Bunun içinde çalışmalarımız devam etmekte..’ diyerek bu tür buluşmalarının diğer illerde de devam edeceğini belirttiler.www.yonca.com.tr

18 Ekim 2010 Pazartesi

Sütlü Ballı 7 Tahıllı Ekmek


Herkese iyi ve sağlıklı bir hafta dileyerek başlayayım. Oldukça hareketli, bol sohbetli, bol misafirli, herşeye rağmen umutlu bir haftasonu daha geçti. Cumartesi kahveye gelen Sevgili Hilal ile blogumu şöyle bir yeniledik(!!). Yine bir başka blogger dosttan gelen şablonlara bakarak birlikte karar verdik ve yeni yüzümüzle karşınıza geldik. Benim gibi teknoloji özürlü biri için fazlasıyla büyük bir adım oldu bu:) Kızlar ikinize de teşekkürler, kim demiş sanal diye bu dünyaya, bal gibi gerçek.....

Ballı sütlü ekmek bizim eve ekmek makinesi girdiğinden beri sanırım en sık yaptığım ekmek oldu. Makineyi alınca sanki her gün yeni tarifler üretecekmişim gibi geliyordu. Pek de öyle olmadı, nedense pek bir tutuk davrandım kendisine. Daha doğrusu ne zaman kendi kafama birşeyler yapacak olsam sonu hüsran oldu. Bu da beni ekmek makineleri için hazırlanmış hazır ekmek karışımlarına yöneltti. Birkaç farklı marka denedikten sonra kendime en yakın olanı da buldum, Söke Un. Bu Ballı Sütlü 7 Tahıllı ekmek de işte onlardan biri. Ev halkı da tadını beğenip onay verince tamamdır dedim, fakat 7 tahıllı çeşidini her aradığımda marketlerde bulabilmem mümkün olmuyor. Burdan da firma yetkililerine duyuralım.

Malzemeler:
1 Paket Söke 7 Tahıllı Un karışımı
350 ml süt
5 yemek kaşığı bal ( 5 yemek kaşığı toz şeker de kullanabilirsiniz )
1 paket kuru maya

Yapılışı:
1. Öncelikle sütü ekmek makinenizin haznesine koyun.
2. Üzerine ekmek ununu, balı ve son olarak da kutunun içindeki bir paket kuru mayayı ekleyin.
3. Ekmek makinenizi  3 saatlik bir program için ayarlayın.
4. Ekmeğiniz pişince soğuması için bir süre bekletip makineden çıkarıp servis edin.


Ekmeğin su ile değil de süt ile yapılıyor olması zaten inanılmaz bir lezzet veriyor. Bir de bal girince içine artık gerisini süz düşünün. Puf puf yedikçe insanı yedirtten, '' İyi ki bu makineyi almışım'' dedirten bir ekmek oluyor. Özellikle haftasonu kahvaltıları için başlı başına keyif sebebi. Nektarin reçeli ile ne de güzel poz vermişler değil mi ?

19 Ekim Not: Bu arada sanırım yanlış anlaşıldı yazıdan, ekmek Ballı Sütlü 7 Tahıllı adıyla satışta değil, 7 Tahıllı Ekmek diye yazıyor paketlerde. Bu tarif paketin üzerinden bir deneme sadece. Aman gidip de boşuna aranmayın...

15 Ekim 2010 Cuma

Sütlü İrmik Tatlısı

Tarif yeni değil, benim yıllardır yaptığım ve severek yediğimiz bir tatlı. Tarifi buradakiyle aynı sadece bu defa damla sakızı kullanmadım. Yayınlayıp yayınlamama konusunda çok düşündüm ama hatırlatmış olurum dedim.
Engellenemeyen tatlı krizleri için birebir oluyor bu sütlü tatlılar. Kimilerine göre asla şerbetli tatlılarla kıyaslanamaz olsalar da benim için hep ilk sıradalar. Hiç yemesek keşke ama nerde bizde o irade?

Tarif için bir tık lütfen.
Ağız tadınızın yerinde olduğu, bol keyifli bir haftasonu diliyorum hepinize.

13 Ekim 2010 Çarşamba

Mantarlı Pazı Kavurması


Bu kadar çabama, kendimi paralamama rağmen hala üşüyorum. Habire yeşil yapraklı bir şeyler tüketmekten, pekmez kaşıklamaktan içim sıkıldı. Çayı artık iyiden iyiye azalttım. Neredeyse haftada birkaç bardak içer oldum. Tek eksiğim var, o da kırmızı et. İşte bu konuda kendimi eğitemiyorum bir türlü. Sevmediğim için hiç aklıma gelmiyor. Bari vejeteryan olsaydım, onu da beceremiyorum. Mantarın da kan yapıcı özelliği olduğunu öğrendiğimden beri baş tacım o benim. İçine girdiği her yemeği ayrıca güzelleştiriyor zaten.

Geçen gün pişirmek için pazıları buzdolabından alırken mantarlar bana göz kırptı sanki. Sanki pazı kavurmasını da güzelleştirmek istercesine. Öyle yakıştılar ki birbirlerine bundan sonra pazıyı hep böyle yapacağım.

Malzemeler:
2 bağ pazı
400 gr kültür mantarı
1 adet kuru soğan
2-3 diş sarımsak
2 yemek kaşığı zeytinyağı
tuz, tane karabiber, pul biber


Yapılışı:
1. Pazıları temizleyip yıkayıp ince ince kesin ve tencereye alın.
2. İçine çok az miktarda su ekleyerek haşlayın.
3. Diğer bir tencerede piyazlık doğradığınız soğanları ve sarımsakları zeytinyağında soteleyin.
4. Temizlenip doğranmış mantarları da ekleyip 5 dk da o şekilde pişirin.
5. Haşlanan pazıları da üzerine katın.
6. Baharatlarını katıp mantarlar suyunu çekene kadar pişirin.
7. Sıcak servis yapın.
Afiyet olsun.

Not: *Ben pazıyı haşlarken çok az su ya da bazen hiç su eklemiyorum. Kendi suyuyla pişiyor.Böylece vitamini de içinde kalıyor. Aman haşlayıp da suyunu süzüp ziyan edeyim demeyin. Bu tüm sebzeler için geçerli.
**Bir de servis esnasında dilerseniz üzerine bol sarımsaklı yoğurtla da sunabilirsiniz. Lezzeti bir kat daha artıyor.
***Ve en önemlisi bence yeşil yapraklı sebzeleri bıçakla değil de elinizle doğrayın. Yine vitamin kaybını önlemek için.

12 Ekim 2010 Salı

Ece' nin Kahvaltı Sofrası

Yeni evlendiğimiz zamanları hatırlıyorum da ne kadar büyük heyecan verirdi bana misafir ağırlamak. O zamanlar hem çalıştığım için hem de mutfakta inanılmaz derecede acemi olduğum için kendimi günler öncesinden strese sokardım. Birileri bana günün birinde yemek blogu açacağımı ve mutfakta keyifle yemekler yapacağımı söylese güler geçerdim.

Bunları neden anlatıyorum çünkü geçtiğimiz Cumartesi akşamı Ece' yi görünce bunlar aklıma geldi. Mutfağına o kadar hakim, yaptığından o kadar emin ve nerde neyi bulacağını o kadar doğru biliyor ki kendi şaşkın ördek hallerimi hatırladım doğal olarak. Demek ki bu haftasonu yediğimiz yemekler hiçbir şey değil, bundan 5-6 yıl sonra Ece kim bilir ne harikalar yaratacak, diye düşünmeden edemedim.
Bugün niyetim o harika Cumartesi akşamı balık sofrasını yayınlamaktı. Fakat çektiğim fotoğraflar çok hoşuma gitmedi. Ben de Pazar sabahı kahvaltısını paylaşayım istedim.

Cumartesi akşamı aslında Palamut ve Hamsiyi o kadar çok yemişiz ki Pazar sabahı hiç bir şey yemeyiz sanmıştım. O yüzden kahvaltılıklar dışında da hiçbir şey yapmaması için Ece'den rica ettik. Hiç de öyle olmadı. Güle oynaya hep birlikte hazırladığımız sofraya bir oturduk, muhabbetle yedik yedik yedik.
Ece' nin annesi Sevgili Nurhayat Ablamın ne kadar maharetli olduğundan daha önceden bahsetmiştim. O gün Nurhayat Abla aramızda değildi ama kışa hazırlık olarak yaptığı ev yapımı yufkalardan dolayı epey bir andık onu. Ece o muazzam yufkalardan bize misler gibi gözlemeler yaptı o sabah. Bizim yemek yemek için direnen küçük adam bile oturup hepsini yedi. Ellerine sağlık Nurahayat Ablam, bugüne kadar senin elinden yediğim herşey harikaydı. Ece' nin bu maharetli elini kimden aldığı belli...


Kışlık olarak yapılan bu yufkalar aynen fotoğrafta gördüğünüz şekliyle kurutulup saklanıyor. Pişirileceği zaman suyla ıslatıp, arası açılıp içine istenilen malzeme konulup yağsız teflon tavada arkalı önlü pişiriliyor. O sabah bizim gözlemeler pastırmalı, salamlı ve beyaz peynirli idi. Bir dahaki kahvaltıyı dört gözle bekliyorum, bilesin Ece:))

Ev sahiplikleri için Ece ve Bora' ya bir de buradan teşekkür edelim. Hep böyle muhabbeti ve bereketi bol sofraları olsun. Dostları, sevenleri, onların mutluluğunu paylaşanları zaten bol, daha da bol olsun  inşallah.

8 Ekim 2010 Cuma

Van' da Kütüphane Kurmaya Ne Dersiniz?

VAN/ BAŞKALE. Daha doğusu yok. Akşamları tepelerde ışıklar görünüyor yer yer: İran sınırı ve karakollar. Yükselti o kadar fazla ki, ağaç yetişmiyor. Yıldızlar o kadar yakın ki, ellerinizle tutabilirsiniz. İlkokulda öğrendiğim tüm yıldız kabileleri burada: küçük ayı, büyük ayı, cezve. İnsanları o kadar sıcak ki, iklime inat. “İnsanlık” burada yaşıyormuş, meğer ölmemiş diyorum içimden.



Yıllardır batıda değişik ve güzel şehirlerde ...çalıştım hem de iyi koşullarda. İster istemez kıyaslama yapıyorum. Burada 3.haftasındayız okulun. Kılık-kıyafet kontrolü sırasında ayakkabıları farklı renkte birkaç öğrenciyi ayırmıştık. Teneffüste bir kız öğrenci yanıma geldi ayrılan bir arkadaşı için. Sessizce kulağıma “hocam, … arkadaşımız 12 kardeş, ailesinin durumu iyi değil, söyleyemiyor utanıyor” dedi sustum. 9.sınıf öğrencilerinden biri (üstelik ufacık bir şey daha) eski bir eşofman üstüyle gelip gidiyor okula. Fakirliği okunuyor yüzünden, duruşundan. Bir aya kalmaz kar yağarmış buralara. Ne yapmalıyım bu çocuk için? Bugün 11.sınıf öğrencilerinden biri üzgündü. Nedenini sordum, ailemin parası yok hocam beni okuldan alacaklar dedi. Zehir gibi kafası var. Seneye mezun olacak oysa. Kalacak yer bulmalı ama nasıl? Kız öğrencilerin sayısı az, çünkü okutmuyorlar. Çarşıda kadın-kız pek görülmüyor, ancak memur bayanları görebiliyorsunuz. Öğrenci çok, sıra az. Gelen öğretmenler en fazla 1,5 yıl kalıp gidiyorlar. Sınıfta konuşuyoruz, bir örnek verdim: Van’ a gittiğinizde…Hocam Van’a gitmeyenler var daha dediler. Sordum, sınıfın yarısı ilçeden dışarısını görmemiş daha. Gidenler de çalışmak için bir inşaatta veya akraba yanında. Gezmek fiilini çekemez bu çocuklar. Sinema-tiyatro, alışveriş merkezi, kafeterya, çay bahçesi, flört nedir bilmiyorlar. Ülkemin 40 yıl öncesine ışınlanmışım sanki. Ya da bir köşeden Şener Şen çıkıverecekmiş gibi, bir Türk filminin içine düşmüşüm adeta.


Evimi taşırken kitap kolilerinden yakınan taşımacılara kızan ben, okuldaki kütüphaneyi görünce ürperdim. Bomboş. Bu gençlerin bilinç kazanması, kendilerini tanıması, hayallerine kavuşmak için yol-yordam öğrenmeleri gerekiyor oysa. Yokluk ve yoksulluktan kurtulmaları, cahil kalmamaları gerekiyor. YGS-LYS kitapları olsa kütüphanede soru çözümü yaparlar, üniversiteye bir adım daha yaklaşırlar.


Okuduğu bir roman karakteri belki onun hayatında dönüm noktası olacak, belki çözdüğü bir üniversite hazırlık kitabı onun bir bilim insanı olmasını sağlayacak ya da okuduğu kitaplar hayatının tek zenginliği olarak kalacak ama kendi çocuklarını özellikle de kızlarını okula göndermesini sağlayacak.


Üzerime umutsuzluk çökmeye başladı, yakında yağacak olan kar gibi…


Aydınlığın şövalyeleri neredesiniz? Berrin Damgacı




ADRES: Başkale İ.M.K.B Çok Programlı Lisesi BAŞKALE / VAN


Hepimizin elinden az ya da çok birşeyler gelir, Lütfen duyarsız olmayın. Bir yerlerde birileri ışık bulsun diye siz de bir meşale yakın. Bu yazıyı okuduktan sonra ilk iş kütüphanenize gidip bir kontrol yapın, okuduğunuz kitaplarınız, artık kullanmadığınız ansiklopediler ve kaynak kitaplarınız mutlaka vardır.

7 Ekim 2010 Perşembe

Nektarin Reçeli

Bu sabah buz gibi bir havaya uyandık. Sanki iliklerime kadar soğuk işliyor, ne giysem fayda etmiyor. Kansızlığım artık beni çok zorluyor. Ne yesem ne yapsam kışın soğuğu beni yeniyor. Ben de bu soğuk günde yazın sıcağında yaptığım mis gibi reçelimin tarifini geç kalmadan paylaşayım da bari içim ısınsın istedim. Marketlerde, pazarlarda hala yazın son şeftalileri, nektarinleri var. Yapmak isteyenler varsa geç kalmasınlar. Kışın da kahvaltı sofralarında kendi ellerinden çıkan reçellerin tadını çıkarsınlar. Hiçbir şeyin hazırını sevmem, zorda kalmadıkça da satın almam. Özellikle de reçelin asla hazırını almam, yapımı bu kadar da karmaşık olmayan bir şeyin neden hazırını tercih ederler, onu da bilemem. Bakın tarifini veriyorum, hadi kendiniz yapın mis gibi katkısız tüketin.

Malzemeler:
1 kg nektarin
1 kg toz şeker
1/2 limonun suyu


Yapılışı:

1. Nektarinleri yıkayıp ince ince dilimleyip küp küp doğrayın.
2. Nektarinlerin üzerine şekeri ekleyip dilerseniz bir gece bekletin. Dilerseniz aynı gün de pişirebilirsiniz.
3. Tencereyi ocağa alıp,asla su eklemeden,  orta ateşte arada karıştırmak suretiyle pişirin.
4. Kaynamaya başlayınca ocağın altını kısın ve çok karıştırmadan pişirmeye devam edin.
5. Reçelin üzerinde biriken köpükleri bir kaşık yardımıyla alın.
6. Bir süre sonra reçelin kıvamı değişmeye başlayacaktır. Bu da size pişip pişmediği konusunda fikir verecektir. Kaşıktan su gibi akarsa henüz pişmediği anlamına geliyor.
7. Reçelin kıvamının olup olmadığını test etmek için bir kaşık reçeli küçük çay tabağına alın. Buzdolabında soğutup işaret parmağınızla ortadan ikiye bölün, eğer iki tarafı yavaş yavaş birleşiyorsa reçelin kıvamı tamamdır.
8. Limonun suyunu da ekleyip 4-5  dk daha pişirin ve ocaktan alın.
9. Soğuduktan sonra kavanozlara alıp afiyetle tüketin.


Ekmek makinesinden yeni çıkmış Ballı ve Sütlü ekmeğimle ne güzel poz vermiş Nektarin reçelim. Ekmeğin tarifini de paylaşacağım, öyle ki bu tarifi bulduktan sonra başka ekmek pişirmez oldum makinede. En kısa zamanda o da gelecek. Siz ekmeğin tarifi gelene kadar reçelleri hazır edin.                                               

5 Ekim 2010 Salı

Yonca Gıda İle Keyifli Pazar Kahvaltısı

 TuzBİBER Dergisi olarak Ağustos başında yaptığımız partiden beri blogger arkadaşlarımızla biraraya gelmemiştim. Artık yaz da bitmek üzere, firma etkinlikleri tam gaz devam edecektir. Bu sezon açılışı Yonca Gıda yaptı.
Geçtiğimiz Pazar sabahı Sevgili Sevil'in daveti üzerine Yonca Gıda' nın düzenlediği Pazar Kahvaltısı etkinliği için  İTÜ Maçka Kampüsteki Arı Kovanı Restaurant' ta idik.  Firmanın Pazarlama Müdürü Cana Hanım ve Halkla İlişkiler Müdürü Merve Hanım ile birlikte hepimizin ekranlardan tanıdığımız Ayşe Tüter Hanım da bizlerleydi.

 Kendi adıma söyleyeyim Betüşümle sabah Kadıköy' de iskelede buluştuğumda hiç de keyfim yoktu. İkimiz de bir karış surattık birbirimizi görene kadar. Hemen bir bir konulara girip mekana gidene kadar ne var ne yoksa döktük ortaya. Bazen en yakınımız sandıklarımızdan bile yakınız birbirimize, ne kadar güzel bir şey bu blog dostluğu. İyi ki varsınız blog dostlarım, iyi ki sizlerle kısıtlı vakitlerde de olsa buluşup gülüp eğlenebiliyoruz. İyi ki hayatın yükünü biraz kenara koyup üzerimizden, ortak keyfimizden koyu muhabbetlere dalıveriyoruz. Her defasında bir kez daha blogger olduğuma mutlu mesut ayrılıyorum bu toplantılardan.

 İlk olarak açık büfe kahvaltının dibine kadar keyfini çıkardık. İnce belli bardaklarda çayımızı yudumlayıp yağmurlu İstanbul sabahında her zamanki gibi hiç susmadan konuştuk. Firma yetkililerinin firma ve ürünleri ile ilgili yaptığı sunumdan sonra da toplu fotoğraf çekimi yapıldı ki her defasında en eğlendiğim kısım burası oluyor. İnci gibi dizilip de karşımızda patlayan flaşların önünde birer dünya starı gibi hissediyoruz kendimizi. Çok alıştık bu duruma, artık en az 50 poz çekilmeden de kılımızı kıpırdatmıyoruz.

Bu keyifli Pazar Kahvaltısı için öncelikle Yonca Gıda yetkililerine, sonra Sevgili Sevil' e çok teşekkür ederim.

2 Ekim 2010 Cumartesi

Mantarlı Et Sote

Yıllar öncesini düşünüyorum da mantarı hiç sevmezdim. Uzun yıllar bu harika lezzetten uzak kaldığıma inanamıyorum şimdi. Nasıl olduysa bir süredir markete her gidişimde sepete ilk giren nedense hep mantar oluyor. Sanki bu uzun araya ve hasrete inat evde ne pişse içine düşüveriyor mantarlar. Neyin içine girerse de lezzetinden parmaklar yeniliyor adeta. Hele bir mantarlı börek var ki son zamanların en sık pişeni, her yiyen bir daha bir daha yedi. O kadar sevildi anlayacağınız. Onun da tarifi gelir elbet yakında.

Bu arada mantara bu kadar düşmüş olmamın lezzeti dışında bir diğer sebebi de sağlıklı oluşu. Bol miktarda potasyum, kalsiyum ve fosfor içeren mantar kansızlığa da çok iyi geliyor. Aynı zamanda sinir sistemine de olumlu etkileri var. Kolesterolü de düşürücü etkisi olduğundan kalp ve damar hastalıkları olanlara da tavsiye ediliyor.

Malzemeler:
500 gr dana kuşbaşı
1 adet soğan
400 gr mantar
zeytinyağı
tuz, karabiber
muskat cevizi

Yapılışı:
1. Etleri yıkayıp, suyunu süzüp tencereye alın. Etler suyunu salıp tekrar çekene kadar iyice pişirin.
2. Başka bir tencereye zeytinyağı alın, halka halka doğradığınız soğanları ekleyin ve pembeleşene kadar kavurun.
3. Temizleyip ince ince doğranan mantarları da soğana ekleyip birkaç dakika da bu şekilde pişirin.
4. Etleri içine katıp son olarak tuzunu, biberini ve az miktarda muskat cevizini ekleyin.
5. Birkaç dakika daha pişirip sıcak olarak servis yapın.

Notlar:
* Mantarları kimileri hiç yıkamaz, sadece temiz nemli bir bezle üzerini temizleyip kullanır. Ben içime sinmediği için mutlaka yıkarım.
** Mantarın pişirilmeden yenmesi gerektiğini söyleyenler de var. Pişince içindeki protein yok olurmuş. Yiyebilirseniz çiğ tüketin ama benim ağız tadıma göre kesinlikle pişmiş olmalı.
*** Et pişirirken tuzu kesinlikle yemeğe son aşamada katın, yoksa etiniz sert olur. Bunu da artık bilmeyen pek yok ama yine de demeden edemedim.
**** Et yemeklerinde içine çok az miktarda muskat katabilirsiniz. Muskat et yemeklerine çok yakışan bir baharat.

1 Ekim 2010 Cuma

TuzBİBER Dergisi Ekim 2010 Sayısı Yayında

TuzBİBER Dergisi bu ay yine dopdolu içeriğiyle yayında. Bu ayki konuğum Sevgili Hilal ile çok keyifle okuyacağınızı düşündüğüm bir söyleşi yaptık ve harika tarifler paylaştı bizimle. Birbirinden lezzetli tarifler sizleri bekliyor. Keyfili okumalar....

Ordan Burdan Hayattan Bizim Usul Makarna' da