29 Haziran 2010 Salı

Etli Girit Kabağı Dolması

Bir süre daha yazmazsam bir daha sanırım hiç yazamayacağım. Öyle bir soğukluk geldi ki bana sadece bakınıp kapatıyorum ekranı, yeni tarif için hiç girişim yok. Kılımı bile kıpırdatma halim yok. Nedir bu rehavet bilmiyorum. Aslına bakarsanız hiç rehavet durumunda da değilim, hiç oturmadan geçirdiğim uzun yorucu günler geçiriyorum. Belki de bu nedenle hareketsiz ekran başında oturmak güçleşti. Sürekli bir koşturmaca, sürekli bir aksiyon hali. Ya da suçu yaza mı atmalı, yaz geldi de böyle oldu mu demeli bilmiyorum. Tek bildiğim bu kabaklardan artık kabak tadı geldiği. Ekranın sağ tarafında öylece durmalarından o kadar rahatsız oldum ki artık gecenin bu saatinde ( saat gece yarısı 01.30 ) duruma el koydum. Zaten mevsimi de geçecek bu gidişle ben yazana kadar.

Ben daha evvelden yemek kitaplarında Girit kabağını hep görürdüm fakat ne hikmetse markette, pazarda hiç rastlamamıştım. Geçtiğimiz ay markette bir rafta sadece 5-10 adet görünce bu fırsatı değerlendirmek istedim. Zaten görüntü olarak o kadar şirinler ki ne yapacağını bilemeden de alır insan onları sırf o güzellikleri için. Mini mini tombişler hemen aklımı çeldiler, deneme amaçlı alıverdim. İyi ki öyle yapmışım, ondan sonra bir daha da rastlamadım zaten.
Sonuç olarak bildiğimiz kabaktan da çok farklı değiller, sadece şekil itibariyle daha kısa ve tombikler, bir de kabukları daha kalın ve koyu yeşil renkli.

Eve getirip de bunlarla ne yapayım diye düşününce kabak dolmasında karar kıldım. Şöyle daha pişerken eve kokusu yayılan mis gibi etli kabak dolmasını kim sevmez ki ?

Malzemeler:
1/ 2 kg Girit kabağı
300 gr kıyma
100 gr pirinç
3 adet domates
1 adet kuru soğan
1 diş sarımsak
birkaç dal taze nane, maydanoz
tuz, karabiber
zeytinyağı
su
2 yemek kaşığı salça




Yapılışı:
1. Kabakların baş kısımlarını kapak gibi kesip içlerini çay kaşığı yardımıyla dikkatlice oyun.
2. Domates, soğan, sarımsağı soyup rendeleyin. Maydanoz ve naneyi ince ince kıyın.
3. Tüm malzemeyi kıyma ile karıştırın. Pirincini ekleyip tuz ve karabiber ile tatlandırın.
4. Biberlerin içini hazırladığınız harç ile doldurun ve kapakları üstüne kapatın.
5. Bir kasede salça, zeytinyağı ve suyu karıştırın.
6. Tencereye önce kabakları sonra da sosu dökün.
7. Pirinçleri yumuşayana kadar pişirin. Sıcak servis yapın.

Afiyet olsun.

Ben bu tarifi Tefal Nutricook ile yaptım. Kısa sürede hem besleyici hem de lezzetli kabak dolmamız hazırdı. Tefal Nutricook ile hazırladığım diğer yemekleri görmek isterseniz burdan bakabilirsiniz.

24 Haziran 2010 Perşembe

Kaçak Bulundu....

Merhabalarrr, çoook uzun zaman olmuş, çok ayıp etmişim bloguma çoook. Arada bir girip şöyle bir bakınıyorum ama nedense uzun süreli olamadı hiç. Neden bilmiyorum geldi yine benim heyheylerim sanırım. Geçen gece büyük adama '' çok bunaldım, çok sıkıldım bırakıcam blogu da herşeyi de '' derken buldum kendimi. O kadar olmayacak bir şey ki benim için adamcağız bile şaştı kaldı. Hastayım ya da delirdim sandı herhalde :)
Hayatımda kendi adıma yaptığım en iyi şey blogum oldu diyen benden böyle bir laf beklemiyordu haliyle. Yok zaten öyle bir ciddi niyetim sadece çok bunaldım ve çok başka yönlere kaydım.

Kısmetse bu akşam Tekirdağ yolcusuyuz, yarın akşam Ece ve Bora' nın düğünü var. Cumartesi sabahı da gelini alıp İstanbul' a geleceğiz nikaha. Oldukça koşturmacalı bir haftasonu bizi bekliyor. Elbette öncesindeki sessizliğimin ve yön değiştirmemin bir nedeni de bu oldu. Hem düğün hem de nikah için kıyafet koşturmacası, diğer tarafta oğluşun betasıyla boğuşmamız derken ekran başına geçmek biraz güç oldu. Nikah sonrası hemen Pazartesi günü küçük adamımım doğumgünü var. Bu yıl öyle büyük bir kutlama yok, sadece 2 arkadaşı bizimle olacak. Zaten onun için asıl kutlama okulda olandı, onu mutlu etmeye yetti ama gününde de bir mum üflesin istedik babasıyla. Temmuz 1 itibariyle de evde küçük bir tadilat başlayacağından zaten büyük bir davet için hiç uygun değil durumlar. Tadilat sonrası da yılın en keyifli zamanı gelecek bizim için. İnşallah Temmuz 10' da Ayvalık yolcusu olacağız.

İşte böyle, en azından birkaç kelam edeyim de hayatta olduğumu yazayım dedim. Ne kimseleri ziyaret edebiliyorum ne de yeni tarif yayınlayabiliyorum. Ama çok şükür sağlıkta afiyetteyiz. Hele bir düğünümüzü yapalım, gelinimizi alıp gelelim, evimizi tadilat ettirip derleyip toplayalım gerisi kolay.

Hepinize şimdiden iyi haftasonları diliyorum.

10 Haziran 2010 Perşembe

Peynirli Kepekli Minik Ekmekçikler

Kepekli pizza yaptığımda fazla gelen hamurun yarısını dondurucuya atmıştım. Geçenlerde oğluşa pizza yaparım niyetiyle çıkarttım ancak bir vesileyle evden çıkmamız gerekince hamur kaldı. Gece de ziyan olmasın diye hamuru hemen minik ekmekçiklere dönüştürdüm.
Akşam yemeğinden sonra fırından çıkan ekmekler öyle enfes kokular saçtı ki eve yememek için zor tuttum kendimi.
Bu arada ekmek yapma makinesi eve geldiğinden beri dışardan ekmek hiç almadık fakat nedense yaptığım ekmekleri de fotoğraflamak kısmet olmadı. Makineyi alıp da kullanmadığım sanılmasın sakın :)) En kısa zamanda ekmek çeşitlerimi de paylaşacağım buradan.

Malzemeler:
475 gr kepekli un
475 gr beyaz un
500 gr su
25 gr zeytinyağı
25 gr tuz
10 gr yaş maya veya kuru maya
10 gr toz şeker


İçi için:
200 gr beyaz peynir
maydanoz

üzeri için :
1 yemek kaşığı haşhaş
1 yumurtanın sarısı

Yapılışı:
1. Kepekli un ve beyaz unu derin bir kabın içine alın ve karıştırın. Tuzunu, şekerini içine katın.
2. Unun ortasını çukur açın ve mayayı ortasına koyun.
3. Suyu azar azar ekleyip elinizde mayayı eritin.
4. Yavaş yavaş unu da alıp yumuşak bir hamur hale gelene kadar yoğurun.
5. Hamur kabını hava almayacak şekilde stretch filmle kaplayın ve mayalanması için kenara alın, yaklaşık 1 saat kadar bekletin.
6. Peyniri ve maydanozu bir kapta karıştırın.
7. Hamuru 10 eşit parçaya bölün, elinizle inceltip içine peynirli harçtan koyun ve yuvarlayıp kapatın.
8. Yağlı kağıt serilmiş tepsiye aralıklı olarak dizip üzerlerine yumurta sarısı sürüp haşhaş serpin.
9. Önceden ısıtılmış 180 derece fırında üzeri iyice kızarıncaya kadar pişirin.


Eğer benim gibi önceden hamurunuz dondurucuda hazır ise işiniz çok daha kolay. Kahvaltıya gelen misafirlerinize ya da ev ahalisine sıcak ekmeklerinizle eşsiz bir kahvaltı sunun. Yanında tereyağ, reçel bir de sıcak çay ohhh daha ne olsun.

Afiyet olsun.

7 Haziran 2010 Pazartesi

Zaman Akarken ve Biz Büyürken

Sanırım Allah benim içime hiç kıskanma duygusu koymamış, yani hayatım boyunca hiçbir insanı kıskandığımı bilmem. Ne kimsenin mutluluğunu, ne parasını ne evini ne kıyafetlerini hiç bir şeyini kıskanmadım. Bunların kıskanma sebebi olmasını kabul bile edemem. Hayattaki en önemli şey sağlıktır, eğer sağlıklı değilsem sağlıklı insanlara imrenirim sadece; asla kıskanmak değil o da. Bunları neden yazıyorum? Çünkü ufaktım, sadece 4 yaşındaydım, annemin kucağında bir başka bebek, onu emzirdiğini görünce çok kıskandığımı bugün gibi hatırlıyorum. Oysa ki henüz 1 yaşında iken annemi Nesli ile paylaşmaya başlamıştım, asla tek kalamamıştım. Ama o bebek öyle annemin kucağında iken nedense içim cız etmişti. Sonrasında Nesli ile ona oyuncak bebek muamelesi yaptığımız, mamasını yedirmek için yarıştığımız, kucağımıza almak için çıldırdığımız hatta ve hatta boklu bezlerini yıkamak için bile kavga etttiğimiz o bebek artık büyüdü ( burada açıklama yapayım bugün 30lu yaşlarda çocukları olanlar bilirler ki eskiden şimdiki gibi hazır bebek bezleri çok yaygın değildi, sadece gezmeye giderken, bayramlarda seyranlarda kullanılırdı ). Evet o bebek büyüdü ve sayılı günler kaldı kendi yuvasını kurmasına.



Dün Bora ve Ece' nin yeni evlerini yerleştirmeye gittik. Bizde adettir gelinin çeyizi alındıktan sonra her iki taraftan da gelenlerle yeni çiftin evi yerleştirilir. Dün biz de oldukça neşeli ve kalabalık bir ekiple harika bir ev yerleştirdik. Onların yanında, onların mutluluğuna içten ortak olan ve içinde fesat barındırmayan herkes hep birlikteydik. Gülerek eğlenerek keyifli bir gün geçirdik. Herşey çok güzel oldu, umarım içinde de mutlulukla, neşeyle, sağlıkla ve huzurla yaşarlar. Kötü sözlerden ve en önemlisi de kötü gözlerden uzak olarak. Binbir çaba ve hayalle kurulan yuvalarında Allah mutluluklarını hiç bozmasın.


*****************************************************


Veee sırada benim kendi küçük bebeğim var. Geçtiğimiz Cuma günü Tuğra' ya okulunda minik bir doğumgünü partisi yapıldı. Aslında doğumgünü ayın sonunda ama yuvanın bu ayki programının yoğunluğu nedeniyle böyle erken bir kutlama oldu. Biz de anne ve babası olarak davetliydik. Pastasını alıp büyük bir heyecanla Ponpon Çocuk Klübünün yolunu tuttuk. İlk defa bu yıl kendi arkadaşlarıyla kutlayacağı için de ayrıca heyecanlıydık.

Karşısında bizi görünce inanamadı miniğim, çok mutlu oldu, yanında arkadaşları ile çok eğlendi.Pastamız kendi isteği üzerine bu yıl da Örümcek adam baskılı oldu. Mumlarıını üfleyip şarkılar söylediler minikler. Biz de büyük adamımla çok duygulandık tabii, bizden bir parçanın büyüyüp de böyle kendi ortamında bizi misafir etmesi harika bir duygu. Allah isteyen herkese nasip etsin, zorlukları yok değil. Ama böylesine mutlulukların da bedeli yok.




Yanında Mediha Öğretmeni pastasını üflemeden önce nasıl da dikkatle inceliyor. Canım oğlum benim, Allahım herşeyi gönlünce versin sana ömrünce. Gözündeki ışıltıların hiç sönmesin, etrafından sevenlerin eksik olmasın. Bu arada masanın etrafındaki arkadaşlarının da isimlerini buraya yazıyorum, ilerde küçük adamım baktığında belki hatırlamak ister. Sol tarafta Defne, Işık Bahar ve Emre; sağda ise Rüzgar, Leyla ve Batu.

2 Haziran 2010 Çarşamba

SAPANCA NATÜRKÖY

Geçtiğimiz Cumartesi günü '' Ne yapalım, nereye gidelim de şöyle İstanbul' un sıkıcılığından uzaklaşalım '' diye düşünürken ne zamandır aklımızda olan Sapanca gezisinde karar kıldık. Aslında biz karı-koca çok seviyoruz böyle gezelim görelim modunu fakat küçük adam hayatımızdaki yerini aldığından beri hep önceliğimiz ondan yana. İlk olarak onun da keyif alacağı aktivitelere yöneliyoruz haliyle. Bu Sapanca gezisi bu anlamda hem ona hem de bize yaradı. Günün sonunda '' Ne iyi ettik de geldik, ilk fırsatta tekrarlayalım bunu. Hatta toplayalım tüm milleti kalabalık grupla gelelim '' dedirti bize Sapanca. Hem bu kadar yakınımızda hem de kargaşadan bu kadar uzak, daha ne ister insan ?


Genelde hep böyle geziler öncesinde biraz plan biraz da araştırma yaparız biz. Nereye gidip ne yenilir, nereler mutlaka görülür de dönülür diye. Bu defa pek de öyle olmadı, tabiri caizse bodoslama attık kendimizi Sapanca' ya. Hava kapalı olacak diye düşünürken aksine inanılmaz sıcak ve boğucu olunca bir miktar bunaldık yolda. Sapanca' ya varır varmaz gölün çevresinde yer alan çay bahçelerinden birine girip biraz dinlendik ve çayımızı içtik göle karşı. Üstteki fotoğraflar o çay bahçesine ait, mekanın adını not etmemişim ama cidden çok temiz ve keyifle dekore edilmiş. İçinde çocuklar için de minik bir park olunca elbette orada mola vermemek olamazdı.


Gölün çevresinde kısa bir tur atıp sıcaktan erimeye (!! ) başlayınca hemen bize tavsiye edildiği üzere asıl durağımızı aramaya koyulduk. Büyük adamın oralarda yaşayan bir arkadaşının tavsiyesi üzerine Natürköy' ü aramaya başladık.



Natürköy, Sapanca’nın Mahmudiye Köyü’nde, yemyeşil bir vadinin tam ortasında, göletleri, şelaleleri, barbekü alanları, restoranı, kır düğünü alanı, çocuk parkı, yürüyüş parkurları ve mini futbol sahasıyla bir gününüzü unutulmaz yapacak kadar iddialı.



Biz oraya vardığımızda mekanda akşamki kır düğünü için hazırlıklar yapılıyordu. İnanın içim gitti, ahhh dedim burayı daha önceden görmeliydim. Orada oturduğumuz sürece hep gözüm o düğün mekanındaydı. Doğanın ortasında hayatın geri kalanı için sevdiğine o en anlamlı ''Evet'' i demekten daha güzel ne olabilir ki ? Napalım bizden geçti artık, bu yaz ya da sonrası için kır düğünü hayali kuranlara belki fikir verir diye paylaşmadan da edemedim.


Gölet kenarında alabalıkları izleyip yemek yerken yanınızdan geçen kazlar, ördekler ve diğer sevimli hayvanlar sizi şaşırtabilir. Tüm gün çocuklarınızla oyunlar oynadıktan sonra dere kenarında bir hamağa uzanıp yorgunluk da atabilirsiniz.


Bakın ördekçiler ailecek düğün mekanını kontrole gidiyorlar, öyle şirinler ki herkesin masasına bir bir uğrayıp sanki evsahibi gibi ilgileniyorlar.


Yine mekana ait chow-chow da en az onlar kadar güzeldi.


Elbette bütün gün açık havada olunca, mis gibi oksijeni ciğerlerimize çekince nasıl acıktığımızı anlatmama gerek yok. Mekanın çok geniş bir menüsü var, genelde alabalık tercih ediliyor. Ben alabalık sevmediğim için çoban kavurma tercih ettim, gerçekten harikaydı. Büyük adam da her öğün balık yese doymayanlardan olduğu için kaşar soslu alabalık yedi. Küçük beyimizin de dışardaki klasik menüsü ızgara köfte. Yemeklerin lezzeti çok iyiydi, fiyatlar da bana göre oldukça iyiydi.


Bakalım bir sonraki durağımız neresi olacak? Bu haftasonu için şehirden uzaklaşmak niyeti olanlarınız varsa ve Sapanca' yı da henüz görmediyseniz belki karar vermenize yardımcı olabilmişimdir.


Sevgiyle kalın....





1 Haziran 2010 Salı

TuzBİBER Dergisi Haziran 2010 Yayında

TuzBİBER Dergisi Haziran 2010 sayısı yine dopdolu ve yine bol tarifle karşısınızda arkadaşlar. Ben önümüz yaz dedim, Hayat Bahçesi' de biraz yaz okullarından bahsettim; ayın konuğu Sevgili Selma ile düş bahçesine girdik ve birbirinden harika tariflerini sizler için aldık. Gülfem hindistancevizi yağından; Begüm melatonin hormonundan; Neslihan çocuklarda gece alt ıslatmalarından; diyetisyenimiz Serap yaz hamileliğinde beslenmeden bahsetmiş. Sevgili Figen pesto sosu tarifini bilmeyenler için adım adım anlatmış, Pelin ve Serap da gözlerinize bayram ettirecek leziz tarifler hazırladılar sizlere. Okumazsanız pişman olursunuz benden söylemesi

http://www.tuzbiberdergisi.com/ burdan dergiyi bilgisayarınız indirip okuyabilirsiniz ya da dergi formatında da bakabilirsiniz.


Veee 1 Ağustos tarihinde gerçekleştireceğimiz TuzBİBER Dergisi buluşmamız için tekrar hatırlatma yapıyorum;

Dalin
Sesu
Voila
Dr Beckmann
BioBelinda
Yonca
Soft Bowl
Özlem Demircan Prodüksiyon & Organizasyon

partimize birbirinden güzel hediyeleriyle renk katacaklar. Hala kayıt olmadıysanız lütfen
tuzbiberpartisi@hotmail.com adresine kaydınızı yaptırınız.

Tuzunuz biberiniz eksik olmasın.

Ordan Burdan Hayattan Bizim Usul Makarna' da