27 Ekim 2009 Salı

GAP Yarışmasında Küçük Adamıma Oy Vermek İster misiniz?



Bu aralar çevrenizdeki tüm çocuklar yarış heyecanında biliyorsunuz, GAP bir yarışma düzenledi katılmayan yok. Ben de aylar önce gazetede ilanını görüp kesip saklamıştım. Sonra bir kenara koyup unutmuştum ki Nağme halamız '' Tuğriş' in fotoğraflarını da yollayalım mı ? '' diyince hatırladım ve kaydettirdim küçük adamı.


Ama ben böyle şeylerle uğraşmayı sevmediğim için çoğu gün oy bile vermedim oğluşuma. Ama baktım herkes yoğun bir propagandaya girişmiş :)) ben de bari harekete geçeyim dedim. Malum oğlumuz yakışıklı ama bu işler öyle oturmakla olmuyor ki.

Küçük adamıma oy vermek için aşağıdaki linke tıklamanız gerekiyor ama önce üye olmalısınız.

http://www.gapcastingcallturkey.com/CompetitorsDetail.aspx?bid=2350

Küçük adam adına şimdiden herkese teşekkür ederim.

26 Ekim 2009 Pazartesi

Tiramisu ( Kedi Dili ile)

Tiramisu sanırım üzerinde en çok tartışma yapılan tatlılardan biri. Yok öyle yapılmaz da böyle yapılır; bu gerçek tiramisu değildir laflarını son zamanlarda çok fazla duyar olduk. Malum artık hayatlarımızda '' Yemekteyiz '' programı var. Ben izlemiyorum kesinlikle sinir oluyorum ama arada çok yorgunsam ve oğluş izin verirse biraz bakıp kafamı boşaltıyorum. Zira çok boş bir program olduğuna inanıyorum emeğe saygı diye birşey hiç yok. Yine de arada çok güzel tarifler yakalayan arkadaşlar var ordan, bu da bir gerçek.

Neyse tiramisu benim birkaç yıldır çok sık yaptığım bir tatlıdır. Çoğunluğun yaptığı gibi ben de hazır pastabanla yaparım ve de çok sevilerek tüketilir. Geçenlerde markette kedi dili bisküvileri görünce '' hadi bir de böyle deneyelim '' dedim ve aldım. Geçtiğimiz hafta kahvaltıya gelen misafirlerime de kahvaltı sonrası ikram etmek için yaptım. Sonuç oldukça tatmin edici, çok beğenildi. Bu gerçek bir tiramisu mu bilemem ama tarif paketin üzerinden bu defa.

Malzemeler:
1 paket kedi dili bisküvi
1/2 su bardağı sıcak su
1 yemek kaşığı süt
1 yemek kaşığı granül kahve
1 yemek kaşığı toz şeker
2 yemek kaşığı un
1/2 lt. süt
2 yumurtanın sarısı
1,5 çay bardağı toz şeker
1 paket labne peyniri ( ben Trakya Çiftlik Labne kullanıyorum tatlılarda )
1 paket vanilya
2 yemek kaşığı kakao

Yapılışı:
1. Önce muhallebisini hazırlanması için süt, un, şeker ve yumurta sarılarını tencereye alın ve sürekli karıştırarak pişirin.
2. Muhallebi göz göz olup piştikten sonra ocaktan alın içine labne peynirini ve vanilyayı katıp mikserle çırpın.
3. Sıcak su, 1/2 çay bardağı süt, granül kahve ve şekeri iyice karıştırın.
4. Servis tabağına ( ben dikdörtgen bir pyrex tercih ettim ) önce biraz muhallebiden dökün ve iyice yayın.
5. Üzerine kedi dillerini yanyana dizin. Her bir kedi dili üzerine kahveli karışımdan birer tatlı kaşığı gezdirerek ıslatın.
6. Kedi dillerinin üzerine tekrar muhallebi ve üzerine yine kedi dili dizip aynı işlemi bir defa daha tekrarlayın.
7. İki kat bu şekilde yaptıktan sonra en üstte kalan muhallebiyi boşaltın.
8. Buzdolabında en az 45 dakika beklettikten sonra üzerine çay süzgeci yardımıyla kakao serpin ve servis yapın.


Servis önerisi: Yanında kahve ve tercihe göre likör ile servis yapabilirsiniz.

25 Ekim 2009 Pazar

Garipçe ' de Kahvaltı


Bu sabah uyanıp da kış saati uygulaması sebebiyle saatin çok erken olduğunu farkedince büyük adam '' hadi kahvaltıya gidelim bir yerlere '' dedi. Kesinlikle itiraz edilemeyecek bu teklifi hemen kabul edip hazırlandık ve evden çıktık. Mekan, Rumeli Feneri Köyü ile Rumeli Kavağı arasında olan Garipçe Köyü idi. Burası tam olarak Marmara Denizi ile Karadeniz 'in birleşme noktası ve sanki İstanbul' un hem içinde hem de dışında hissediyorsunuz kendinizi. Kahvaltımızı ederken etrafta otlamaya çıkmış inekleri görmek keyif vericiydi. Fakat şehrin kalabalığından kaçıp da bir dolu araba ve insanla karşılaşmak o kadar keyifli değildi. İstanbul' da insanlar böyle doğal yaşamın özlemini çektiklerinden bu tarz sayılı yerler de bakir kalamıyor ne yazık ki.


Kahvaltı yapabileceğiniz birkaç yer var. Biz nispeten daha sakin olan bir yeri seçip etrafımızdaki bolca kedi ve arı eşliğinde mis gibi deniz havasını ciğerlerimize çekerek kahvaltımızı yaptık. Minik adamım da bu sabah biraz öksürük ve burun akıntısı ile uyanmış olsa bile mutlu mesut kahvaltısını yaptı. Evde pek yaramaz olsa bile en azından dışarda bizi çok fazla üzmüyor, buna da şükür. Elbette bulunduğumuz yer deniz kenarı olunca küçük beyin en büyük keyfi denize taş atma eğlencesini de unutmadık. Dalgalara ve rüzgara rağmen gönlünü yaptık.



Bunlar da kahvaltı esnasında etrafımızda dolanan kedicikler. Onları da fotoğraflamadan edemedim. Ve her gittiğim yerde birşeyler almasam olmaz, kahvaltı mekanlarının hemen karşısında köyün yerlilerinin sattığı peynir, bal vs. tezgahları var. Ben geçen yıl Rize' den aldığım ve lezzetini hala unutamadığım kolot peynirinden aldım. Yeni yeni peynirle tanışan küçük adam bari kendi memleketinin peynirini yesin, dedim.

21 Ekim 2009 Çarşamba

Frambuazlı Patatesli Kek

İsminden de anlaşılacağı üzere bu sıradışı keki Pazar sabahı kahvaltıya gelen misafirlerim için pişirdim. Aslında misafirlerimden çok Kek Etkinliği için tarif bekleyen TuzBiber Dergisi için de pişirdim denebilir. Böyle etkinlik falan da girince işin içine biraz değişik, her zaman karşımıza çıkmayan bir tarif olsun istedim. Elimdeki tüm dergileri önüme döküp karıştırınca çok önceleri gözüme kestirip de yanına not iliştirdiğim bu keki hatırladım. Tarif Lezzet Dergisi Ekim 2008 sayısından (s.64). Dergide frambuaz yerine böğürtlen kullanılmış ama dilediğiniz meyveyle olabilir.

Malzemeler 6 kişilik
2 adet yumurta
1 su bardağı un ( ben 1 bardaktan bir parmak kadar eksik kullandım )
1 su bardağı tozşeker
60gr tereyağ
3 orta boy patates
50 gr ceviz içi iri doğranmış
250 gr irmik ( ben 300 gr kadar kullandım )
1 paket kabartma tozu
1 paket vanilya
1 su bardağı kadar frambuaz


Yapılışı:
1. Patateslerin kabuklarını soyun ve üzerini geçecek akdar suda yumuşayıncaya kadar haşlayın.
2. Haşlanan patatesleri ezip bir kenara alın.
3. Ayrı bir kapta yumurtaları çırpıp içine şekeri, tereyağını, vanilya, irmik ve patatesleri ekleyip iyice karıştırın.
4. Ununu, kabartma tozunu ve son olarak da cevizleri katın.
5. Yağlanmış kelepçeli kek kalıbınıza ( ben cam fırın kabı kullandım ) hamuru dökün.
6. Üzerine frmabuazları dizin ve biraz hamurun içine bastırın.
7. 180 derece fırında yaklaşık 35 dk. kekin üzeri kızarıncaya kadar pişirin.
8. Izgara üzerinde soğutup üzerine pudra şekeri serperek servis edebilirsiniz.
Veee kek hakkındaki yorumlarımı yapayım hemen merak edenler için. Öyle bildiğimiz kekler gibi değil elbette anladığınız gibi. İrmiğin tadı ve lezzeti her lokmada hissediliyor, bence yapıldıktan 3 gün sonra falan çok daha lezzetli ve hoş bir kıvama geliyor bu kek. İçindeki un miktarının azlığı da göz önüne alınacak olursa oldukça da masum bir kek denebilir.
Ferahcım sana etkinlikte kolay gelsin diyorum ve tarifimi gönderiyorum. Şimdiden harika tariflerin gelmiş, merak edenler hemen bir tık.


18 Ekim 2009 Pazar

Pazar Gününün Keyfi Kahvaltıyla Başlar

Daha önceden de söylemiştim, uzun zamandır evimizde ağırlamayı düşündüğümüz uzunca bir misafir listemiz var. Yavaş yavaş hepsine sıra gelecek, merakla bekleyenlere duyurulur (!! )Ancak bu defaki misafirlerim bu listeden değil. Geçen hafta içinde erkek kardeşimin nişanlısı Ece arayıp da '' Yasemin Abla, Cuma günü İstanbul' a geliyorum birkaç günlüğüne, sana da gelmek istiyorum '' diyince bu pazar sabahı kahvaltı misafirlerim belli oldu. Annem, Nesli, Bora, Ece ve kardeşi Kıvanç bu sabah kahvaltımızda bizlere eşlik ettiler. Çok keyifli bir sabah oldu bizim için de. Ama en çok da küçük adamım mutlu oldu, uzun zamandan beri '' Ece nerde? '' diye sorup duruyordu, sabah karşısında görünce mutluluktan uçtu.



Nedense ben akşam yemeği misafiri değil de kahvaltı misafirini daha çok seviyorum. Hem hazırlığı keyifli -ve de kolay elbette - oluyor hem de masada uzun uzun muhabbet edip oturması ayrı keyif veriyor bana. Bu sabah da Tekirdağ Kumbağ' dan olunca misafirlerim daha bir özendim açıkcası. Hem evimize ilk defa geliyorlardı hem de Ece artık bizim ailemizden birisi oldu. Doğrusu onu tanımadan önce bu kadar seveceğimi ve ısınacağımı düşünmemiştim. Şimdi annem ona her '' Kızım '' dediğinde sanki bir kızkardeşim daha varmış gibi geliyor, o kadar alıştım yani. Ki beni tanıyanlar bilir ben öyle kolay kolay kimseye ısınamam. Elbette o da hem çok saygılı hem de çok iyi yetiştirilmiş olduğu için bunu hakediyor. Umarım bu muhabbetimiz bir ömür boyu böyle gider.
Bu sabah erkenden kalkıp onlar gelmeden neler mi hazırladım ? İşte bu sabahın menüsü
. Klasik kahvaltılıklar ( peynir ve zeytin çeşitleri, domates, salatalık)
. Kendi yapımım mürdüm eriği reçeli
. Rize' den gelme özel kestane balı
. Tahin-Pekmez
. Ev yapımı üzüm pekmezi ( Ece 'nin annesi Nurhayat Abla kendi bağlarındaki üzümlerle yeni yapıp göndermiş, inanılmaz lezzetli. Burdan da tekrar teşekkür ederim Nurhayat Abla' ya. Her yaptığı şey gibi bunun da hakkını vermiş gerçekten )
. Yine kendi yaptığım acılı domatesli sos
. Közlenmiş kırmızı biber
. Tiramisu




Sabah uyandığımda yağmurla başlayan karanlık ve kasvetli gün, muhabbeti yerinde kahvaltı soframızla renklendi. Artık yavaştan havaların da soğumaya başlayacağı düşünülürse bundan sonra evde daha fazla vakit geçireceğiz demektir. Bu da eşittir daha fazla konuk ve bol sohbetli bir kış olacak inşallah.




Bu Pırasalı Börekler artık benim için kışın kurtarıcıları diyebilirim. Boş olduğumda mutlaka hazırlayıp pişirmeden dondurucuya atıyorum, böyle ihtiyaç anında da hemen elimin altında bulunması çok vakit kazandırıyor.

Ve gelelim günün tatlısına; aslında herkesin yaptığı gibi benim de bir tiramisu tarifim vardır yıllardır yaptığım. Ama bu defa aslına uygun olsun diyerek aldığım kedi dili ile yaptım farklı olarak. Tarif olarak da paketin üzerindeki tarifi uyguladım. Yakında paylaşırım onu da.


Ve ve ve son olarak da Frambuazlı Patatesli Kek. Her zaman yaptığım keklerden olmasın da farklı bir şey olsun diye dergileri karıştırıp buldum bunu. Daha doğrusu çok önceleri yanına bir işaret koyuvermişim yaparım diye, yani göz koymuşum tarife de kısmet bugüne ve bugünkü misafirlerime imiş. Bunun da tarifi gelecek pek yakında.





Dedim ya Pazar gününün keyfi kahvaltıyla başlar diye. Aynen de dediğim gibi oldu, kahvaltıyla da bitmeyip devam etti. Misafirlerimizi uğurladıktan sonra yakın arkadaşlarımız Oya ve Ediz aradılar. Caddebostan' a balık yemeye gideceklerini söyleyip bizi de davet ettiler. Öğle uykusundan uyanan küçük adamı da alarak gittik biz de. Sabahtan beri yağan yağmurdan hiç eser yoktu, hava inanılmaz güzeldi, öyle ki dışarda bile hiç üşümeden oturduk. Uzun zamandır hiç olmadığı kadar da keyifli bir rakı - balık keyfi yaptık dostlarla. Sağolsun minik kuşumuz da bizi hiç üzmeden oturdu saatlerce. Daha ne olsun değil mi, sabahtan akşama kadar bol muhabbet, bol neşe ve keyif bizimleydi. Umalım da tüm haftamız böyle geçsin.
Herkese iyi bir hafta diliyorum.

15 Ekim 2009 Perşembe

Devletşah' a Bir Uğrayalım Bakalım...

Ramazan ayında yaptığımız çekimin sonuçlarını merakla beklerken Devletşah bugün ne dolaplar çevirdiğinden birazcık bahsedip iyice meraklandırmış milleti. O açıklama yapmadan ben birşey demiyim ama çok keyfli anlar yaşamıştım, hatırladım tekrar izlerken. Neden bahsettiğimi anlamak için lütfen Devletşah' a bir uğrayın da videoyu izleyin bakalım. Olay tam olarak açıklandığında ben de neler yaşadığımı anlatırım elbet.
Bu arada izleyeceğiniz videoda bendeniz de varım birkaç karede, heheee çok mutlu oldum.

Not: Bu arada ben de videoyu sağ tarafa ekledim, izlemek isteyenlere duyurulur.



14 Ekim 2009 Çarşamba

Mandalinalı Kereviz

Ortalıkta bir domuz gribi korkusu başladı. Bir taraftan aşısı gelecek derken diğer taraftan aşıyı üreten ilaç firmaları bile aşının onlarca yan etkisine dikkat çekiyor. Bizim evde de bir süredir konuşulan bu mevzu evde fikir ayrılığına sebep oluyor, büyük adam ailecek olmalıyız diye düşünürken ben '' asla olmam ve Tuğra' ya da yaptırtmam '' diyorum. Sanırım önce aşının güvenilirliğine inanmam gerekiyor. Yoksa ne kendim ne de küçük adam olamaz, tüm kışı eve kapanıp geçiririm ama güvenmediğim bir aşıyı olmam. Hele de oğluşa asla yaptırtmam. İsteyen olsun, ona da mani olmam...

Neyse ki domuz gribi aşısında hemfikir olamasak da grip aşısı konusunda büyük adamla anlaştık. Bu öğlen de oğluşu alıp babasının şirketine gittik. Şirket dileyen tüm çalışanlarını ve ailelerini grip aşısı yapıyor. Biz de en azından bu aşının birkaç yıllık bir geçmişi var, nedir ne değildir biliyoruz diyerek ailecek ilk defa oluverdik. Elbette önce küçük adamın doktorundan onayı aldık; şirket doktoru da 5 yaşından küçüklere yarım doz yaptıklarını söyleyince önce küçük adam, sonra anne ve en son da baba grip aşımızı olduk. Umarım bu kışı - en azından çok ağır grip olmadan - sağlıkla geçiririz.

Eveeet elbette sadece aşı olmak da yetmiyor birtakım virüslere karşı vücudumuzun da dirençle savaşması gerekiyor. Bunun için de bol sebze ve bol meyve yemek şart. Bizim evde meyve canavarı Tuğra, Allah nazarlardan saklasın meyveye hiç hayır demiyor. Bu konuda ne bana ne de babasına çekmediği kesin, her iki dedesine çekmiş sanırım. Sebze konusuna gelince de maalesef mütevazi olmayacağım bebekliğinden beri yemesi ve sevmesi için çok çaba sarfettim. Çoğu evde büyüklerin bile ağızlarına koymadıkları sebzeleri inatla ve sabırla hep yedirdim. Çok şükür artık evde yemek yaparken sıkıntım yok, çünkü ne pişerse yiyeceğini en azından az da olsa yiyeceğini biliyorum. Ama bazı sebzeler var ki hiç burun kıvırmadan yeniyor. Kereviz de onlardan biri. Mevsiminin gelmesiyle birlikte pazarlarda, marketlerde o kadar bol ki kereviz, her gördüğümde mutlaka alıyorum. Ben çiğ olarak salatasını severim ama küçük beyim de bol portakallısına bayılır. Bu defa evde mandalina vardı ve neden olmasın diyerek öyle yaptım. Sonuç bence portakallıdan daha iyiydi, hele de henüz tam tatlanmamış mandalinaların ekşiliği çok hoş lezzet vermişti yemeğe.

Malzemeler:
2 yemek kaşığı zeytinyağı
3 adet orta boy kereviz
2 adet havuç
1 adet büyükçe soğan
2 adet mandalinanın suyu
tuz, 2 adet kesme şeker
kereviz yaprakları
1 adet limon

Yapılışı:
1. Kerevizleri soyup küp küp doğrayın ve kararmamaları için üzerlerine limon sıkın.
2. Soğanı yemeklik doğrayıp zeytinyağında biraz kavurun
3. Havuçları halka halka doğrayıp tencereye alın.
4. Kerevizleri de içine katıp mandalinanın suyunu ekleyin. ( Ben gerekmedikçe başka su eklemem )
5. Tuzunu, şekerini ekleyip kısık ateşte pişirin.
6. Piştikten sonra servis tabağına alıp üzerine kerevizin yapraklarını ince ince kıyın.

Afiyet olsun

Not: Bu yazıyı okurken en azından içinizden bir '' Maaşallah '' diyiniz oğluma :))

11 Ekim 2009 Pazar

Katip' lerle Pazar Kahvaltısı

Bu Pazar kahvaltıya Nağme ve Mustafa' nın evine davetliydik. Nağme bizim büyük adamın kızkardeşi yani görümcem:)) Nağme ve Musti 2 yıllık evliler ve birkaç ay önce taşındıkları yeni evlerinde bize keyifli bir Pazar kahvaltısı hazırlamışlar. Daha doğrusu Musti hazırlamış herşeyi, Nağme hiç karışmamış. Bizim evde pek olası bir durum değildir zira bizim bey (!) yumurta kırmayı dahi bilmez. ( Bunları da yazıyorum ki belki bir sabah uyanırım da kahvaltı sofrasını hazır görüp utanırım; olacak şey değil ama neyse ). Kaşarlı omlet, bazlama, ev reçelleri, peynirler; günün en keyifli anı. Bizim bızdık bu aralar sucuk sevdalısı olduğundan ona da özel sucuk yapmış Musti. Bu arada ağzına peynirin hiçbir türünü koymayan küçük adam, bu yaz Musti' nin sayesinde peynir yemeye de başlamıştı. Şükürler olsun ki o günden beri peynir yer oldu. Darısı yumurta ve balığın da başına.

Ben de ne zamandır denemek istediğim kiş olayına gireyim ve bu sabah sıcacık yapıp götüreyim istedim ama o kadar çok yedik ki kişe yer kalmadı haliyle. Ama ilk denemem olduğu için nasıl olduğunu kontrol etmem gerektiğinden bir parça yedim. Sonuç: bundan sonra sık sık kiş yapacağım ama kahvaltıda değil...

Kahvaltı sonrası sitenin parkında gönlünü eğlendiren küçük beyi öğleden sonra da sahile götürdük babasıyla. Dünkü lunapark macerasından sonra bugün de sahilde denize taş atıp, bol bol spor aletlerini kullanıp, sağa sola koşturup iyice kendini paraladı.

Bu sabahki misafirperverlikleri için Sevgili Katip ailesine teşekkür ediyoruz tekrar.
Herkese iyi haftalar


10 Ekim 2009 Cumartesi

Aşçıbaşı Çorbası


İlk evlendiğimde sanki hiç yemek yapmayı öğrenemeyecekmişim gibi gelirdi bana; öncesinde mutfakla pek alakam olmamıştı çünkü. Sadece pilav yapar, onun dışında ne kek ne de herhangi bir sebze yemeği yapmayı bilmezdim. Evlenir evlenmez hemen kendime bir yemek tarifleri defteri oluşturdum ve her anneme telefon ettiğimde aldığım tarifleri ona yazdım. Köfte tarifinden tutun da en basit yemeklere kadar herşey var içinde. O deftere ne zamandır birşey yazdığım yok, sanırım blogla birlikte onun da miyadı doldu. Yine de arada bir içini karıştırıp sınırlı da olsa içindeki tariflere bir bakarım. Bu Aşçıbaşı Çorbası tarifini de oradan buldum. Kimden aldığıma dair bir not yok yanında, galiba bir dönem oldukça müdavimi olduğum televizyondaki yemek programlarından birinden alınmıştır. Sürekli aynı çorbaları yapmaktan sıkıldıysanız bu besleyici ve doyurucu çorba hoşunuza gidebilir.
Malzemeler:
2 yemek kaşığı sıvıyağ ya da tereyağ
1 adet soğan
1 adet tavuk göğüs
1 yemek kaşığı un
1 yemek kaşığı salça
2 yemek kaşığı kırmızı mercimek
1 adet domates
birkaç dal maydanoz
2 yemek kaşığı tel ya da arpa şehriye
tuz, karabiber, kekik
5 bardak su
Yapılışı:
1. Öncelikle tavuk göğsünü 2 bardak su ile birlikte güzelce haşlayın
2. Haşlanan tavuğu ufak parçalar halinde didikleyin ve bir kenara alın.
3. Tencereye yağı alıp soğanı kavurun.
4. Kavrulan soğana unu da ekleyip unun kokusu çıkana kadar kavurun.
5. Salçasını ekleyip tavuk suyunu da içine katın.
6. İçine mercimeği, domatesi ve maydanozu ve suyunu da katıp kaynatın.
7. Kaynayan çorbayı blenderdan geçirip en son olarak içine tavuk parçaları ve şehriyeyi katın.
8. Baharatlarını da içine ekleyip bir taşım daha kaynatın.
9. Sıcak olarak servis yapın.
Afiyet olsun
Not: Eğer acı ile aranız iyiyse içine biraz da acı biber katabilirsiniz, çok yakışıyor.

7 Ekim 2009 Çarşamba

Frambuaz Soslu Tavukgöğsü

Sırasını bekleyen Aşçıbaşı Çorbası biraz daha beklesin bence. Çünkü frambuaz soslu tavukgöğsünün tarifini çok fazla kişi bekliyor, biliyorum. Nedense tatlı, pasta tarifleri yazmak da bana daha çok keyif veriyor. Tıpkı yerken olduğu gibi. Hatta fotoğrafları bile başka bir güzel oluyor, o yüzden kusura bakma Aşçıbaşı Çorbası. Sıranı kaptırdın...


Geçtiğimiz haftasonu gelen misafirlerime yaptığım bu tavukgöğsü öylesine beğenildi ki bundan sonra sanırım hep bu şekilde yapacağım. Aslında tarif benim daha önceden paylaştığım kayınvalideme ait yalancı tavukgöğsü ile aynı ama üzerindeki ekşimsi frambuaz sosu ile daha keyifle yendiğini söylemeliyim. Ha bir de görünüm olarak daha albenili olduğu tartışılmaz.

Birkaç hafta önce Carrefour' da dondurulmuş gıdalar dolabını bir hayli inceledim ve birkaç yıl öncesine göre oldukça zenginleştiğini farkettim. Buzdolabımın dondurucu kapasitesi çok geniş olmadığı için kendimi frenlemem gerekiyordu ve ben de sadece bana fena halde göz kırpan dondurulmuş frambuazlara dayanamayıp aldım. Böyle olunca bir an önce frambuazlı tarifler denemem gerekiyordu. Daha önceden hiç kullanmadığım bir malzeme olduğu için yemekbiz grubundaki arkadaşlarımıa danıştım ve gruptan Sevgili Handan' ın tavsiyesine uyarak bir sos hazırladım.
Handan tekrar teşekkürler ediyorum, sonuç tahminimden de iyi oldu.

Tavukgöğsü tarifi aynen buradaki gibi.

Frambuaz sosu için ;

Malzemeler:
1 kase dondurulmuş frambuaz
2,5 bardak vişne suyu
3 tatlı kaşığı nişasta
süslemek için nane yaprakları

Yapılışı:

1. Vişne suyunu tencereye alın; ayrı bir yerde biraz su ile karıştırdığınız nişastayı yavaş yavaş vişne suyuna ekleyin.
2. Kaynayana kadar karıştırmaya devam edin.
3. Sosun kıvamı istediğiniz gibi olmadıysa yine bir miktar nişasta sulandırıp yavaş yavaş ekleyin.
4. Önceden kaselere konmuş tavukgöğüslerinin üzerine 3' er adet frambuaz koyun.
5. Sosu kaselere paylaştırın ve buzdolabına koyun.
6. Servis yaparken üzerlerini birer adet frambuaz ve nane yaprağı ile süsleyerek sunabilirsiniz.

Afiyet olsun.


Not: Bu arada ben sosa şeker eklemedim çünkü tatlım yeterince şeker içeriyordu ve bu haliyle çok iyi dengelendi. Fakat arzuya göre isterseniz sosu hazırlarken şeker ekleyebilirsiniz.

3 Ekim 2009 Cumartesi

Bol Misafirli Keyifli Bir Haftasonu

Bugün, bizim ev ahalisi için gün oldukça hareketli başladı. Yakın arkadaşlarım Evrim ve Lilyan ile önce dışarda buluşmaya karar verip sonradan bizim evde kahvaltı yapmaya karar verdiğimiz için erkenden uyandım. Kız kıza kahvaltı edip bol bol muhabbet edebilelim diye Evrim minik oğlu Batu' yu babasına bırakıp gelmiş. Ben de bizim yaramaz bızdığı kahvaltısını yaptıktan sonra babasıyla parka gönderince 3 kız başbaşa kaldık. Biz ortaokul yıllarından beri arkadaş olduğumuz için bir araya geldiğimizde vaktin nasıl geçtiğini asla anlamayız; muhabbet konusu olacak yüzlerce şey bulabiliriz. Hele şimdi ikimiz çocuklu anneler de olunca konu oldukça zenginleşti.
Ben çok yakın arkadaşlarım oldukları için ve genel olarak çok iştahlı olmadıkları için çok abartmadım menüyü;

Klasik kahvaltılıklar ( beyaz peynir, kaşar peyniri, zeytin, tereyağı, domates, salatalık vs. )
Reçeller ( mürdüm eriği reçeli, organik Gökçeada balı, organik dut pekmezi ve Lilyan' ın annesi Zelda teyzenin yapıp gönderdiği bademli sakızlı elma marmelatı )
Közlenmiş kırmızı biber ( kışlık olarak kendim hazırladım, bir ara bunu da paylaşırım )
Pırasalı ve havuçlu börek ( bu defa üzerine galeta unu bulamadan sadece yumurta sarısı sürüp haşhaş tohumu serptim)
Peynirli börek
Tahinli kek
Frambuaz soslu tavukgöğsü ( daha önceden yaptığımdan farklı olarak üzerinde frambuaz sos ekledim, bu haliyle de çok beğenildi; tarifi yakında gelecek)




Kızları öğleden sonra uğurladıktan sonra akşam gelecek olan misafirlerim için hazırlıklarımı yaptım. Amerika' da yaşayan Yavuz Dayım, anneannem, annem, babam, kızkardeşim Neslihan, Murat Dayım ve Avustralya' da yaşayan Çalış Abi bu akşam konuklarımızdı. Konuklar içinde 2 tane okyanus ötesi özel insan olunca benim için menü hazırlamak zor oldu. Benim için dünyada en çok değer verdiğim insanların başında gelen canım Yavuz dayım özellikle sebze pişirmemi istediği için onun arzusuna uyarak bir menü oluşturdum.

Yeşil mercimek çorbası ( dayıcığımın tek özel isteği; telefonda '' Kızım sadece yeşil mercimek çorbası istiyorum, lütfen başka bir şey yapma'' dedi yani ne kadar sevdiğini siz düşünün.)
Bamya ( annem, dayımın sevdiğini düşünürek getirmiş ama meğerse sevmiyormuş:) gecenin en rağbet görmeyen yemeği oldu.)
Kabak Sefası ( gecenin en beğenilen yemeği, bir yiyen bir daha yedi; keşke daha fazla yapsaydım diye kendime kızdım . Hatta Murat Dayım giderken herkese bu yemeği anlatıcam, çok beğendim, dedi. Tanıyanlar bilir ona birşey beğendirmek pek olası değildir, bundan sonra misafirler için sıklıkla yapacağım demek ki...)
Zeytinyağlı Barbunya
Pırasalı- havuçlu börek
Salata
Çiğ Köfte ( Bizim buralarda yaşayanlar- hele de Fenerbahçeli olanlar- bilir, Kızıltoprak'ta stadın tam karşısında Gakkoş Usta vardır, çiğ köftesini yiyenler bir daha unutamazlar. Maç sonrası hele de Fener galip gelmişse gece saat kaç olursa olsun eşim lavaşa sarılı çiğköfteyi alır getirir, karnım ne kadar tok olursa olsun onu yemeden yatamam ben. Yemekten önce kısa bir yürüyüş için çıkan beyler dayanamayıp almışlar, hepsini silip süpürdüler haliyle. )
Pirinç Pilavı
Cacık
Frambuaz Soslu Tavukgöğsü





Böyle aynı gün içinde 2 ayrı misafir grubu ağırlamak biraz yorucu oluyormuş. Fakat aynı zamanda da keyifli. Sabah uyandığımdan beri günümün çoğu mutfakta geçti, ama değdi doğrusu. Güne 2 candan dostun muhabbetiyle başlayıp bol neşeli kahkahalı canım ailem ile sonlandırmak iyi geldi. Minik kuşumun keyfine de diyecek yoktu; akşam Laz türküleri eşliğinde horon da tepti, hatta onun enerjisine dayanamayıp dayıcım ve Çalış Abi de ona eşlik ettiler.


Çok uzun zamandır yaz tatili, hastalıklar ve biraz da üzerime sinen tembellik yüzünden -sebebi malum minik adamın halleri - misafire hasret kalmışız. Bugün hayırlısıyla açılışı yapmış bulunuyoruz. Elimde bekleyen uzunca bir misafir listesi var. Sürekli ertelenen, ha bugün ha yarın diye ötelenen davetlere geldi sıra. Ha gayret...


2 Ekim 2009 Cuma

Milföylü Tavuk Budu

Öncelikle perde vukuatımızla ilgili yorum yapan tüm arkadaşlarıma ayrı ayrı teşekkür ederim, olay sonrası evde önlemler arttırıldı ve evinde bu tip perdesi olan arkadaşlar da eminim aynı önlemleri aldılar. Dün de eşimin teyzesi bir başka yöntem söyledi, perde katlarının arasına zinciri toplayıp saklayarak da çocuklarımızı koruyabiliriz. Bunu da söylemeden tarife geçmek istemedim.

Bu tavuk butlarının tarifi Ramazan' da gazete ekinde verilen Emine Beder' in yemek tarifleri dergisinden. Bizim evde benden başka kimsenin tavukla arası pek iyi olmadığı için eğer farklı şekilde süsleyerek pişirirsem belki yedirebilirim diye düşündüm. Sonuçta tüm butlar yendi, bitti ama yine de tavuk seven biri olarak ben herkesten fazla beğendim. Evinde tavuk engeli olmayanlar tereddüt etmeden yapsın yesinler bence.

Malzemeler:
4-5 adet tavuk budu
Tavuk adedi kadar milföy hamuru
1 yumurta sarısı
1 soğan
1 havuç
4-5 adet tane karabiber
2-3 defne yaprağı
1/2 limonun suyu
tuz

Yapılışı:
1.Tencereye tavuk butlarını alın.
2.Büyükçe kesilmiş havuç, soğan, tane karabiber, defne yapraklarını ve limon suyunu ilave edin.
3.Üzeri örtülenceye kadar kaynar su ekleyin ve butlar yumuşayıncaya kadar haşlayın ve suyunu süzün.
4.Milföy hamurlarını çözdürün ve merdane yardımıyla inceltin.
5.2 milföy hamurunu butları arkalı önlü sarın. ( ben tek milföy ile sardım)
6.Üzerlerine yumurta sarısı sürüp ısıtılmış 22o derece fırında üzerleri pembeleşene kadar pişirin.

Afiyet olsun.

Bu arada tavuğu haşladığımı suyu da dökmedim. Onunla da tel şehriye çorbası yaptım.

Ordan Burdan Hayattan Bizim Usul Makarna' da