29 Eylül 2009 Salı

Küçük Beyin Perde Vukuatı / Yaramaz Çocuğun Annesi Olunca

Evet, yaramaz bir çocuğun annesi olunca insanın başına her an herşey gelebilir, her an aklını yitirebilir. Tam da dediğim gibi aklımı yitirmeme ramak kaldı bugün yaşadıklarımdan sonra. Üst fotoğrafta da görüldüğü gibi bizim evin perdeleri mekanizmalı; olayın perdeyle ilgisi nedir demeyin okuyun.

Bizim küçük adam oldum olası bu perdelerin sarma mekanizmasının askısına meraklı. Mutlaka erişebildiği yerden ya çekiştirir koparmak için kendini paralar ya da bir yandan bir yana fırlatıp durur. Çocukça bir keyif herhalde, pek de mutlu oluyor. Yapma, etme dedikçe de inadına yapıyor. Bu akşamüstü de mutfakta birlikte muhabbet ederken bir anda yanımdan ayrıldı, ben lavaboda birşeyler yıkarken farketmedim bile. Sanırım bir dakika kadar sonra bir bağırtı, bir hırıltı duydum salondan. Önce '' gel yanıma annecim hadi konuşuyoruz ne güzel'' dedim. Baktım hala gelmiyor hemen koştum salona. İçeri girmemle gördüğüm manzara beni mahvetti. Hemen pencerenin yanındaki koltuğun kenarına çıkıp yine perde askısını bu defa kafasından geçirmiş. Koltuğun yanındaki sandalyede boğazında perde askısı ayaklarının ucunda duruyor. Yani orada sandalye olmasa boğulması an meselesi Allahım sen aklıma mukayyet ol.

Koşmamla onu ordan alıp sarılmam bir oldu. Bir taraftan o ağlıyor bir taraftan ben. Yaklaşık yarım saat kendime gelemedim, hatta o kadar deli gibi ağlıyordum ki çocuk bile şaşırdı anneme ne oldu diye. O pozisyonda orada sandalye üzerinde olduğu için hiçbir şey olmazdı aslında ama inanın o görüntü beni deli etmeye yetti. Ya o sandalye orada olmasaydı, ya ben mutfakta değil de daha içerde odalarda olup onu duymasaydım diye olasılıklar aklımda dolanırken sakinleşmem hayli uzun sürdü. Gerçi küçük beyin marifetlerini bildiğimden asla onu yalnız bırakmam ben, hele ki sessiz sessiz biryerlerde ise mutlaka gizlice izlerim. Mutfakta yemek yaparken bile, o odasında oyun oynasa dahi bir domates keser gider bakarım, bir soğan doğrar gider bakarım.
Bugün şükürler olsun ki bu olay bu kadarla kaldı. Aslında askılara olan ilgisinden dolayı biz genelde askıları aşağıdaki fotoğraftaki şekilde bağlıyoruz ki ulaşamasın. Fakat arada unutuyoruz tabii. Demek ki bundan sonra unutmak yokmuş, bunu anladık. Gerçi olaydan sonra tüm gün pek yanaşmadı perdelere ama onun işi hiç belli olmaz.


Bu yazıyı yazıp yazmama konusunda biraz tereddüt ettim başta ama küçük adam ilerde okuyup annesini nasıl korkuttuğunu okusun istedim. Hem de evinde bu tarz perdeler kullananlar varsa, üstüne bir de yaramaz perde meraklısı duvarlarda gezinen evlatları varsa belki dikkate alırlar dedim. Sizler de ister bu şekilde bağlayarak ister başka şekilde ama mutlaka önlem alın. Sonu çok üzücü olabilecek olaylarla karşılaşmayalım. Alllah hepimizin çocuklarını korusun. Anne babalara da bu yaramazlarla baş edebilmek için güç, kuvvet, sabır versin.

Zencefilli Kurabiye

Araya Ramazan' nın da girmesiyle uzun süredir arşivde yayınlanmayı bekleyen bu kurabiyelere geldi sıra sonunda. Küçük beyin doğumgünü için yapmıştım aylar önce. Çayının, kahvesinin yanına illa ki kek ya da kurabiye arayanlar için birebir. Ama sakın benim gibi kocaman bir kahve fincanı ve tabağı kullanmayın, tabaktakileri mideye indirdikten sonra inanılmaz bir pişmanlık çöküyor, benden söylemesi...


Malzemeler:
100 gr margarin
1 çay bardağı sıvıyağ
2 yumurta
4 kahve fincanı pudra şekeri
2,5 su bardağı un ( yetersiz gelirse ekleyebilirsiniz)
1,5 tatlı kaşığı zencefil
2 tatlı kaşığı tarçın
1/2 paket kabartma tozu

Yapılışı:
1.Tüm malzemeyi güzelce yoğurup ceviz büyüklüğünde parçalar alıp yuvarlayın.
2.Yağlı kağıt serilmiş tepsiye yerleştirin.
3.170 derecede fırında yaklaşık 30 dk pişirin ( herkesin fırın ayarı farklı olduğundan kontrol ederek pişirin)
4.Fırından aldıktan sonra üzerlerine tarçın serperek servis yapabilirsiniz.
Not: Dilerseniz kurabiyelerin bir kısmını şekil verdikten sonra pişirmeden dondurucuya da koyabilirsiniz. Aniden ihtiyacınız olduğunda çıkarıp açılmalarını beklemeksizin pişirebilirsiniz.
Afiyet olsun

24 Eylül 2009 Perşembe

Beş

25.09.2004 / 25.09.2009

Tam 5 yıl oldu bugün, dile söylemesi kolay ama koca 5 yıl. Tanışalı 6 yıldan fazla ama birlikte aynı yastığa baş koyalı tam 5 yıl. Çoğu mutlu anılarla bezeli - arada hüzünlü, yaşamın bizi sınadığı günler hariç - hayatımın en anlamlı 5 yılı. Neler yaşadık bu 5 yılda neler. Geriye dönüp baktığımda hep mutlu anlar geliyor aklıma. Beni hep seven, herşeyden sakınan, mutlu olmam için elinden geleni asla esirgemeyen, tanıdığım en mükemmel baba ve eş, kendinden önce beni ve oğlumuzu düşünen hayatımın en büyük şansı. Allahım evimizi, mutluluğumuzu, oğlumuzu nazarlardan, kötü gözlerden korusun inşallah.
Ömrümüz yettiğince, son nefesimize kadar hep böyle kafa kafaya, sırt sırta olalım aşkım. Yüzümüzden birbirimize yansıyan ışık hep artarak aydınlatsın bizi. Bizim dışımızda olanların bizi etkilemesini izin vermeyelim. Hayallerimizin peşinden, birbirimizin yanından hiç ayrılmayalım. Bugün, yarın ve sonsuza kadar aşkla kalalım.
Geçen yıl evlilik yıldönümümüzde yazdığım yazıyı merak ederseniz hadi burdan.

17 Eylül 2009 Perşembe

Bayramın Hakkını Verin / TuzBiber Dergisi Bayram Özel Sayısı Yazım

30' lu yaşlarımın başındayım henüz. '' Nerede o eski bayramlar ? '' deyişinin ne demek olduğunu anlayabilecek kadar yaşlıyım yani. Henüz bayramların tatil olarak algılanmadığı dönemlerin çocuğuyum ben. Bayram öncesi harıl harıl bayram alışverişi yapılan, üzerimize alınan yeni cicileri giyinmek için dört gözle bayramı bekleyen, arefe günü akşamı mis gibi banyo yapıp cicilerimiz yatağımızın başında erkenden yatırılan bir neslin çocuklarıyız çok şükür. Şimdiki gibi bayramı tatil köylerinde, deniz kenarlarında değil de anneanneleri ve babaannelerimizle geçirirdik biz. El öperek, bize verilen bayram harçlıklarına mutlu olup, şeker yemekten bıkmış halde yaşardık bayramları.
Ne oldu da değişti herşey bilmiyorum. Hayatın koşuşturmacası içinde bayramların dinlenme fırsatı olarak görülüp bir el öpmenin, ziyaret yapmanın eziyet olarak görülmesi nasıl açıklanır acaba? Hangimiz özlemiyoruz ki eski bayramları, başucumuzda kırmızı rugan ayakakabılarımız hangimiz bayram sabahını iple çekmediğimizi söyleyebiliriz ki çocukluğumuzda? En çok annemin bana ve benden bir yaş küçük kızkardeşime bir örmek aldığı kıyafetlerdir aklımda yer eden.Her birinin illa ki kendine ait çantası olurdu, küçük hanımlar gibi olurduk her bayram. Bayram sabahı per pak giyinip tüm konu komşuyu tek tek gezerdik; kiminin şekeri, mendili kiminin harçlığı ile dolardı gün sonunda çantalarımız. En çok da yüreğimizde yer eden bayram sevinciyle yorgun düşerdik yataklarımıza.
Şimdi öyle mi oysa? Hızlı yaşamlarımızın bayramları da hızlı. Kimi zaman trafikle boğuşarak birkaç ziyaret yapılıp bayramın hakkı verilmeye çalışılıyor. Çoğu zaman da bayramlar dinlenmek ve kalabalıktan kaçmak için dört gözle beklenir oluyor. Yeni nesil bayram harçlığı almanın tadını yepyeni kıyafetlerle mahalleli ile bayramlaşmayı sanırım bizlerden masal gibi dinleyerek büyüyecek. Çoğumuz yüzlerce insanın birarada yaşadığı apartmanlarda yaşıyoruz. Hangimiz alt komşumuzun adını biliyoruz ki bayramda kapısını çalıp bayram tebriğine gidelim? Mutlaka küçük yerlerde, köylerde kasabalarda eski adetleri yaşatmak, eski dokuyu bozmamak adına sarfedilen çaba çok daha fazladır. Fakat bu bir gerçek ki büyük şehirlerde bayram demek trafik demek, sonu hüsranla sonuçlanan kazalar demek; telefonla ya da mesajla tebrikleşip tatilin keyfine varmak demek.
Bu yazı tam da '' Nerede o eski bayramlar? '' tadında bir yazı oldu farkında olmadan. Hatırladığım, anılarımda yer etmiş öyle güzel, öyle çoşkulu bayramlar var ki istiyorum ki oğlum da o bayramların tadını bir nebze yaşasın. Bayramı tatil olduğu için değil de bayram olduğu için heyecanla beklesin. Büyüklerinin elini öpmenin, topladığı harçlıkları saymanın, şekere doymanın ne demek olduğunu bilsin. Yoksa bunlar yerine bayram deyince denizi, kumu, güneşi aklına getirmesin.
Bayram deyince bir de birbirinden leziz yemekler, tatlılar gelmiyor mu aklımıza? Bir bayram sofrası başında tüm aile keyifli sohbetler eşliğinde yenen yemeği hangi tatil köyünün herşey dahil sistemine değişirsiniz bilemem. Fakat tüm eskiye özlemler gibi burda da iş bizlerde bitiyor.Bayramları iş hayatının ve şehir karmaşası sebebiyle vakit ayıramadıklarımızı görmek için bir fırsat bilmeliyiz. Yoğun ve keyifli iftarlardan sonra bayramı dört gözle beklemez miyiz? Nefsimizi sınadığımız koca bir ay ve renkli iftar sofralarından sonra elbette bayramlar için de özel hazırlıklar yapmalı. Hem ev ahalisini hem de gelecek misafirleri ödüllendirmenin en güzel yolu da mutfaktan geçiyor. Her ne kadar yeni nesil herşeyde olduğu gibi ikramlarda da hazıra ve kolaya kaçsak da bayramın vazgeçilmezi tatlılardır nesillerdir. Bayrama günler kala evlerdeki telaşlı hazırlıklar sonunda afiyetle yenir el açması börekler ve baklavalar ; incecik sarılmış sarmalar.
Gün geçtikçe modernleşme adı altında çoğu geleneğimizi unutur olduk. Ama neyi unutursak unutalım ait olduğumuz toplumun alışkanlıklarından, geleneklerinden kopup başka biri olamayız. Kendimize, özümüze ait olanı yaşamak, yaşatmak ve çocuklarımıza da bu duyguyu aşılamak ise büyük sorumluluğumuz.
Bu bayramı ve bundan sonraki tüm bayramları hakkını vererek yaşayabilmek için işte size öneriler. Hepimiz biliyoruz mutlaka ama olur ya unutanlar varsa bir kere de ben yazayım istedim ;
* Bayram temizlik demektir, bayram temizliğinizi yaptırın, gelenleri güler yüzünüz kadar mis kokulu evinizle de karşılayın.
* Bayramda ikram edilmek üzere tatlılarınızı yapın ya da yaptırın. Hiç olmadı hazır alın, unutmayın tatlısız bayram olmaz.
*Uzaktan gelen misafirleriniz için yemeklerinizi yapın. En azından böreğiniz, sarmanız hazır olsun, misafiri aç göndermek yakışık almaz.
*Kapınızı çalacak minik misafirlerinizi de unutmayın, boş çevirmek olmaz. Onlara vermek için bozuk para, şekerleme, mendilleri önceden hazırlayın.
*Arefe akşamı tertemiz banyonuzu yapıp ertesi gün için yeni ya da temiz giysilerinizi hazır edin. Mümkünse çocuklarınıza yeni kıyafetler alıp onları bayramda sevindirin.
*Bayram sabahı evin erkekleri bayram namazından gelene kadar kahvaltı sofranızı hazır edin. Kahvaltı öncesi herkesle bayramlaşıp sofranıza neşeyle oturun.
*En önemlisi de yakın akrabalarınızı ziyaret edip bayramlarını tebrik edin. Uzakta olanları da telefonla ya da mesajla kutlamayı unutmayın.
Kısacası bu bayram bayramın hakkını verin. Herkese iyi, neşeli, bol kahkahalı bayramlar diliyorum. Baklavayı ölçülü yiyin, trafiğe dikkat edin, bayram sonrası belki fiziken dinlenmiş olarak değil ama içiniz rahat işinize gücünüze geri dönün.

14 Eylül 2009 Pazartesi

Pepeçura Tatlısı

Geçen gün Kokulu Üzüm Suyu postunu yazarken aklıma gelmişti bu tatlı. Karadenizli olanların bir çoğu bilir pepeçurayı. Ben evlendikten sonra eşimle Rize' ye ilk gidişimde duymuştum adını ama hiç yememiştim. Kayınpederimin getirdiği kokulu üzümlerle denemeye karar verdim, daha önceden tadını hiç bilmediğim için değerlendirmem ne kadar doğru olur bilemem ama evde herkes çok beğenerek yedi. Mayhoş tadı da küçük adamın çok hoşuna gitti '' ıyyy eşşi'' diyerek yedi. Tarifi bilmediğimden internetten birkaç tarif okudum ve kendimce sentezledim.

Malzemeler:
1 kg kokulu İsabella üzümü
6 su bardağı su
1,5 su bardağı tozşeker
1 çay bardağı nişasta
1/2 çay bardağı mısırunu

Yapılışı:
1.Üzümleri yıkayıp salkımları ile beraber tencereye alın, üzerine suyu ve şekeri de ekleyip kaynatın.
2.Üzümleri başka bir tencereye süzdürün, posasını da tahta bir kaşık yardımıyla iyice ezin.
3.Süzdüğünüz üzüm suyundan 1 su bardağı kadar ayırıp gerisini ocağa koyun
4.Nişasta ve mısırununu 1 bardak üzüm suyunda güzelce karıştırın ve tencereye yavaş yavaş ekleyin.
5.Sürekli karıştırarak muhallebi kıvamına gelene kadar pişirin. ( bu arada kıvamı eğer koyulaşmıyorsa ayrı bir yerde bir miktar daha nişasta eritip katabilirsiniz )
6.Ocaktan alıp kaselere paylaştırın. Oda ısısına gelince buzdolabında birkaç saat soğutun.
Afiyet olsun.

Ben üzerine ceviz serperek servis yaptım, çok da yakıştı. Özellikle soğukken mayhoş tadıyla çok ferahlatıcı oluyor, iftar sonrası hafif bir tatlı oldu bize.

Karadenizli bir aileden olup bir de üstüne üstlük Laz biriyle evli olunca arada Karadeniz mutfağından seçmeler yapmak gerekiyor. Aslında uzun zamandır denemek istediğim Laz Böreği var aklımda ama; o da bir başka postun konusu olsun artık.


13 Eylül 2009 Pazar

Fırında Sebzeli Köfte

Blogda ağırlıklı olarak tatlı, kek, kurabiye tarifleri paylaştığımı farkettiğimden beri yemek dergilerinde ve programlarında yemek tariflerine bakar oldum. Hep tatlı hep kurabiye nereye kadar?
Bu Fırında Sebzeli Köfte annemin çok sık yaptığı, benim de çok sevdiğim bir yemektir. Yine geçen hafta iftarda annemdeyken bu defa ben yaptım ve hemen de fotoğrafladım. Fotoğrafı yemeği fırına vermeden önce çektim çünkü iftar saati fırından alıp da fotoğraflamam hem gün ışığı yetersizliğinden hem de sabırsızlıkla bekleyenler olduğundan mümkün olmayacaktı.

Malzemeler:
1/2 kg yarım yağlı kıyma
1 adet soğan
1-2 dilim bayat ekmek
1 yumurta
2-3 adet patates
2-3 adet domates
2 adet havuç
1 su bardağı bezelye
1 tatlı kaşığı salça
1 su bardağı sıcak su
tuz, karabiber, kekik
sıvıyağ

Yapılışı:
1.Öncelikle kıymanın içine soğanı rendeleyin, bayat ekmekleri ufalayın ve yumurtayı kırıp, baharatlarını katıp yoğurup şekil verin. Dinlendirmek için buzdolabında en az 1 saat bekletin ( dilerseniz köfteleri minik toplar şeklinde de yapabilirsiniz )
2.Patatesleri soyup ince dilimler halinde doğrayın
3.Havuçları ince ince dilimleyin.
4.Bezelyeyi haşlayın.
5.Sıvıyağda sırasıyla patatesleri, havuçları ve köfteleri çok fazla kızartmadan diriliğini kaybedecek kadar soteleyin.
6.Fırın kabınızın içine köfteleri, patatesleri, havuçları ve bezelyeyi alıp üzerlerine domates dilimleyin ve kekik serpiştirin.
7.Salçayı sıcak su ile karıştırıp yemeğin üzerine dökün.
8.Önceden ısıtılmış 170 derece fırında sebzeler pişene kadar yaklaşık 45-50 dk pişirin.
9.Fırından aldıktan sonra sıcak servis yapın.

Afiyet olsun.

12 Eylül 2009 Cumartesi

Damla Sakızlı Tavukgöğsü

Tarifi kayınvalideme ait olan bu tavukgöğsü aslında şu yalancı tabir edilenlerden; yani içinde tavuğun göğsü falan yok. Ancak şimdiye kadar yemiş olduğum tüm yalancılar içinde en gerçek lezzetlisi budur. Ben Tuğra' nın doğumundan sonra lohusa iken kayınvalidem sürekli bunu yapıp getirirdi bana, bol bol yiyeyim de küçük adamımıza süt olsun diye. Ben de bayılarak yerdim, hem süt olarak hem de kilo olarak geri dönmüştür sonra bana o yediklerim ama neyse ki geçti o günler.
Şaka bir yana o zamanlar bize bebek görmeye gelen tüm arkadaşlarımın aklına yer etmiş olan bu tavukgöğsü sonraları benden çok fazla talep edilmiştir. Her ne kadar kayınvalidemin bana kendi elleriyle yapıp getirdikleri kadar lezzetli olmasa da ben de defalarca yapmışımdır. Geçen haftasonu da annemlerde iftar için ne tatlı yapsak diye düşünürken aklıma geldi bu tavukgöğsü ve blogda şimdiye kadar yayınlamamış olmama şaşırdım. Hemen yapıverdim ve annemin o en sevdiğim İngiliz yemek takımının kasesi ile fotoğrafını çekiverdim. Blog yazmaya başladığımdan beri her gittiğim yerde gördüğüm tabak çanak daha fazla ilgimi çeker oldu, bunda şu ne güzel sunulur, bunda şu ne güzel fotoğraflanır diye düşünmeden edemez oldum. Bir ara habire tabağa çanağa para veriyordum ama evde koyacak yerim tükenince sıra anneminkilere geldi. Annem de sağolsun bunun farkında olduğundan elinden gelse tüm evdeki takımları bana verecek. Hiçbirini almam ama eğer evde koyacak yerim olsaydı bu yemek takımına asla hayır demezdim. Zaten küçüklüğümden beri '' evlenince bu takımı ben alıcam anne ona göre'' diyen ben şimdilik sadece yaptıklarımı fotoğraflamak için kullanmakla yetiniyorum. Eee buna da şükür, ne diyeyim. Bu arada fotoğraftaki gümüş kaşık da anneannemin çeyizinden kalma; tek kalan bu kaşığa da annem el koymuş zamanında. Sanırım onu yürütmem daha kolay olacak:)

Malzemeler:
1 lt süt
2 kahve fincanı un (normal boyutlarda bir Türk kahvesi fincanı olmalı)
3 kahve fincanı toz şeker
1/2 paket ( 125gr ) margarin
2-3 adet damla sakızı ( içinde damla sakızı olan sakızları da kullanabilirsiniz )

Yapılışı:
1.Önce margarini ve unu tencereye alıp kavurun
2.Sonra üzerine yavaş yavaş sütünü ekleyin. Topaklanmaması için sürekli karıştırarak içine şekerini ve damla sakızını da katın.
3.Muhallebi kıvamına gelinceye kadar pişirin.
4.Son olarak ocağı kapatıp mikserle 5-6 dk çırpın.( Bu süre ne kadar uzun olursa tavukgöğsünün kıvamı o kadar güzel oluyor )
5.İster dikdörtgen bir servis kasesine isterseniz de kuplara paylaştırıp oda ısısına gelince buzdolabına koyun.
6.Üzerinde çikolata rendesi, tarçın ya da hindistancevizi ile soğuk servis yapın

Afiyet olsun.

10 Eylül 2009 Perşembe

Kokulu Üzüm Suyu ( İsabella )




Karadenizli olanlar için çok tanıdık bir meyvedir kokulu üzüm. Tüm dünyada İsabella olarak bilinen bu üzüm türünün Karadeniz' de halk arasında çok farklı isimleri var; kokulu üzüm, çilek üzümü, kara üzüm gibi. Ben aslında bu üzümü pek sevmem ama anne tarafımdan Karadenizli olduğumdan çok küçük yaşlarda tanıştım İsabella ile. Faydalı olduğunu bildiğim halde kendimi hiç zorlamadım yemek için. Geçtiğimiz hafta Şile' ye kayınvalidemlere gitmiştik. Malum kayınpeder Ardeşen' li ve tam bir meyve delisi ( küçük adamın meyve sevgisini kimden aldığı belli). Tüm bahçe meyve ağaçları ile dolu, özellikle de Karadenize has lezzetleri ellerinden geldiğince yetiştiriyorlar. Fındık, armut, incir, kokulu üzüm, dut, lahana, vişne, karayemiş ve aklıma gelmeyen bir sürü şey. 2 hafta önce gittiğimizde yan komşunun Tuğra beye ikram ettiği üzüm suyu sayesinde kara üzümlerin akıbeti belli oldu. Küçük adam koca bardağı bir seferde afiyetle içince babaannesi bahçedeki tüm kokulu üzümleri, henüz tam olarak olmamış olmalarına rağmen, topladı ve bize verdi. O gün bugündür evde üzüm suyu içiyoruz ailecek. Bende kansızlığa iyi gelir diyerek kendimi kandırıyorum. Çünkü içinde zerre kadar şeker olmadığı için içimi öyle pek de keyifli değil. Tam anlamıyla vitamin deposu sadece.
Biraz internetten araştırdım bu İsabella üzümünü ve çok büyük faydaları olduğunu okudum. Karadeniz' in çok yağış almasından dolayı sadece bu cins üzüm yetiştirmek mümkün olabiliyormuş. Diğer üzüm cinslerine göre kabuğu biraz kalındır ve adı üzerinde de hoş bir kokusu vardır. Zaten benim de sevmediğim bu koku, üzümde kokunun ne işi var diye düşünüyorum. Kanser ve kalp krizi riskine karşı birebir olan bu meyvenin diğer faydaları da şöyle;
Bağışıklık sistemini kuvvetlendirir.
Kısa sürede enerji sağlar.
Magnezyum iş verimliliğini artırır.
Mideye zarar vermeden böbrek ve karaciğeri çalıştırır.
Yağları eritir.
Vücudu virüslere karşı dirençli hale getirir.
Bağırsak metabolizmasını hızlandırır.
Cildi taze ve diri gösterir.
Allerji ve kireçlenmelerde iltihabı engeller.
İşte bu kadar faydasını da okuduktan sonra şimdi daha bir severek içiyoruz. Hatta babaaane kendi bahçesindekiler bitince komşusunun bahçesinden de koca bir torba toplayıp göndermiş dün oğluşuma. Biz meyve olarak tüketmeyi pek beceremiyoruz, o yüzden suyunu içiyoruz.
Yapılışı:
1.Öncelikle üzümleri güzelce yıkayın ve taneleri salkımlarından ayıklayıp tencereye alın
2.Üzerini geçecek kadar su ekleyip kaynatın.
3.Kaynamaya başladıktan 5 dk sonra ocağı kapatın ve süzgeçten geçirin.Oda ısısına gelince buzdolabında soğutun.
4.Soğuk olarak servis yapın.
Dileyen elbette içine şeker de katabilir ama meyvenin faydasını azaltmamak adına biz bu şekilde tüketiyoruz. Bu arada bu yazıyı yazarken aklıma bu üzümle yapılan bir tatlı geldi; Pepeçura. Onu da en yakın zamanda deneyip buraya eklemeli. Merak edenler bir sonraki yazıyı beklesinler.

8 Eylül 2009 Salı

Kabaklı Dereotlu Börek



Leziz Dergisi' nde yayınlanan tariflerimden sonuncusu bu Kabaklı Dereotlu Börek. Dergi için yaptığımda tek porsiyonluk olarak sarmıştım sunumu daha şık ve kolay olsun diye. Ama tek tek sarmak biraz zahmetli olduğundan vaktim sınırlı olduğunda da fotoğraftaki gibi yapıyorum. Sebzeli böreklere bayılan biri olarak tavsiye ederim, özellikle sebze yediremediğiniz ufaklıklar için ideal.
Malzemeler: (6-8 kişilik)
1 kilo kabak
1/2 demet dereotu
100 gr beyaz peynir ( isteyen bir parça da kaşar rendeleyebilir, enfes oluyor )
6 adet hazır yufka
125 gr margarin ( dilerseniz sıvıyağ ile de yapabilirsiniz ancak margarin börekleri çıtır çıtır yapıyor )
1 çay bardağı süt
1 çay bardağı sıvıyağ
tuz, karabiber
Üzeri için:
1 çorba kaşığı haşhaş ( dergi için yaptığımda çörekotu ve susam karıştırıp sürmüştüm )
1 yumurtanın sarısı
Yapılışı:
1.Böreğin iç harcı için kabakları rendeleyin ve elinizle sıkıp suyunu süzdürüp 5 dk bekletin.
2.Tekrar aynı şekilde suyunu süzdürüp içine ince kıyılmış dereotunu ekleyin.
3.Ufalanmış beyaz peynir,tuz ve karabiberi ekleyip karıştırın.
4.Margarini eritip süt ve sıvıyağ ile karıştırın
5.Yufkayı açıp her yanına margarinli karışımdan sürün ve ikiye katlayın.
6.Geniş kenarına kabaklı harçtan serin ve rulo olmayacak şekilde bastırarak sarın.
7.Tepsiye alıp üzerine yumurta sarısı sürüp haşhaş serpin.
8.Önceden ısıtılmış 180 derece fırında üzerleri iyice kızarıncaya kadar pişirin.
9.Fırından alıp sıcak veya ılık servis yapın.
Eğer bu şekilde değil de tek tek sarmak isterseniz o zaman;
Her bir yufkayı 16 eşit parçaya bölün; her parçanın arasına margarinli karışımdan sürüp geniş kenarına kabaklı iç harcı yerleştirip sigara böreği sarar gibi sarın.

4 Eylül 2009 Cuma

İftar Menüsü İçin Öneri İsteyenlere

Bugün içimden şöyle bir menü oluşturmak geldi. Belki sizlere de fikir verir diye paylaşmak istedim. Malum Ramazan' da herkesin sabahtan iftar saatine kadar tüm derdi ne yemek yapsam, yanına ne gider, tatlı olarak ne olsun gibi mideyle alakalı.

Ezogelin Çorbası
Kremalı Patates
Sebzeli Tavuk Sote
Chokellalı Supangle
Buğdaylı Çok Renkli Salata

Herkese hayırlı iftarlar

2 Eylül 2009 Çarşamba

Vişne Kompostosu

Yine Ramazan' da sofralarda aranılan bir başka şey de kompostolardır. Ya da en azından bizim evde öyledir. Bekarken annem sürekli yapardı. Hala da yapar, babam için pilav kompostosuz olmaz. O zamanlar ben sadece suyunu içer, tanelerine dokunmazdım asla, annem de illa tanelerini de yiyelim isterdi. Geçen gün ilk defa vişne kompostosu yaptım evlendiğimden beri, baktım iftarda büyük adam sadece suyunu içiyor, tanelerini ayırıyor güldüm. Kendi kaseme bir baktım ki taneleri de yemişim, demek ki neymiş anne olunca anlıyormuş insan:)
İftarda mis gibi pilavın yanında siz de yapmak isterseniz:

Malzemeler:
1/2 kg vişne
8 su bardağı su
1,5 su bardağı şeker

Yapılışı:
1.Vişnelerin saplarını ayıklayıp yıkayın. ( Dilerseniz çekirdeklerini de çıkartın, ben çekirdekli yapıyorum)
2.Tencereye vişneleri koyun, üzerine suyu ve şekeri de ekleyin.
3.Su kaynamaya başladıktan 5 dk. sonra ocağı kapatın tencerenin kapağı kapalı olarak soğutun.
4.Oda ısısına gelince buzdolabında soğutun ve soğuk servis yapın

Afiyet olsun.


1 Eylül 2009 Salı

Karnıyarık


Karnıyarık hem genelde çok sevildiğinden hem de servis kolaylığından misafir sofralarının en sık yapılan yemeğidir. Ben pek karnıyarık sevmeyene rastlamadım, hele ki patlıcanı da iyi seçilmiş ise tadına doyum olmaz bir yemektir. Ben bu Ramazan henüz yapmadım ama daha önceden yapıp da yayınlamadığımı görünce tam zamanıdır dedim tarifi paylaşmanın.
Malzemeler:
7-8 adet patlıcan için
1/2 kg yarım yağlı kıyma
3 adet domates
1-2 adet soğan
4-5 adet sivri biber
3-5 dal maydanoz
patlıcanları kızartmak için sıvıyağ
tuz, karabiber
1 yemek kaşığı salça
Yapılışı:
1.Öncelikle patlıcanları saplarını kesmeden alacalı olarak soyun ve tuzlu suda 30dk bekletin.
2.Suda bekleyen patlıcanların suyunu süzüp kızgın yağda kızartın.
3.Fazla yağını almak için kızaran patlıcanları soğuk su dolu kaba sokup çıkartın.
4.Diğer tarafta soğanları yemeklik doğrayın, çok az yağ dökülmüş tavada pembeleşinceye kadar kavurun.
5.Üzerine kıymayı, doğranmış domatesleri ve biberi sırasıyla ekleyin.
6.Domatesler iyice yumuşayıncaya kadar pişirin.
7.En son tuzunu, karabiberini de ekleyin ve soğuması için kenara alın.
8.Fırın kabının içine patlıcanları alıp ortalarından kesip içlerini oyun, gerekirse çekirdeklerini çıkartın.
9.Kıymalı harçtan her bir patlıcanın içine doldurun.
10.Patlıcanların üzerlerine birer domates dilimleyin ya da sulandırdığınız salçalı sosu dökün.
11.Fırında üzerleri kızarıncaya kadar yaklaşık 1 saat 170 derecede pişirin.
12.Fırından alınca üzerine maydanoz kıyıp sıcak servis yapın.
Afiyet olsun.
Not: Benim gibi her seferinde iç harcınız fazla geliyorsa ya dondurucuya kaldırın bir sonraki karnıyarık için ya da bir başka sebze yemeğini pişirirken kullanın.

Ordan Burdan Hayattan Bizim Usul Makarna' da