30 Mayıs 2009 Cumartesi

Leziz Dergisi Haziran Sayısı Çıktı

Evet sonunda heyecanla beklediğim gün geldi çattı. Geçen ay çekimlerini gerçekleştirdiğimiz Leziz Dergisi Haziran sayısı çıktı. Ama maalesef gecenin bu saatinde ben dergiyi henüz alamamış olduğum için evde dört dönüyorum. Yarın da çok yoğun bir programımız var umarım bir ara alabilirim. Ama burdan haber vereyim istedim, benim gibi merakla bekleyenler hemen alsınlar bakalım beğenecekler mi? Lütfen yorumlarınızı bekliyorum, dergi elime geçer geçmez tekrar buradayım.

27 Mayıs 2009 Çarşamba

Kakaolu Tarçınlı Kek


Bizim evde kekler eğer kakaolu ya da çikolatalı ise jet hızıyla tüketilir. Aksi halde biraz sürünür. Küçük adam da büyük adam da kakaolu lezzetleri daha çok seviyorlar, hal böyle olunca ben de onların ağız tadına uymak durumunda kalıyorum. Geçen gün de kek yapmaya niyetlenince farklı olsun diyerek bir hayli bakındım, sonra Pelin'de gördüğüm bu kek aklıma geldi. Hem beylerin sevdiği gibi kakaolu hem de benim sevdiğim gibi tarçınlı olunca karar vermem hiç zor olmadı. Sonuç da aynı gün biten ve beğenilen bir kek olunca burda paylaşmak da farz oldu.



Malzemeler:

2 yumurta
1,5 su bardağı yoğurt
1,5 su bardağı toz şeker
1 paket kabartma tozu
1/2 su bardağı sıvıyağ
2 bardak un
3 yemek kaşığı kakao
2 tatlı kaşığı tarçın
2 yemek kaşığı rendelenmiş çikolata


Yapılışı:
1.Yumurtaları ve şekeri köpürene kadar mikserle çırpın. Diğer sıvı malzemeleri de ekleyip bir süre daha çırpın.
2. Unu ve kabartma tozunu eleyerek ekleyin ve çırpmaya devam edin.
3. Son olarak tarçın, kakao ve çikolata rendesini de katıp tüm karışımı yağlanmış kek kalıbınıza aktarın.
4. Önceden ısıtılmış 175 derece fırında yaklaşık 40-45 dakika pişirin.


Afiyet olsun.

26 Mayıs 2009 Salı

Bin Muhteşem Güneş

Çok fazla kendi yorumumu katmak istemiyorum aslında bu kitabı anlatırken. Ama okuduğum her satırda bu ülkede yaşadığıma ve özgür bir kadın olduğuma şükrettiğimi söyleyebilirim. Ve de bir kadının eşiyle -adı üstünde- eşit haklara sahip olmasının ne kadar paha biçilmez olduğunu. Dünyanın birçok ülkesinde hala özgürlükleri, aşkları, çocuklukları,çocukları, geçmişleri için savaş veren binlerce kadın olduğunu çok acımasızca anlatmış bu kitap.



492 sayfalık kitabı bana göre oldukça kısa sürede bitirdiğime göre demek ki sürükleyici olduğunu söylemem hata olmaz. Yazarın daha önceki romanı Uçurtma Avcısı'nı okumadım ama listeme aldım. Afgan yazar ülkesinin yakın geçmişteki profilini 2 kadının hayatlarını anlatırken çok açık gözler önüne seriyor. Küçük yaşta zorla evlendirilen kızlar, çocuğu olmadığı için üzerine kuma getirilen kadınlar, geçmişe gömülen aşklar, iç savaşın acıları.



Meryem gayrimeşru bir ilişkiden dünyaya gelen bir kız. Babası tarafından hep gizli bir köşede hayatından uzak tutulmuş, kendisinden ''harami'' diye utanılmış, babasına aşık ve ona hep hasret yaşamış bir kız. Annesinin ölümüyle babasının eşleri tarafından kendisinden büyük bir adamla evlendirilir. Çocuğu olmadığı, defalarca düşük yaptığı için kocası tarafından sürekli aşağılanır ve dışlanır.



Leyla abilerini, annesi ve babasını savaşta kaybeden kimsesiz kalan bir küçük kız. Patlamada yaralanan Leyla'ya Meryem sahip çıkar ve onu iyileştirir. Meryem'in eşi Raşit tarafından onunla evlenmesi için oyuna getirilir. Hayatta kimsesi kalmamış Leyla ile Meryem böylece kuma olurlar. Raşit'in dayanılmaz davranışları ve hakaretlerine dayanacak gücü birbirlerine yaslanarak bulurlar ve karşı saflardan çıkıp can dostu olurlar. Hayatta onları çok büyük mucizeler ve acılar beklemektedir.



Benden bu kadar, gerisi için lütfen kitabı edinin. 2 kadının hikayesini ve Afganistan'ın yakın geçmişteki çalkantılarını bir de Khaled Hosseini' den okuyun.

25 Mayıs 2009 Pazartesi

Patatesli Poğaca

Aslında bu aralar hiç böyle tarifler vermemem gerektiğinin farkındayım ama arşivimde de bekleyen o kadar çok tarif var ki biraz temizlemek iyi olacak. Diyete uygun şeylerin arasına arada bunları da sıkıştıralım bari. Zaten bu poğacalar uzun zaman önce kalabalık bir misafir grubuna yapılmıştı. Bu tariften çok fazla poğaca çıktığından kalabalık gruplar için hem doyurucu hem de leziz oluyor. Tarif canım kuzenim Hande'ciğime ait. Hande yaklaşık 2 ay sonra bir kız çocuğu doğuracak, kısmetse teyze olacağım. Bu poğacaları ilk defa oğluşun ilk yaş gününde yapmıştım. Herkes tarafından da beğenilmişti. Ayrıca benim en sevdiğim yanı ise boş bir vaktimde yapıp dondurucuya pişirmeden atabiliyor olmam, gerektiğinde yarım saatte misler gibi sıcacık hazır oluyorlar.

Malzemeler:
1 paket margarin
1 yumurta
1 su bardağı yoğurt
1 su bardağı sıvıyağ
kabartma tozu
tuz
alabildiği kadar un

içi için: 3-4 adet patates, peynir, tuz, karabiber
üzeri için: galeta unu


Yapılışı:

1. Patatesleri haşlayın ve ezin. İçine dilerseniz biraz beyaz peynir ( ben kullanmadım ), tuzunu ve biberini ekleyin. Soğuması için yaklaşık yarım saat buzdolabında bekletin.

2. Hamuru için oda ısısında beklettiğiniz margarin ile tüm malzemeleri güzelce yoğurun.

3. Elinize cevizden biraz büyük bir hamur parçası alıp açın ve içine patatesli harçtan yerleştirip yuvarlayın.

4. Yuvarladığınız poğacayı galeta ununa bulayıp fırın tepsisine yerleştirin.

5. 250 derecede soğuk fırına atın ve üzerindeki galeta unu kızarana kadar pişirin.

6. Sıcak ya da hafif ılık servis yapın.

Afiyet olsun.

Not: Ben dondurucuya kaldıracaklarımı da galeta ununa bulayıp öyle atıyorum, pişirmem gerektiğinde daha az vaktimi alıyor böylece. Eğer ceviz büyüklüğünde bezeler ile yaparsanız yaklaşık 50 adet poğaca çıkıyor. Ben bu defa biraz tembellik edip daha büyükçe yaptım 35 adet kadar çıktı. Ama vaktiniz varsa mutlaka minik yapın, hem daha güzel oluyor hem de daha cici görünüyorlar.

Fenerbahçeli Küçük Bir Adam ve Annesi Şükrü Saraçoğlu'nda

Geçtiğimiz hafta Pazar gününü hastanede oldukça sıkıntılı geçirince bu haftasonunu küçük adamımıza dolu dolu yaşatalım istedik. Sabah erkenden kahvaltımızı yapıp hemen kendimizi dışarı attık her ne kadar hava kapalı olsa da. İlk iş tam 10 gündür çok sevdiği parkından uzak kalmış olan miniğimizi parka götürmek oldu. Özgürlük Parkında gönlünce eğlendikten sonra biraz da Bağdat Caddesi gezintisi yaptık. Biraz kitapçı gezip biraz da kahve molası verip evimize döndük. Bu kadarla bitmedi tabii bu güzel gün. Bu yıl Fenerbahçe maçları için kombine biletleri olan babamız ve dayımız mümkün olduğunca takip ettiler maçları. Bu hafta dayımız şehir dışında olunca onun kombine bileti de bize kaldı. Biz de ne zamandır niyetlendiğimiz şeyi yaptık ve ailecek maça gittik. Evet küçük adam, annesi ve babası giydiler üzerlerine Fenerbahçe formalarını ve elele tutuşup Şükrü Saraçoğlu Stadına yürüdüler. Ben bir fanatik asla değilim, ama babadan Fenerbahçeliyim. Eee tabii 5 yıldır da hem eşten dolayı hem de muhitten dolayı. Evimiz stad manzaralı olunca başka şansımız da yok sanırım. Ama bunca yıldır ne maça gitmek aklıma gelmiştir ne de istemişimdir. Demek ki ilk tecrübe oğluşumla beraber olacakmış.

Yavrukuş zaten formasını giyer giymez heyecanlanıyor normalde. Bir de anne baba hep birlikte giyip de yola çıkınca tamamen havaya girdi. Ta ki stada girip de ordaki atmosferi soluyana kadar. Sanırım dili tutuldu çocuğumun. İlk yarı ne olduğunu anlayamadan etrafını izledi, kendisi gibi maça gelmiş olan miniklere göz süzdü. Bir de habire yedi, önce çikolatalı gofretle başlayıp sonra çekirdek (annenin yardımıyla elbette) ve ardından kuru kara üzüm ve son olarak da çubuk kraker. Sanırım Fener'in havası iştahını açtı. Bir de tabii atılan 4 gol var yediklerimizi saymazsam, müthiş keyiflendi gollerden sonra herkesin ayağa fırlayıp da tezahürat yapmasından. Benim açımdan da çok hoş bir tecrübe oldu. Her ne kadar bu yıl şampiyonluk iddiamız kalmamış olsa da gönlümüzün daimi şampiyonu bize çok güzel bir akşam yaşattı. Annesi ve küçük adam babaya teşekkür ederler ve tekrarını isterler önümüzdeki sezon.

22 Mayıs 2009 Cuma

Metabolizmayı Hızlandırıcı ve Zayıflamaya Yardımcı Elma Çayı

Küçük adamın 2 günlük hastane macerası sırasında ben de onunla beraber birkaç kilo vermişim. Sanırım bu olaydaki sevindirici tek yön buydu, uzun zamandır vermeyi beceremediğim kilolar üzüntüden nasıl gitti anlamadım. Elbette daha birkaç kilo fazlam var ama hazır yol almaya başlamışken hiç hız kesmeyeyim dedim ve birkaç gündür evde de dikkat ediyorum yediğime içtiğime. Dün gece ev ahalisi uykuya çekilince biraz kafamı dinlendirmek için bloglarda gezindim, ne zamandır okumaya vakit bulamadığım arkadaşlarım neler yapmış bir bakındım. Sevgili Ezgi'nin sayfasında da bu tarifi görünce sabah ilk iş tencereyi ocağa koydum. Zaten küçük adam yemeyince evde ağzına elma süren yok, elmaların da hoşuna gitti hatırlanmak.

Malzemeler
2 adet elma
1 adet limon
1 adet tarçın çubuğu
3-4 adet karanfil
1 çay kaşığı karabiber
1,5 lt su

Yapılışı: Elmaları ve limonu kabukları ile dörde bölüp tenecereye alın. Karanfilleri ve tarçın çubuğunu ekleyin. Karabiberi serpip suyunu da katın. Ocağa alın ve kaynatın. Süzün, soğuduktan sonra dilerseniz içine buz ekleyip için. Günde 4 bardaktan fazla içilmemesi gerekiyormuş. Malum idrar söktürücü özelliği var bu tarz çayların, öyle keyfimize göre sınırsız içmememiz gerekir.




Tadı benim hoşuma gitti, daha önceden tarifini paylaştığım Beşibiryerde Çayından sonra bu çok daha içilesi bir lezzet. Elbette kilo vermek sadece böyle çayları içmekle olmuyor, ağzımızı da kontrol altına almamız şart. Bakalım bu defa kararlıyım umarım yolumdan dönmem.


Not: Bu arada yorum yazarak, telefon ederek, mail yollayarak Küçük Adamıma geçmiş olsun dileklerini ileten ve yapabilecekleri birşey olup olmadığını soran tüm arkadaşlarıma sonsuz teşekkür ederim tekrar tekrar.
Saat 22:00 itibariyle ekleme: Sevgili Sevil ve Tijen beni uyarmışlar bu çayın asıl kaynağının Ezgi değil de Mevsimlerden Roma blogunun yazarı olduğunu söylemişler. Ancak karşılaştırdığımda Ezgi'nin bu tarifi 20 Aralık 2008 tarihinde verdiğini gördüm. Sevgili Mehtap ise 10 Nisan 2009'da vermiş. Dolayısıyla Ezgi sanırım başka bir kaynaktan almış ve de belirtmemiş, ben de Mehtap da değil de Ezgi'de gördüğüm için onu belirttim. Yoksa kimsenin yaptığı işe ya da özgün herhangi bir tarifine saygısızlık etmek istemem. Bu konuda aşırı özen de gösteriyorum, aksi düşünülürse de üzülürüm. Lütfen böyle biline.Saygılar

20 Mayıs 2009 Çarşamba

Küçük Adam Rota Virüsü Oldu

Evet uzun zamandır duyardım da ne olduğunu bilmezdim rota virüsünün. Ama kaderde ne olduğunu yaşayarak öğrenmek varmış demek ki. Cumartesi sabahı halsizlikle uyanan küçük adam birkaç defa üstüste kusunca kalktık hemen hastaneye gittik. Biz pimpirik anne-baba, doktor amcamız Kudret Bey sağolsun bizden daha pimpirik hemen batın röntgeni, kan tahlili falan yapıldı, serum vereceğiz dedi. Güç bela bir serum taktılar ama küçük adam elinde tutmak istemeyince doktor evimize yolladı bizi, devam ederse geri dönmek şartıyla. Eve döndük ama baktık ki olacak gibi değil tekrar gerisin geri hastaneye gittik. Kusmanın yanısıra ishal de başlayınca yapılan testlerde sebebin rota virüsü olduğu anlaşıldı. Tedavisi su kaybını önlemek için sürekli serum. Küçük adam serum takılırken benim içimi dağlasa da başka yolunun olmadığını bildiğimizden çaresiz katlandık. İnsanın yavrusu gözünün önünde acı çekerken elinden birşey gelmemesi çok fenaymış. O bir ağladı ben beş ağladım. 2 gün sanki bir ömür gibi geldi, geçmek bilmedi. Ağzına tek lokma almadan sadece serumla geçen bol kusmalı, ishalli ve ateşli 2 günden sonra şükürler olsun ki Pazartesi günü öğleden sonra evimize döndük. Virüs öylesine illet birşey ki öyle kolay kolay da iyileşilmiyor, tamamen toparlanmamız 10 günü bulacakmış. Neyse ki evimizdeyiz herşey yoluna girecek inşallah yavaş yavaş. Bugün geçtiğimiz 4 güne göre çok daha iyi durumdayız, ağzımıza birkaç lokma da olsa birşeyler girmeye başladı.

Doğumda yaşadığımız sıkıntılardan ve yoğun bakım maceramızdan sonra bu ilk ciddi hastalık ve hastane tecrübemizdi. Ancak içime işledi dersem sakın abarttığımı düşünmeyin. Yeni doğmuş bir bebekken birçok şeyden habersiz ve farkına varmadan yatmıştı 21 gün yoğun bakımda. Ve de ben çoğu şeyi gözümle görmemiştim yakınında olamayarak. Ama bu defa ona yapılan her müdahalenin farkında ve ürküyor olması tüm korkusunu bana da geçirdi. Annesinin minik kahramanını o kadar çok ağlattılar ki Allah bir daha düşürmesin oralara. Kimsenin yavrusu kapmasın bu virüsleri inşallah. Rota virüsü solunum yoluyla bulaşan ve daha çok da çocukları etkileyen bir hastalık o yüzden yuvaya, kreşe giden çocukların özellikle daha fazla korunması gerekiyor. Rota virüsüyle ilgili daha fazla şey öğrenmek isterseniz
burada ve burada detaylı bilgilere ulaşabilirsiniz.

15 Mayıs 2009 Cuma

Meksika Fasulyesi Salatası


Aylar önce Meksika Fasulyesi ile patates salatası yaptığımdan beri hep aklımda olan bir salata bu. Ama tam da bu mevsimde canım fena halde çekti, zaten bahar gelip de otlar bollaşınca hep böyle bol yeşilli salatalar yapasım oluyor. Elbette yemeye de doyamıyorum. Patates salatasının içinde de harikaydı fakat bu şekliyle benim favorim oldu. Küçük adam ise bir kase dolusu fasulyeyi jelibon niyetine mideye indirirken beni çok güldürdü. Hatta tabağı bitip de bana getirdiğinde '' Anne je'' diyişi vardı ki görmeniz lazım. Yani bu fasulye şeker gibi anlayacağınız.
Malzemeler
1 kutu Meksika fasulyesi konservesi ( 250 gr net )
1 küçük kutu mısır konservesi
5-6 adet kornişon turşu
yarım demet dereotu
yarım demet maydanoz
kırmızı lahana
tuz,limon zeytinyağı
Yapılışı:
1. Meksika fasulyesi ve mısırı konserve kutusundan çıkarıp bol suyla yıkayın ve süzdürün.
2. Geniş bir kasenin içine alıp üzerine kornişonları ve lahanayı ince ince doğrayın.
3. Dereotu ve maydanozu da ince ince kesip içine katın.
4. Tuzunu, limonunu ve zeytinyağı ekleyin
Afiyet olsun.

14 Mayıs 2009 Perşembe

Biber - Havuç - Kabak Kızartması

Yaz geliyor ya bende bir telaş sormayın gitsin, eğer yememe içmeme dikkat etmez isem bu yaz ayağımı suya sokamayacağım çünkü mayo giyecek cesaretim olmayacak. Bu duruma inat da canım habire kızartmalar çekiyor bol domates soslu ya da sarımsaklı yoğurtlu. Yaz denince zaten aklıma ilk gelen şey zeytinyağlılar ve kızartmalar. Bir de balkonda uzun süren sofra muhabbetleri. Ama hem kilo vericem hem de kızartma yiyecem diye tutturursanız işiniz hayli zor. Fakat evde Actifry varken hiç de öyle değilmiş. Şimdi hiç çekinmeden koyuyorum haznesine malzemeyi ve inanın reklamda dediği gibi 1 kaşık da değil sadece 1/2 kaşık yağ ile hallediyorum.
Hem yerken pişman olmuyorum hem de temizlerken yorulmuyorum.


Kabak-Biber Kızartması :
2 adet orta boy kabak ve 2 adet havucu parmak büyüklüğünde doğrayıp makineye attım.Üzerine 1/2 kaşık zeytinyağı ekledim ve dilediğim kadar kızarana kadar yaklaşık 25 dk pişirdim. Pişmesine yakın tuzunu ilave ettim. Piştikten sonra servis tabağına alıp hazırladığım sarımsaklı yoğurdu ve kırmızı pul biberi ekledim.

Kabak ve havuç çok beğenildi bizim evde,bu yaz listemin en başında yer alacak kesinlikle.


Biber Kızartması :
Yıkayıp kuruladığım 1/2 kilo minik köy biberlerinin uç kısımlarını çıkarmadan makineye attım. Üzerine yarım kaşık zeytinyağı ve tuzunu ekleyip yaklaşık 20 dk kızarttım. Servis tabağına alıp üzerine hazırladığım domates sosunu ekledim.

Yağda kızartılmış biberden lezzet olarak hiçbir farkı yok, hafifliği de yanınıza kar kalıyor. Fiyatının biraz yüksek olduğunu kabul ediyorum ama evinde çok sık kızartma yapanlar eğer almayı düşünüyorlarsa bence tam vaktidir. Yazın keyfini sonuna kadar çıkaracaklarına emin olabilirler.

13 Mayıs 2009 Çarşamba

Damla Sakızlı İrmik Tatlısı

Sevgili Sibel'de okuduktan sonra ilk işim Aysun Hanım'ı aramak olmuştu. Zaten bir sütçüm vardı, kutu süte mahkum değildim ama daha profesyonel çalışan birinden almak daha çok işime geldi. Hele bu sütçü bir de anne olunca tamam dedim. Yaklaşık 3 aydır her hafta Çarşamba'ları sabahtan 5 lt sütümüz kapımıza kadar getiriliyor. Hem oğluş mis gibi katkısız inek sütünü içebiliyor hem de biz hazır yoğurda talim etmekten kurtuluyoruz. Üstüne bir de harika sütlü tatlılar yiyoruz. Zaten yaz geliyor diye hafif beslenme moduna geçtik tüm aile, artık mümkün olduğunca azalttık sağlıksız atıştırmaları.

Eğer hala Aysun hanım ve kızlarından haberi olmayan varsa İstanbul'da, bence çok şey kaçırıyorlar. Taaa Silivri'den kalkıp neredeyse tüm İstanbul'a servis yapıyorlar. Hatta çok da güzel bir paylaşım grubu var yahoo'da Aysun hanımın; herkes birbiriyle yoğurt mayalama, peynir yapımı vs gibi konularda fikir alışveriş yapabiliyor.

Bizim evde de her hafta 5 lt süt ile neler yapılır diye plan çiziliyor önce; 2 lt küçük adam için cam şişelere doldurulup buzdolabına kaldırılıyor, 2 lt yoğurt yapılıyor ( bu tüm hafta boyunca yediğimiz tek yoğurt değil elbette, annem de ayrıca yapıp bir tencere takviye yapıyor arada). Geri kalan süt ile de ya muhallebi, puding ya da sütlaç yapıyorum.

İrmik tatlısı da uzun süredir hiç yapmadığım bir tatlı. Hatta blogda yayınlamadığımı farkedince geçen haftaki tatlımız belli oldu. Bu defa tarife damla sakızı da ekleyip farklı bir lezzet yakaladım.

Malzemeler:
1 lt süt
10 yemek kaşığı toz şeker
8 yemek kaşığı irmik
1 paket vanilya
1 yemek kaşığı hindistancevizi
2-3 parça damlasakızı

Yapılışı:
Tüm malzemeleri tencereye alıp sürekli karıştırarak pişirin. Arzuya göre ister dikdörtgen bir servis kabına ya da tek kişilik kaselere paylaştırın. Soğuması için buzdolabına koyun. Üzerlerini hindistancevizi, antep fıstığı ya da çikolata ile süsleyerek servis yapabilirsiniz.
Afiyet olsun



11 Mayıs 2009 Pazartesi

Bahar Kolyesi



Artık bahar tamamen geldi sanırım hatta yaz bile diyebiliriz. Ben öyle mevsim geçişlerine kolay adapte olabilen biri değilimdir. Hemen kısa kollu giyemem, açık ayakkabı falan giyebilmem için ise illa ki Temmuz gelmeli. Bu haftasonu hava öylesine güzeldi ki millet yazı getirmiş, parmak arası terlikler bile ortaya çıkmıştı. Halbuki ben biraz baharı yaşamak istiyorum yazın kavurucu günleri gelmeden. Bu kolye de tam bu keyfime yaraşır birşey oldu. Takı kursunda son yaptığım kolyem. Makara örme tekniği ile 3 farklı renkte ördüğüm iplerle saç örgüsü yapıp takıverdim. Aslında niyetimiz ucundan da birkaç boncuk sallandırmaktı ama böyle pek hoşuma gitti hiç değiştirmedim. Adını da ''Bahar Kolyesi'' koydum. Makara tekniği ile yaptığım diğer kolyem de en kısa zamanda burada olacak

10 Mayıs 2009 Pazar

Kavurmalı Pirinç Pilavı



Geçtiğimiz yıl Kurban Bayramında kurban bağışımızı Kızılay'a yapmıştık. 1 ay kadar önce de bize sembolik olarak bir kutu kavurma gönderdiler. Benim çok hoşuma gitti bu davranış. Eskiden Kurban Bayramlarında bizim evde mutlaka kavurma yapılırdı, eti hiç sevmeyen biri olarak kavurmaya dayanamam. Bu minik kutu kavurmayı da çeşitli tariflerle yapıp ev halkına sundum. Ama en çok beğenilen bu pilav oldu.
Malzemeler
2 bardak pirinç
3 bardak su
2 yemek kaşığı sıvıyağ
1 yemek kaşığı tereyağ
dilediğiniz kadar kavurma
Yapılışı:
1. Önce pirinci yıkayın
2. Sıvıyağ ve tereyağını tencereye alıp yıkanmış pirinçleri içine katın, birkaç dakika kavurduktan sonra suyunu ekleyin.
3. Kaynamaya başlayınca ocağın altını kısın ve suyunu çekene kadar pişirin.
4. Suyunu çekince tencerenin üzerine kağıt havlu ya da temiz bir havlu yayıp kapağını kapatın.
5. Demlenmesi için bekletin.
6. Diğer tarafta kavurmayı bir tavaya alıp ısıtın.
7. Servis yaparken önce bir kaseye kavurmadan koyup üzerine pilavı koyun ve servis tabağına ters çevirin. Yanında bol yeşillik, domates ve ayran ile yemeye doyum olmuyor.
Afiyet olsun.

7 Mayıs 2009 Perşembe

İyi ki Senin Annen Olmuşum Minik Adam !!!



Bugün küçük adamımın misafiri olarak yuvaya davetliydim. Bana kendi eliyle hazırladığı davetiyeyi getirip ''Anneler Günü kutlaması'' için yuvaya çağırmıştı. Biz de bugün tüm hazırlıklarımızı yapıp, cici kıyafetlerimizi giyip oğlumla birlikte yuvanın yolunu tuttuk. Benim gibi birçok anne ilk defa böyle birşey izleyecek olmanın heyecanı içinde ellerimizde fotoğraf makineleri ve kameralarla bekledik. Hep beraber karşımıza geçip şarkılar söylediler, şiirler okudular, arada ağlaştılar, mızmızlandılar ama hepimizi çok mutlu ettiler. Ben hayatımda ilk kez anne olduğuma bu kadar mutlu oldum, benden bir parça karşıma geçmiş elinden geldiğince, dilinin döndüğünce Anneler Günümü kutluyordu. Dünyadaki hangi armağan bu kadar güçlü bu kadar anlamlı olabilir ki?
Hepimizin gözlerini gururla yaşlandırdılar, umarım bir ömür boyu bu tarz toplantılarda böyle anları çokca yaşarız. Aşağıdaki resimde de küçük adamın gözüyle beni görebilirsiniz, hepsi annelerini çizmişler,sağolsun benimki pek bir ince çizmiş beni:))






Gösterilerden sonra pasta ve çay servisi de oldukça güzeldi ama park ve salıncak sevdalısı beyimiz beni pek oturtmadı. Tek derdimiz park bu aralar,parkla uyuyup parkla uyanıyoruz. Hatta bu aşk o kadar kuvvetli ki, küçük adamın ilk 3 kelimeli cümlesi yine parkla alakalı:BEBEK PARKA DİTTİ...


Yuvadaki gösterinin ardından çil yavrusu gibi bahçeye dağılan çocuklar gönüllerince eğlendiler. Benimki kaptan olmayı seçti ve dümene geçti, umarım hayatının rotasını belirleyecek gücü kendinde hep bulur. Umarım hep mutlu ve sağlıklı, kendine yetebilen bir çocuk olur. Bana bugün çok hoş bir gün yaşattı oğlum, Allah dileyen herkese anneliği tattırsın. Çünkü dünyadaki hem en zor şey hem de tarifi mümkün olmayan en güzel duygu.

Ben de bu vesile ile tüm annelerin gününü kutluyorum şimdiden. Önce canım, birtanem, en büyük desteğim benim minik annemin; sonra oğlumun ''Banane''si Sevgili Fatma Annemin Anneler Gününü kutluyorum.

Sonra liste çoook uzun; Canım Nokta anneannem, Feriha Anneannem, Adadül'üm, Yüyüm , hem arkadaşım hem teyzem Totoşum, yengelerin şahı Serpil Yengem, Hayriye Yengem, Cannur Teyze, Şennur Teyze, Egenur Teyze, Emine Hala, biricik tatlışım Batu'şumun annesi canım arkadaşım Evrim, karnındaki miniş Zeynep'in anne adayı canım kuzenim Hande, Özlem, Aynur, tüm blog dostlarım ve adlarını sayamadığım tüm anneler. Hepimizin günü kutlu olsun.

Lavaş Pizza

Yemek yemeyi sevmeyen çocuğu olanlar bilir; onlara yemek yedirmek için bazen fazlasıyla yaratıcı olmak gerekiyor. Ola ki dışarda severek yediği birşey varsa hemen eve gelip onu evde de pişirebilmenin yolları araştırılır. Bizim küçük adam da uzun süre önce farkettik ki tam bir pizza hastası. Hem anne hem de baba iştahlı olunca iştahsız çocuk pek keyifsiz ama gelin görün ki Tuğra Bey pizza söz konusu olunca oldukça keyifli oluyor. Koca koca ısırdığı dilimleri ağzına sokuştururken görmeniz lazım. Ben evde mayalı hamurdan pizzayı pek sevmediğimden hiç denemedim, ama lavaş benim bu konuda kurtarıcım oldu.


Birkaç ay önce BİM'de alışveriş yaparken lavaş ekmekleri dikkatimi çekti, düşünmeden sepete atıverdim. Oğluşun yine bir keyifsiz anında bu pizza fikri ortaya çıkıverdi. Öyle ki daha fırında pişerken sevinmeye başladı. Bir süredir de haftasonları mutlaka yapıyorum kahvaltıya.

Benim nacizane tavsiyem buzdolabınızdan lavaş ekmeğini eksik etmeyin, acil durumlarda çok işinize yarayacaktır. Dondurucudan çıkarttığınız köftelerinizi yanında garnitür ve lavaş ekmekleri ile çok şık şekilde servis edebilirsiniz. Ya da çok hafif ve lezzetli bir kaşarlı tost yapabilirsiniz. Ya da oğluş gibi pizza sevenler için çeşit çeşit pizzalarla gönüllerini alabilirsiniz.


Malzemeler :

2 adet lavaş ekmeği
1 adet rendelenmiş domates
1 kaşık zeytinyağı
kekik
dilediğiniz malzeme

Yapılışı:

1.Lavaş ekmeğinin birini tart kalıbına ya da fırın tepsisine yerleştirin.
2.Üzerine bolca kaşar peyniri rendeleyin.
3.Diğer lavaş ekmeğini üzerine kapatın.
4.Bir kasenin içinde domates rendesi ile 1 yemek kaşığı zeytinyağını karıştırın ve lavaşın üzerine fırça yardımı ile sürün.
5.Üstüne biraz daha kaşar rendeleyin ve dilediğiniz malzemeleri yerleştirip üzerlerine biraz daha kaşar rendeleyin.
6.Önceden ısıtılmış fırında kaşarlar eriyene kadar pişirin ve sıcak servis yapın.





Bizim evde artık çok sık yapılıyor bu aralar. Hatta bu sabah kahvaltı için küçük beye yaptım. Peynirle arası pek iyi olmadığından bugünkü pizzasını bol hellim peynirli ve sosisli yaptım. O yedikçe ben mest oldum.

4 Mayıs 2009 Pazartesi

BEN


3 günlük tatilin rehaveti hala üzerimde bu sabah küçük adamı okula bıraktım. O da tatile pek bir alışmış ki hiç içeri giresi yoktu, dudaklarını büzdü, gözyaşları ha düştü ha düşecek baktı bana. Ben de bu seremoniyi fazla uzatmıyım diye kendimi dışarı attım. Bir süredir ihmal ettiğim blogum başta olmak üzere bir yığın maddeyle dolu yapılacak listem elimdeydi. Bir ucundan tutup başladım. Şimdi de mola vakti, kahvem elimde geçtim ekranın karşısına yine.


Sevgili Aslı mimlemişti beni kendimi anlatayım diye. Şöyle geniş bir vaktim olsun da o zaman yazayım dedim. Hadi bakalım becerebildiğim kadarıyla karşınızda BEN;


* Tipik bir Kova burcu kadınıyım,özgürlüğüne aşırı düşkün hep hayalleri idealleri olan biriyim.

* Çok titiz biri değilim ama temizliğe çok önem veririm, özellikle de kişisel bakım konusunda biraz takıntılıyım. Ter kokusu, pis kıyafetler, kıl-tüy durumları beni çileden çıkartabilir. Parfüm değil sadece su ve sabun yeterlidir temiz kokmak için.

* Kendimi ifade edemediğim zaman mahvolurum. Birinin beni yanlış anlaması ihtimali çılgına dönmeme yeterlidir. Hayatımda belki bir kere daha görmeyeceğim insanlar bile beni yanlış tanısın istemem.

* Çok çabuk ve sebepsiz ağlamaya eğilimim vardır. Hele ki anne olduktan sonra herşeye ağlarım.

* Hiçbir zaman korkunç hırslarım olmamıştır. Ne öğrencilik hayatımda ne de çalışma hayatında hırslı olmadım. Hala da değilim ve hırsın insanları ne hallere soktuğunu gördükçe kendimle gurur duyuyorum.

* Tok gözlüyümdür, hiçbir zaman doyumsuz biri olmadım çocukken bile. Her zaman elimde olanın kıymetini bilirim ve erişemeyeceğimi bildiğim bir şey için kendimi hırpalamam. Doyumsuz ve aç gözlü insanların görgüsüz ve sonradan görme olduğuna inanırım, mütevaziliğin ise paha biçilmez.

* Çok planlı bir yapım vardır. Sabah kalktığımda o gün neler yapacağımı, evden kaçta çıkıp kaçta geri geleceğimi, ne yemek yapıp, kimleri aramam gerektiğini planlarım. Özellikle tatil günleri geç saate kadar pinekleyip vaktimizi boşa öldürmeye tahammül edemem. Tüm günü en etkin şekilde planlama görevini severek üstlenirim.

* Evde görev paylaşımını hiç beceremem. Süper anne gibi her şeyi kendi başıma yapmaya kalkar, gücüm yetmeyince de isyan ederim. Kimseye emir veremem, kendi yapabileceğim bir şey için kimseyi yormak istemem.

* Ne başkalarına sitem etmeye ne de bana sitem edilmesine dayanamam. Sevginin ya da dostluğun sitem edilemeyecek kadar karşılıksız olduğuna inanırım.

* Oğlum konusunda aşırı hassasım, kimseye tam olarak güvenemediğim tek konu. Yanımda olmadığı zaman sürekli aklımdadır, anneme bile emanet etsem defalarca arayıp sorarım. Bu elbette oğluşun aşırı hareketli olmasından kaynaklanıyor. Bir de annelik içgüdüsü.


İşte ilk aklıma gelenler böyle. Ben de Sevgili Serpil'i mimliyorum, bakalım o kendini nasıl anlatacak?


Not: Üstteki fotoğraf küçük adamın çeşitli zamanlardaki komik anlarının kolajıdır.

2 Mayıs 2009 Cumartesi

Biscotti Denemeleri-1 Fındıklı Üzümlü Biscotti

Benim uzun zamandır denemek istediğim tariflerden biriydi biscotti. Bilumum bloglarda görüp gözümün takıldığı bir tarifti. Şöyle çayımın yanında kıtır kıtır bir kurabiye bu. En son da Sevgili Müge'de görünce ''Hadi Yasemin kalk artık da dene'' dedim kendime.
Dedim de noldu, canım çıktı, şimdiye dek yaptığım kurabiyeler içinde hamurunu toparlamakta en çok zorlandığım bu oldu. Zaten ağrıyan bileğim mahvoldu desem yeridir. Sonuç da beni tam tatmin etmedi aslında, istediğim kadar çıtır olmadı. İlk deneme için fena değildi ama tam biscotti diyemem. Müge'nin de kendi biscottilerine dediği gibi bunlar biraz çakma oldu bence de. Ama yiyp de tadını çok beğenen dayım benim yaptığıma inanamadı bir türlü, illa ki pastaneden almış olduğuma inandı.
Aslı tarif Müge'de ama ben ondan farklı olarak fındık ve kuru üzümlü yaptım.

Malzemeler:
3 yumurta
1/2 su bardağı sıvıyağ
1 su bardağı toz şeker
1 çay bardağı fındık (kavrulmuş ve kabukları soyulmuş)
1 çay bardağı kuru üzüm
1 paket kabartma tozu
1 paket vanilya
4-4,5 bardak un ( Müge öyle demiş ama ben biraz daha fazla kullandım, aldığı kadar diyelim)



Yapılışı:
1. Yumurtaları, şekeri, yağı ve vanilyayı derin bir kapta mikserle karıştırın.

2.Karışıma unu ve kabartma tozunu eleyerek ekleyin.
3.Ele yapışmayan bir hamur elde edene kadar yoğurun ve gerekirse un ilave edin.
4.Hamura fındık ve üzümleri de ekleyip karıştırın.
5.Hamuru 4 eşit parçaya bölüp her birine dikdörtgen şekli verin ve tepsiye alın.
6.Önceden ısıtılmış 180 derece fırında 20 dakika pişirin.
7.Hamurları fırından çıkartın, bu arada fırını kapatmayın çalışmaya devam etsin.
8..Keskin bir bıçakla mümkün olabildiğince ince şekilde dilimler kesin.(bu aşama oldukça zor oldu benim için,ince kesmeyi başaramadım pek )
9.Dilimleri tekrar tepsiye alıp 10 dk.kadar daha pişirin.
10.Piştikten sonra ızgara üzerine alın ve soğutun.

Afiyet olsun.

Kendime Not: Bir daha olur da denersem mutlaka elektrikli bir bıçak edineceğim, yoksa sonuç yine tatmin edici olmayacak.

Ordan Burdan Hayattan Bizim Usul Makarna' da