27 Aralık 2009 Pazar

2009 iyi bir yıldı çünkü.....


Devletşah 2009 yılının benim için neden iyi bir yıl olduğunu sormuş bana. Madde madde 5 sebep istemiş hem de. Hem geçtiğimiz yılı şöyle bir hatırladım hem de benim için iyi bir yılı geride bıraktığımı anlayıp azıcık hüzünlendim. İşte benim 2009 özetim şöyle;


1. Öncelikle Türkiye' nin en önemli yemek dergilerinden biri olan Leziz Dergisi için çay saati menüsü hazırladım. Evimde yapılan keyifli çekimin ardından tariflerim Haziran ayında dergide yayınlandı. Benim için çok güzel bir tecrübe ve anı oldu.


2. Birçok firmanın blog yazarları için düzenlediği etkinliklere katıldım. Öncelikle UNO Blogger Sofrası ile başlayan keyifli macera sonra Tefal ile devam etti. Son olarak da Devletşah' ın Selva Makarna için hazırladığı yemek programına konuk oldum.

3. Temmuz ayında TuzBiber Dergisinde Hayat Bahçesi adlı köşeyi yazmaya başladım. Ömrüm boyunca sadece kendime özel ve kimselere okutamadığım yazılarımdan sonra artık yazdıklarımı yüzlerce kişiyle paylaşmaktan keyif alıyorum.

4. Eşim ve küçük adamımla fırsat bulduğumuz her an gezip dolaştık. Yazın bir haftamızı doğallığı bozulmamış Gökçeada' da geçirdik. Bazı haftasonu kahvaltılarımızı İstanbul' un az keşfedilmiş yerlerinde; bazı haftasonları da evimizde dostlarımızla, ailemizle neşeli soframız etrafında buluştuk.

5. Ufak tefek şeyleri saymazsak genel olarak ailecek sağlıklı bir yıl geçirdik diyebiliriz. Ayrıca bu yıl OBH 2 yaşına; minik adamım Tuğra 3 yaşına girdi. Tatlı kızımız Beril Zeynep dünyaya geldi ve ben ilk kez teyze de oldum.

Ben de aynı soruyu sizlere soruyorum;

İlk gördüğüm andan beri sanki yıllardır onu tanıyormuşum gibi hissettiğim adaşım Yasemin,

Birbirimizi yüzyüze hiç görmesek dahi fikren süper anlaştığım, bana güvenip içimde gizli kalmış bir eski dosta hayat verdiği için sevgili patronum (!!!!) Ferah,
Yazdıklarını okurken içinde kaybolduğum, sanki kızkardeşimmiş gibi yakın hissettiğim açık sözlü, eleştirel bakışına çok güvendiğim, hayata sımsıkı tutunmuş süper anne süper eş Dijlem,

Blog alemindeki can yoldaşım, habercim, yüreği tertemiz kendi sımsıcak Betülcüm,
Tarihin derinliklerinde kalmış çocukluğumun ( civciv ) birkaç tanığından biri, yıllar sonra birbirimizi yeniden buluşumuza şükrettiğim, içten, samimi, asla sıkmayan, olduğu gibi kabul etmesini bilen, eleştirmeyen, birlikteyken vaktin akmamasını dilediğim, tanıdığım baykuşların en uğurlusu Banu,

Sizler için 2009 yılı neden iyi geçti bakalım, siz de yazın okuyalım.



25 Aralık 2009 Cuma

Portakallı Revani

Son zamanlarda blogumu güncelleme sıklığımı azaltmış olsam da vakit bulabildiğim her an aklıma gelen ilk durak burası. Kitap mı okusam, biriken ütülerimi mi yapsam yoksa mutfakta yeni tarifler mi denesim diye düşünürken bir bakıyorum blogu açmışım yazamasam da harika tariflerle yılbaşına hazırlanan blogları geziniyorum. Bizim bu yıl yılbaşı için herhangi bir planımız yok, zaten genel olarak da yılbaşının kutlanması gereken özel bir gün olduğunu düşünenlerden değilim. Sonuç olarak yılın herhangi bir gününden hiçbir farkı da yok. Sadece yeni bir başlangıç olması sebebiyle yeni bir heyecan oluyor, hepsi bu. Bu yıl da diğer yıllar gibi yine evimizde ailecek olacağız. Özel birşeyler yapar mıyım onu bile düşünmedim henüz. Şeker dedemiz hala hastanede, durumu çok da iyi denilemez. Hal böyle olunca da kutlama yapılacak bir vaziyetimiz de yok. Belki küçük adamı neşelendirebilmek adına keyifli birkaç şey hazırlarım. Bu yıl o kadar yeni yıl modundan uzakta kaldık ki yılbaşı ağacımızı bile çıkarıp da kuramadık. Yavru kuş her yerde gördüğünde heyecandan deli olduğu ağacı evde kuracağız diye beklerken yeni yıl da geldi çattı. Artık bu saatten sonra da hiç çıkarmayı düşünmüyorum, kısmetse seneye daha iyi bir yıl ümidiyle kurarız ağacımızı.

Yılbaşı gecesi için henüz menü yok aklımda. Öyle hindili falan bir tarif de asla benden çıkmaz zaten. Hem yenmez hem de öyle marifetli bir hatun değilim henüz. Menümüz belli değil ama tatlımız Portakallı Revani olacak, buna karar vermiş bulunuyorum. Kurban Bayramında büyük adam Şeker dedenin yanına Trabzon' a gittiğinde bizim de küçük adamla kayınvalidemde kaldığımızdan bahsetmiştim. Bu şahane portakallı revani de işte o zamandan. Bildiğimiz klasik revani pek benim ağzı tadıma uyan bir tatlı değildir, daha doğrusu şerbetli tatlılar benim tercihim değildir. Ama bu kuralı bozacak kadar güzel bir lezzeti var bu portakallı revaninin. Gazeteden tarif bulup da denemekten asla çekinmeyen kayınvalidemin ellerinden çıkan bu harika lezzeti burada da paylaşmak istedim. Niyetim kendim yapıp bloga eklemekti ama bu aralar gün ışığını yakalamak mesele. Hazır elimde de yapılmışı, fotoğraflanmışı var iken, önümüz de yılbaşı iken beklemek istemedim. Yılbaşı gecesi için şerbetli tatlı denemek isteyenlere fikir verir belki.

Portakallı Revani

Malzemeler
4 yumurta
4 kahve fincanı toz şeker
4 kahve fincanı un
4 kahve fincanı irmik
4 kahve fincanı yoğurt
2 adet portakal kabuğu rendesi
2 kahve fincanı sıvıyağ
2 kahve fincanı portakal suyu
kabartma tozu

Şerbeti için
3 su bardağı toz şeker
2 su bardağı su
1/2 limon suyu

Hazırlanışı:
1. Şerbeti için şekeri ve suyu tencereye alıp kaynatın. İndirmeye yakın limon suyunu ekleyip ocaktan alın soğumaya bırakın.
2. Yumurtaları ve şekeri çırpın.
3. Geri kalan tüm malzemeleri ilave edip karıştırın.
4. Yağlanmış bir tepsiye ya da cam fırın kabına döküp önceden ısıtılmış 175 derecede fırında 45 dk. pişirin.
5. Fırından çıkarıp üzerine şerbeti dökün ve üzerini kapatın.
6. 4 saat hiç ellemeden dinlendirin. Dilimleyip üzerini hindistancevizi ile süsleyip servis yapın.

Afiyet olsun.

21 Aralık 2009 Pazartesi

Tavuklu Bulgurlu Gül Böreği

Geçtiğimiz haftaya nazaran bu hafta daha az yoğunum. Yani blogu bu denli boşluyor olmamın suçunu işe güce atamayacağım. İşe ilk başladığım haftaya göre biraz daha düzene girmiş ve programı oturtmuş olduğum halde bloga sıra gelmiyor yine de. Önceden gündüzleri öğle uykusuna yatan küçük adam artık biraz büyüdü ya öğle uykusunu rafa kaldırdı. Hal böyle olunca benim de gündüz ekran başına geçip kahvemi de elime alıp keyif yapma imkanım olamıyor ne yazık ki. Bir de ertesi gün evde olmayacaksam yemek pişirmekten başkaca da birşey yapamıyorum zaten. Beni tüm gün mutfakta gören de sanır ki evde 5 öğün yemek yeniyor. Kim yiyor tüm bu pişenleri bilmiyorum ama mutfakta hayat çok yoğun işliyor. Bu durumdan hiç şikayet ettiğim yok ama bir de diğer ev işlerini birileri yapsa benim yerime ne kadar da hoşuma gider. Mutfakta geçirdiğim her dakika bana terapi gibi gelirken evin diğer kısımları için maalesef aynı şeyi söyleyemiyorum. Ne var ki hayat sadece sevdiğimiz şeylerden ibaret değil, mecburiyetler de bizi bekliyor.

Bu tavuklu bulgurlu börek yazsonunda yaptığım bir deneme sonucudur. Kesinlikle çok keyifle yediğimiz bir börek olmuştu. Eğer sizin evinizde de tavuk yemeyi sevmeyen birileri var ise bu şekilde gizli saklı yöntemlere başvurmak durumunda kalıyorsanız çekinmeden yapabilirsiniz. Sonuç herkesi memnun ediyor çünkü; seveni de sevmeyeni. Hem içindeki bulgurdan dolayı da oldukça besleyici, çocukların beslenme çantaları için çeşit arayan annelere de duyurulur.


Tavuklu Bulgurlu Gül Böreği

Malzemeler:
2 adet yufka
1 adet haşlanmış tavuk göğsü
1 çay bardağı bulgur
bir tutam maydanoz
2 adet yeşil biber
karabiber, pulbiber, kekik, tuz
üzeri için susam, çörekotu

sosu için:
1 su bardağı süt
1 adet yumurta
1 çay bardağı sıvıyağ
tuz


Hazırlanışı:
1. Tavuk göğsünü haşlayıp minik minik doğrayın
2. Bulguru yıkayıp haşlayın.(bulgur yerine eğer evde akşamdan kalmış pirinç pilavınız varsa onu da kullanabilirsiniz)
3. Tavuk göğsünü ve bulguru tavaya alıp az yağda soteleyin.
4. İçine ince doğranmış yeşil biberleri ve maydanozları da ekleyin.
5. Tuzunu, biberini, kekiğini de katıp soğuması için bir kenara alın
6. Diğer tarafta sosu için sütü, yumurtayı, sıvıyağı ve tuzu karıştırın.
7. Yufkaları üst üste koyup 4 eşit parçaya bölün.
8. Üçgen haline gelmiş her bir yufkanın üzerine önce fırça yardımıyla sostan sürüp geniş kısmına bulgurlu tavuklu iç harçtan koyun.
9. Çok sıkı olmayacak şekilde rulo yapın ve bir ucundan başlayıp içe doğru kıvırarak gül şeklinde sarın. Bittiği noktayı altta sıkıştırın ki açılmasın.
10. Fırın kağıdı serilmiş ya da yağlanmış tepsiye börekleri yan yana dizin. Üzerine sostan sürün. Susam ve çörekotu serpin.
11. Önceden ısıtılmış 180 derecelik fırında üzeri kızarıncaya kadar pişirin.

Ilık ya da sıcak olarak servis yapın.

Afiyet olsun.

13 Aralık 2009 Pazar

Elmalı Kurabiye


Baktım böyle ayrı gayrı olmayacak bu gece küçük adamı yatırır yatırmaz ilk iş ekranın başına geçtim. Bloga yazmadığım günler sanki bir suç işlemişim gibi kötü hissediyorum kendimi nedense. Yapılması gereken en zaruri işleri halledip de blogu o sıralamaya sokamayınca haliyle biraz gerildim son günlerde. Eskiden beri günlük tutmaya alışkın bir bünye hele de bunu artık onlarca okuyucu eşliğinde yapınca arsız oldu. Yazamayınca hırçın; engel olanlara kızar oldu. Elbette engel olan falan yok, lafın gelişi öyle diyorum. Fakat yarı zamanlı da olsa evden çıkıyor olmak fazlasıyla bir organizasyon gerektiriyor. En önemlisi de küçük adamı o gün kimin bakacağına karar vermek; sağolsun babaannesi ve anneannesi şimdilik dönüşümlü geliyorlar. Tabii Neslihan teyzemizi de unutmamak gerek. İşini gücünü bir şekilde halledip gelip seve seve oğluşuma bakıyor. Şu kışı hayırlısı ile bir atlatalım kısmetse tekrar yuvaya başlayınca herkesin üzerindeki sorumluluk da bir nebze hafifleyecek. En çok da ben hafifleyeceğim; zira herkesin vaktini zorla alıyormuşum gibi bir his yaşıyorum ki inanın bu en zor kısmı benim için. Elbette kimsenin öyle zorla birşey yapmadığını, seve seve can-ı gönülden destek olduğuna da eminim.
Küçük adamın ben evde yokken ne yiyeceği, ola ki yemedi ise yedek olarak ne yiyebileceği; bunun yanısıra yedirme ve kandırma teknikleri ( !!! ) sürekli organizasyon gerektiriyor. İnternet kullanmasını bilen teyzemiz için ekrandan birkaç atraksiyonlu görüntü eşliğinde yedirebilmek mümkün olurken anneannemiz için en kolay menü köfte yoğurt ikilisi hazır ediliyor. Zaten son zamanlarda süper iştahsız dönemini geçiren küçük bey de bu aralar fiks menü köfte - yoğurt yiyor. Akşam geç gelebileceğim ihtimali ve küçük beyin tüm gün evde olmadığım için yapabileceği tüm nazlara vakit ayırabilmem için sabahın kör karanlığında kalkıp yemeğimi hazır etmem gerekiyor. Evde sebze varsa ne ala; yoksa akşam dönerken market kolaçan ediliyor, tüm aile fertleri için müşterek bir menü oluşturuluyor. Çamaşırı, bulaşığı, ütüyü, evin düzenini vs. hiç saymıyorum. Hepsi için hiç oturmadan yatana kadar koşturmaca tam gaz devam.
Şikayetçi miyim, hayır asla değilim. Özlemişim sabah işe gitmek için uyanmayı, öyle ki Cumartesi sabahları sımsıcak yatağımdan çıkıp küçük ve büyük adamımı uyurken bırakıp işe gitmek bile beni zorlamıyor. Hiç bilmediğim bir sektörde yeni insanlar tanımak ve kendimi farklı alanlarda geliştirmeye çalışmak hoşuma gidiyor. Uzun aradan sonra tekrar çalışıyor olmaktan, bir çarkın dişlişi olabilmekten son derece mutluyum... Özlemişim...
Eveeeet kısa bir iç dökmenin ardından elmalı kurabiyelerime geldi sonunda sıra. Herkesin vardır mutlaka bir elmalı kurabiye tarifi; aşağı yukarı birbirine benzer hepsi. Benim de annemden aldığım bir tarifim vardı. Fakat onu yapmak nedense kısmet olmadı. Bu elmalı kurabiyeleri de geçtiğimiz ay Sevgili Ufuk' ta görünce '' Sıradaki tarif işte bu olacak '' dedim kendime. Çünkü tam da benim sevdiğim gibi tarif etmişti kurabiyesini, hamuru yumuşak değil gevrek, ağızda dağılan bir elmalı kurabiye. İşte beni cezbeden kelimeler bunlar oldu; gevrek ve ağızda dağılan. Hele de dondurucuda beni bekleyen hazır elmalı iç harcım varken hiç vakit kaybetmeden yapıverdim. Ben iç harcım az olduğu için yarım ölçü yaptım ama tarifi aynen yazıyorum buraya.
Malzemeler:
Hamuru için
*250 gr tereyağı (oda sıcaklığında )
*yarım su bardağı zeytinyağı,
*3 çorba kaşığı toz şeker,
*1 yumurta
*1 çorba kaşığı yoğurt
*1 paket kabartma tozu
*Aldığı kadar un
iç harcı için
*4 adet orta boy golden elma
*3 çorba kaşığı toz şeker
*1 su bardağı kadar küçük parçalara bölünmüş ceviz
*2 tatlı kaşığı tarçın
Yapılışı:
1.Elmaların kabuklarını soyup rendeleyin ve bir tavaya alın, şeker ilave edip pişirmeye başlayın. Elmalar suyunu çekene kadar pişirdikten sonra tarçın ve cevizi ilave ederek bir iki karıştırıp, ılınmaya bırakın
2.Hamurun malzemelerini karıştırarak güzelce yoğurun. Hamur kulak memesi yumuşaklığında fazla sert olmayan bir hamur olacak.
3.Hamuru merdane yardımı ile unlanmış tezgahta yarım santim kalınlığında açın ve ağzı genişçe bir bardakla yuvarlaklar kesin.
4.Her bir yuvarlağın içine birer kaşık elmalı iç harçtan koyduktan sonra, hamuru ortada kapatın ve birleştirme yeri alta gelecek şekilde yağlı kağıt serili fırın tepsisine yerleştirin.
5. Önceden 180 derecede ısıtılmış fırında 15 -20 dakika kadar kurabiyelerin üstleri hafif pembeleşmeye başlayıncaya kadar pişirin.
6.Kurabiyeler soğuduktan sonra üstlerine pudra şekeri serperek servis yapın.
Afiyet olsun

10 Aralık 2009 Perşembe

Hayat Akarken...

Öncelikle dedemizi merak edip mesaj atan, yorum yazan herkese ayrı ayrı teşekkür ederim. Çok şükür bu akşam İstanbul' a dönüyor Şeker Dede. Tam olarak sağlığına kavuşamamış olsa da kısa sürede toparlayacağını umuyoruz.

Bana oldukça uzun gelen bir süredir de ekranın başına geçemiyorum maalesef. Meğer ne kadar özlemişim blogumu, yazmayı ve paylaşmayı. 1 hafta önce part time bir işe başladım. Adı part time ama tüm zamanımı alıyor gibi şimdilik. Hem evi, hem Tuğra' yı hem de işi aynı anda idare etme durumu ilk anda beni biraz gerdi. Bakalım zamanla bir düzen oluşturup kendi doğru yolumuzu bulacağız umarım. Çalışan annelere olan saygım bir kat daha arttı bu vesileyle. Daha yolun çok başındayım biliyorum ama küçük adam benim için tüm işlerden tüm kariyer fırsatlarından daha öncelikli olduğundan yolun gidişatını da o belirleyecek biraz.

Hal böyle olunca bloguma ayıracak pek vaktim kalmıyor haliyle. Ancak yemek yapıp, evi düzene sokup, çamaşırı bulaşığı halledip küçük adam uyuyunca da kendimi yatağa zor atıyorum. Anne olmadan önce iş hayatı hiç de öyle abartılacak birşey değilmiş meğerse. İş asıl annelikmiş. Mesai saatleri olmayan, duru durağı olmayan, tatili olmayan iş annelik. Blog için de arşivde onlarca tarif bekliyor ama biraz konsantre olmam gerek. Görüşmek dileğiyle...

4 Aralık 2009 Cuma

TuzBiber Dergisi Aralık Sayısını Okudunuz mu ?


Bu ay TuzBiber Dergisi yine dopdolu. Geçtiğimiz 2 aydır derginin konuğu ile röportajı ben yapıyorum. Sağolsun Ferahcım bana güvenerek bunu benden rica etti, ben de gayet gazeteci havalarında sorular hazırlayıp yayına hazırlıyorum. Bu ayki konuğum da ciddi ciddi yazar olunca soruları hazırlarken oldukça özendim. Kim miydi konuğum? Mutfakta Zen blogu yazarı Sevgili Tijen İnaltong. Sorularıma verdiği içten cevapları ve birbirinden güzel 5 tarifi merak ediyorsanız mutlaka dergiye bir göz atın. Ayrıca bu ay üzerimizdeki yükleri nasıl atarız diye de biraz tavsiyelerde bulundum hanımlara, bakalım beğenecek misiniz? Daha neler neler var bakın bakalım.
Keyifli okumalar....
Not: Bu arada mesaj yollayarak ve yorum yazarak dedemizin sağlığını soran herkese teşekkürler, çok şükür yoğun bakımdan normal odaya geçti ama hala hastanede. İnşallah en kısa zamanda da aramıza dönecek. Herkese sağlıklı bir haftasonu diliyorum...

25 Kasım 2009 Çarşamba

Akşam Yemeği Menüsü

Birlikte olmaktan en çok hoşlandığım, beraber masaya oturup yiyip içip sohbet etmeyi en çok sevdiğim, kendileri için hazırlık yapmaktan en çok keyif aldığım kişiler elbette her zaman ailem oluyor. Geçtiğimiz hafta bu akşam yemeğini de küçük adamımın babaannesi, dedesi, halası, eniştesi ve büyük amcası için hazırladım. Küçük adam büyük bir ailenin ferdi olmaktan her zaman inanılmaz mutlu oluyor, istiyor ki her an birlikte olalım. Fakat biraz fazla ilgiden olsa gerek şımarmanın dozunu tutturamıyor çoğu zaman.

Çok keyifli geçen bu akşam yemeğinin hemen ertesinde geçtiğimiz Pazar gecesi memleketten gelen bir haberle hepimiz çok endişelendik. Eşimin dedesi, küçük adamın tabiri ile Şeker dedemiz maalesef beyin kanaması geçirmiş Pazar günü, yalnız başına Rize Ardeşen' de olduğundan ve yanında kimse olmadığından burda elimiz kolumuz bağlı haber beklemek çok zor geldi. Özellikle dedesine çok fazla düşkün olan eşim ne kadar belli etmese de o günden beri çok üzgün. Yarın öğleden sonra bayram tatili fırsat bilip Trabzon' a gidecek. Dede Trabzon' da beyin ameliyatı geçirdi ve halen yoğun bakımda. Hepimiz burda onun tekrar sağlığına kavuşması için dua ediyoruz. Bayramı babamız yanımızda olmadan geçireceğimiz için içimiz biraz buruk ama Şeker dede yeter ki iyi olsun.



Neyse bu hafta başından beri elim hiç klavyeye gitmedi, içimde hep bir sıkıntı vardı. Yarın babamız havaalanına giderken bizi de babaanneye bırakacak, bayramda hep beraberiz. Ben de bayramdan önce bu akşam yemeği masamızı paylaşayım istedim.



Menüde neler vardı ?



Ezogelin Çorbası


Kabak Sefası


Salçalı Biftek


Fırında Kremalı Patates ( bu defa sadece krema ile yaptım, kaşar eklemedim )


Tel Şehriyeli Pirinç Pilavı

Buharda Haşlanmış Sebze Salatası ( brokoli, brüksel lahanası, kırmızı biber )

Zeytinyağlı Barbunya


Biber Kızartması ( kızartma dediğime bakmayın içinde sadece 1 yemek kaşığı sıvıyağ var, tencerede bol domates sosu ile yumuşadı sadece. Fakat lezzet olarak kızartmadan hiç farkı yok. Genelde Actifry ile yapıyorum ama bu defa teflon tencerede yaptım )


Şekerpare


İnsan ailenin değerini, önemini böyle hastalıklar olunca daha da iyi anlıyor. Sevdiklerimize daha fazla zaman ayırıp, onlarla daha sık biraraya gelmek için fırsat yaratmalıyız. Bayramlar da en güzel fırsatlar bence birlikte vakit geçirmek için. Herkese iyi bayramlar diliyorum; bol ziyaretli, az tatlılı çok sohbetli bir bayram geçirmeniz dileğiyle.




19 Kasım 2009 Perşembe

Pırasalı Kiş


Bir yemek dergisinin arka kapağında Dr. Oetker tarifi olarak gördüğümden beri bu kiş aklımdadır. Ha yaptım ha yapıcam derken aylarca mutfakta beni beklemiştir dergi. Yapıldıktan sonra da aylarca arşivde beklemek zorunda kaldı, onu daha fazla bekletmeden, hazır pırasanın da tam mevsimi iken yayınlayayım dedim. Benim gibi pırasayı pek sevmeyenler için bile keyifli bir kiş oldu.
Malzemeler:
Üst malzeme:
500 gr pırasa
2 yemek kaşığı sıvıyağ
tuz, karabiber, pulbiber
Hamur:
2,5 su bardağı un ( tarifte böyle geçiyor ama ben daha fazla ekledim hamur kıvama gelene kadar )
kabartma tozu
1,5 çay bardağı eritilmiş margarin
1 çay bardağı yoğurt
tuz
Üzeri için :
2 yumurta
1/2 çay bardağı süt
1,5 su bardağı kaşar peyniri rendesi
karabiber
Hazırlanışı:
1. Pırasaları yıkayıp temizleyip ince halkalar halinde doğrayıp kısık ateşte sıvı yağ ile 10-15 dk. kadar soteleyin
2. Ocaktan alıp tuzunu, karabiberini, pulbiberini ekleyip karıştırın ve soğutun.
3. Hamuru için unu ve kabartma tozunu karıştırıp üzerine eritilip soğutulmuş margarini, yoğurdu, tuzu ekleyip yoğurun.
4. Hamuru tart kalıbınızın içine kalıbın kenarlarını da saracak şekilde yayın.
5. Üzerine pırasalı karışımı dökün.
6. Yumurtaları süt ile çırpıp tartın üzerine dökün.
7. Önceden ısıtılmış 170 derecede fırında yaklaşık 25-30 dk kadar pişirin.
8. Pişirmenin son 5 dakikasında üzerine kaşar rendesini yayın.
9. Fırından alın ve ılık servis yapın.
Afiyet olsun.

15 Kasım 2009 Pazar

Çavdar Ekmeği

Bir Pazar sabahına mis gibi ekmek kokusuyla uyandınız mı hiç siz ? Biz bu sabah işte öyle bir sabaha uyandık. Cuma günü Sinangil' den gelen hediye paketindeki ekmek karışımlarını dün anneme giderken götürmüştüm. Henüz mutfakta bir ekmek makinesi sığdıracak yer bulamadığımızdan bizde ekmek makinesi yok. Ama anneme her gidişimizde sabahları bu iştah kabartan kokuyla uyanmak bizi oldukça zorluyor. Yakında mutfakta bir devrim gerçekleşecek sanırım.

Bu sabah annem erkenden kalkıp makineyi çalıştırmış. Ekmek makinesinin otomatik ayarlama modu olmasına rağmen annem işte sabahın köründe kalkıp kendi elleriyle çalıştırmış. İnanır mısınız ev ahalisini yataklarından kaldıracak kadar enfes bir koku yayılmaya başladı sabah. Mutfağın kapalı balkonunda olmasına rağmen makineden gelen koku tüm evi sarmıştı. Öyle ki normalde herkesin kahvaltı masasına teşrifini sağlamak pek o kadar kolay olmasa da ekmeği sıcak sıcak yemenin aşkına erkenden masa başındaydık. Haliyle 6 kişilik aileyi doyurmaya yetmedi. '' Keşke köy ekmeğini de akşamdan yapsaymışız '' diye hayıflandık. Artık onu da bir dahaki yatıya gidişimizde yapıp fotoğraflamak için anlaştık. Napalım biz alana kadar pişirmek annemin makineden fotoğraflar benden.

Bu arada Sinangil' in özenle hazırlanmış paketinde neler vardı neler; Çavdar ve Köy ekmeği unları; sade, limonlu, fındıklı ve vanilyalı Kekunları; Kepekli un; mantılık, böreklik, baklavalık unlar. Zaten tanıdığım ve tercih ettiğim bir marka olan Sinangil' in daha önceden denemediğim kekunlarını ve kepekli ununu denemek için sabırsızlanıyorum. Hala rejimdeyim ama fırın göreve devam ediyor bizim evde. Bu arada firmaya da sordum ama sizlere de sormak istiyorum, bu mantı unu ile illa ki mantı mı yapılmalı ya da baklavalık un ile kek olmaz mı? Yani bu unlar sayesinde yakında mantı yapıp, baklava açarsam hiç şaşmayın.

Sinangil firmasına bu güzel jesti için çok teşekkürler ediyorum. Firmaların blogların reklam ve tanıtım gücünün bu kadar farkında olmaları çok güzel; çünkü biz hanımlar beğenmediğimiz hiçbir ürünü laf olsun diye övmeyiz. Ve eğer öneriyorsak gerçekten denemeye değer demektir. Ben Sinangil 'in şimdiye kadar sadece normal beyaz unlarını ve ekmek karışımlarını denemiş biri olarak en yakın zamanda diğer ürünleri de deneyip fikirlerimi paylaşacağım. Bu arada sizler de Sinangil unları ile denediğiniz kendi keşfiniz olan özel tariflerinizi lezzet@sinangil.com.tr adresine gönderebilirsiniz. Böylece sizin adınız, blogunuzun adı ve sizin belirlediğiniz özgün tarif ismi ile birlikte çok daha geniş kitlelere ulaştırabilir firma da.

Haa bir de unutmadan gelen pakette minik adamımı da çok memnun eden bir şey vardı ki, muftak önlüğü. Yavru kuşum zaten ben ne zaman mutfağa girip de önlüğü taksam yanıma gelip '' Tuğra tak anne '' diye önlük merakını belirttiği için bu önlüğü hemen sahiplendi. Tam da boyuna göre olunca birkaç saat aynen böyle fotoğrafta gördüğünüz yüz ifadesi ile dolaştı evin içinde. Dilinde de Baby Chef melodisi keyfine diyecek yoktu.

Sinangil' e bir kez daha teşekkürlerimi gönderiyorum bu sabah tüm ailemi mis kokulu ekmekleri ile uyandırma fırsatı verdikleri için ve de minik adamımı böyle gülümsettikleri için.





13 Kasım 2009 Cuma

Uzun Aradan Sonra Mimmm

Beni takip edenler bilir ki ben sever(d)im mimleri cevaplamayı. Fakat sanırım son zamanlarda biraz değişti durum, artık o kadar da hoş gelmiyor bana, sanki hatıra defteri gibi ama olsun. Bu defaki mim çok sevdiğim DİJLE' cimden gelmiş, iki elim kanda olsa yine cevaplarım onun sorularını. Bu ekrandan da olsa elektriğini, sevgisini hissettiğim birkaç kişiden biri Dijle. Hem bayılıyorum onu okumaya hem de sanki kardeşimmiş gibi yakın hissediyorum ona kendimi. Sanırım içindeki insan sevgisi, ailesine kızına eşine bağlılığı beni çok etkiliyor. Kendimi buluyorum belki bu özelliklerinde kim bilir. Neyse gelelim sorulara...



Bloguna neden bu ismi verdin ?



Aslında çok düşündüm tek kelimelik bir ismi olsun istedim ama içime sinmemişti o dönem hiçbiri. Sonra sadece yemek değil de herşeyden bahsedeceğim bir blog olmasını istediğimden ismi böyle oluverdi. Çok da uygun oldu bence, ordan burdan hayattan herşeyden yazdığım için adını hakediyor sanki blogum.



Bloguna yazarken star tribiyle olmazsa olmaz dediğin şeyler var mı?



Yok öyle triblerim falan, zaten hayatta da öyle trib yapacak insan değilim. Neysem o. Fakat şöyle gönlümce yazabilmem için mümkünse küçük adamın uyuyor olması tercihimdir. Yoksa kendimi suçlu hissederiim onun vaktinden çalıyormuşum gibi. Bir de büyük adam sıkılmadan birşeyler ile meşgulse ( kitap, televizyon, gazete vs. ) ona karşı da rahat olurum. Ehhh yanımda da bir fincan nescafem olur genelde. Benim tribim de bu kadar işte.



En son aldığın garip şey nedir?



Kova burcuyum, mantıklıyım öyle garip şeyler pek almam açıkcası. Çok düşündüm ve bulamadım :))



Şeker gibi olduğun anlar ?



Ne biliyim bana kalsa pek şekerli ( !!! ) bir tip değilim, çevremdekilere sormalı ne zaman şeker gibi olduğumu.



Arkadaşım artık sorma dediğin şeyler ?



Çok fazla özel hayatımıza dair sorular, sıkıntılı anlarda sorular her türlü sorular ve olur olmaz her yerde beni merak edip arayan annemin '' neredesin '' sorusu. Eeee annecim artık ben de bir anneyim merak etme beni bu kadar, rahat ol.



Aynaya bakınca gördüğün ?



Yılların geçtiğini ve artık yavaş yavaş yol aldığımı fark ediyorum son zamanlarda. Onun dışında zaten aynalara pek bakan biri değilim ki, kendimle barışık biriyim.



Kendini okutan blog dediğin ?



Yemek blogları için ise öncelikle fotoğrafları çekici olmalı. Sonrasında farklı ve kendine has bir büyüsü olmalı blogun. Ama herşeyden önemlisi doğru Türkçe kullanmalı. Madem bu işi yapıyorsun hakkını vereceksin.

Yemek blogları dışındaki bloglar da ise önemli etken konu çeşitliliği, sürekli dönüp dolanıp aynı çerçevede yazılar olmaması, farklı öneriler sunması. Bir de tarifini bilmiyorum ama bir şekilde blog sahibiyle aramda oluşan elektrik de beni çekiyor o bloga. Merak edip mutlaka bakıyorum ne halde diye, niye sesi çıkmıyor diye.



Bu blog sahibesiyle karşılaşabileceğiniz yerler ?



Öncelikle marketlerde, parklarda çok sık görebilirsiniz kendisini. Haftasonları Özgürlük Parkı, Caddebostan sahilde yürüyüş yaparken; ya da alışveriş merkezlerinde özellikle Esse, Paşabahçe, Mudo Concept, Tepe Home mağazalarında dolanırken. Oralarda kendini kaybetmiş birine rastlarsanız o benim:))) Bir de kitapçılarda görebilirsiniz beni, bu aralar çocuk kitapları reyonlarındayım daha çok.

İşte benim cevaplarım böyle, dileyen tüm arkadaşlarım cevaplayabilir bu mimi.

Sevgiler



11 Kasım 2009 Çarşamba

Bizim Usul Makarnadan Tarifler

Eveet aylar öncesinde taa Ramazan ayında çekimlerini yaptığımız tarifler artık yayınlanmaya başladı. BURAYA tıklayarak DEVLETŞAH' ın birbirinden renkli konuklarıyla gerçekleştirdiği tarifleri izleyebilirsiniz. Nacizane bendeniz de Hamurlu Yeşil Mercimek Çorbası tarifim ile karşısındayım. Kendimi izlemek çok komikti, hatta dayanamadım bile. Heyecandan hiç kendim gibi olamamışım sanki, yoksa ben bu muyum:)))

Sevgili Devletşah ile birlikte yaptığımız çorbamızı izlemek isterseniz hemen buyrunuz. Lütfen yorumlarınızı da yapmayı unutmayınız.

Bu arada öncelikle beni de konuk olarak çağırdığı için Sevgili Devletşah' a sonra da bu güzel organizasyon için SELVA MAKARNA' ya teşekkür ederim.

8 Kasım 2009 Pazar

3 Çocuklu Bir Pazar Sabahı Kahvaltısı

Eveeet sıradan devam ediyoruz listemize, listede bu hafta büyük adamın asker arkadaşları vardı. Sevgili Tolga, eşi Kezban ve oğlu Tuna ; Talat, eşi Tülay ve minik prensesleri Tuğçe konuklarımızdı. Bir de unutmadan Kezban' ın karnındaki 6 aylık minik prens vardı.

Malum liste uzun olunca fazla ara vermeden ilerlemek gerekiyor, biz de uzun zamandır ağırlamak istediğimiz arkadaşlarımız için bir Pazar kahvaltısı hazırlayalım istedik. En son Tolga ve Kezban' ın evine 6 ay önce konuk olduğumuzda Kezban bizleri inanılmaz bir sofra hazırlamıştı. Ben yine akşam yemeği daveti yerine en sevdiğim öğün olan kahvaltıda ağırlamak istedim konuklarımızı. Bir de konuklar içinde 2 de çocuk olunca çocukların en mülayim saatlerinin sabah saatleri olduğunu bilecek kadar tecrübeli bir anne olduğum için en sevdiğim sanırım.

Bu sabah kahvaltı menümüzde:

* Kahvaltılıklar
* Sosisli Rulo Milföy Börekler
* Elma Patates Dilimleri ( Actifry ile pişirdim )
* Közlenmiş kırmızı biber
* Acılı domates sosu
* Lor peynirli ve cevizli yufkalı kol böreği ( fotoğrafı yok ama en yakın fotoğraflı tarif gelecek )
* Frambuazlı damla çikolatalı parfe

Sosisli rulo Milföy börekler özellikle çocukların çok sevdiği lezzetlerden olduğu için genelde çocuklu davetlerde tercih ediyorum. Aslında bizim eve pek sık girebilen bir yiyecek değil sosis ( malum sağlıklı olmadığını artık hepimiz biliyoruz, hele ki son zamanlardaki GDO mevzuu çok ayrı bir postun konusu ) fakat nadiren de olsa alıyorum. Küçük adam da her çocuk gibi böyle pis ( !!! ) şeyleri maalesef ki seviyor. Alırken de mutlaka çok güvendiğim birkaç markanın ürünlerini tercih ediyorum. Küçük adamın Pınar aşkından çoook önceden bahsetmiştim o yüzden genelde de bu marka Pınar oluyor.


Frambuazlı damla çikolatalı parfe de havaların güzel gidiyor olmasından cesaret alıp denediğim bir tatlı oldu. Koca yaz yapmayıp da kışa günler kala yapmış olmam hayretlik birşey diye düşünmeyin, bugünkü sıcak havada iyi gitti. Tarifi yakında gelir.


Bizim haftasonu kahvaltılarımızın vazgeçilmezi kaymak elbette baş köşede. Ben asla ağzıma sürmem ama büyük adam da bayılır. Çarşambaları Aysun hanımdan gelen sütten topladığım tüm kaymakları bir güzel indiriyor mideye, ama bu defa marketten hazır maalesef. Bu kahvaltı sofrasında meyve tabağını da unutmak istemedim, malum domuz gribine karşı bol bol meyve tüketmemiz gerek.



Yaz sonu yaptığım ve keşke çok daha fazlasını yapmış olsaydım diye hayıflandığım acılı domates sosu ve yine büyük adamın vazgeçilmezi tahin helvası. Ben kilo vermeye çalıştıkça etrafımda hep bu bu kilo aldırıcılar dolaşıyor aman Allahım...


Son olarak da reçeller, onsuz asla bir kahvaltı masası düşünülemeyen Nutella' mız ve yine yine yine büyük adamın meşhur Üzümlü Ballı Fındık Ezmesi.

Uzun masa başı keyfi yaptığımız ve sonrasında da çocukların tüm haylazlıkları eşliğinde bolca muhabbet ettiğimiz keyifli bir Pazar sabahı kahvaltısıydı. Başta Tuğra oyuncaklarını pek paylaşmak istemeyip biraz huysuzluk etmiş olsa da günün sonunu iyi toparladı. Arkadaşlarını öperek kapıdan uğurlarken '' Yine gel '' demeyi de ihmal etmedi benim yaramaz, huysuz ama dünya tatlısı küçük adamım.
Veee sıradaki hazır mısın? Kim mi? Listemde uzun zamandır sabırla sırasını bekleyen Bayan Baykuş'um. En kısa zamanda inşallah...
Herkese sağlıklı, bol kazançlı, neşeli bir hafta diliyorum.



6 Kasım 2009 Cuma

Fıstıklı Kakaolu Muffin / PDÇS-47 Etkinliği


Çok uzun zaman olmuş herhangi bir etkinliğe katılmayalı. TuzBiber Dergisi etkinliğini saymıyorum tabii, artık orada yazdığım için belki de, keyifle yapıyor olmamım dışında o bir anlamda da sorumluluk gibi geliyor bana. Bu haftanın başından beri rejimdeyim henüz hiç liste dışı bir şey yiyip de bozmadım. Hatta bu muffinlerden bile bir tane olsun ağzıma sürmedim. Pazar akşamı küçük adam için pişirdim ama kokusu, görüntüsü beni çok zorlasa da bu defa kararlıyım kilo vermeye. Sanırım şimdiye kadar pişirip de ağzıma tek lokma koymadığım ilk kek olarak tarihe de geçmiştir bu muffinler.

Küçük adam ne zaman markete ya da bakkala girsek mutlaka hazır keklerden istiyordu bir süredir hani topkek şeklinde porsiyonluk olanlardan. Benim evde yaptığım kekleri de ağzına sürmüyordu, ben de bu defa bari muffin yapayım da görüntüsü belki cezbeder dedim. Gerçekten de öyle oldu, kalıptan çıkartıp dilimlediğim keke pek yanaşmazken böyle şekilli olunca hemen sıcak sıcak yedi.

Tarif daha önceden yaptığım Çikolatalı Muffin tarifi ile aynı aslında, sadece bu defa çikolata yerine toz fıstık kullandım.

Malzemeler: ( 15 adet muffin için )
2 su bardağı un
1 paket kabartma tozu
1 paket vanilya
1/2 çay kaşığı tuz
3/4 su bardağı toz şeker
3 yemek kaşığı kakao
1 adet yumurta
250 ml süt
1/3 su bardağı süt
3 yemek kaşığı toz fıstık
2 yemek kaşığı çikolatalı süsleme şekeri ( üzeri için )
2 yemek kaşığı pudra şekeri ( üzeri için )

Yapılışı:

1. Fırını 150 dereceye ayarla. Muffin kalıplarınızı tepsiye dizin ya da kağıt kalıp kullanacaksanız muffin tepsisine yerleştirin.
2. Bir kasede unu, kabartma tozunu, tuzu, şekeri, kakao ve vanilyayı karıştırın. ( muffin yaparken ana prensip kuru malzemeler ayrı yerde, ıslak malzemeler ayrı yerde karıştırılıp sonra birleştiriliyor !!! )
3. Başka bir kapta yumurtaları çırp, sütü ve yapı ekle.
4. Islak karışımı kuru karışıma kat ve iyice çırp.
5. Kalıpların yarısına gelecek kadar karışımdan dök.
6. Üzerlerine çikolatalı süsleme şekerlerinden serpiştir.
7. 25-30 dk. pişir.
8. Fırından çıktıktan sonra tel ızgarada soğutup üzerine pudra şekeri serperek servis yapabilirsiniz.

Bu soğuk havalarda ( gerçi bugün yine bahar havası var İstanbul' da ) sıcacık çayınızın ya da kahvenizin yanında size iyi bir eşlikçi olacaktır. Ya da okuldan dönen minikler için evde hazırlanmış, içinde katkı maddesi olmayan anne keki yanında bir bardak sıcak süt ile mutluluk verecektir.

Bu tarifimi ben de ayrıca Sevgili Ferah arkadaşıma gönderiyorum P.D.Ç.S- 47 Etkinliği için. Kolay gelsin Ferahcım.


Yıldız şeklindeki muffin kalıpları Paşabahçe' den. 12 'li olarak satılan silikon kalıpların fiyatı 10 YTL.

3 Kasım 2009 Salı

Ispanaklı Kiş

Sonunda bunun da sırası geldi. Yok oğluşun yarışmasıydı yok TuzBiber 'in yeni sayısıydı derken ne vakit ekran başına geçsem öncelikli olanlar sırasını çalıverdi kişin. Benim uzun zamandır deneme listemde olan ama bir türlü cesaret edip de deneyemediğim tariftir bu. Daha öncesinde pırasalı olanı da denedim ama sanırım ıspanak benim ağız tadıma daha fazla hitap etti. Yine de pırasalı kişin tarifi de en kısa zamanda gelecek.



Malzemeler:



Üst malzeme için:
500 gr ıspanak
2 yemek kaşığı sıvıyağ
1 çay kaşığı tuz
karabiber
bir tutam muskat rendesi


Hamuru için:
3 su bardağı un ( bardak ölçüsüne göre daha da fazla gerekebilir )
kabartma tozu
1,5 çay bardağı eritilmiş tereyağ ya da margarin
1 çay bardağı yoğurt
1 yumurta
tuz



Üzeri için:
2 yumurta
1/2 çay bardağı süt
rendelenmiş kaşar peyniri




Yapılışı:

1. Öncelikle ıspanakları güzelce yıkayın ve ince ince doğrayın. Kısık ateşte sıvıyağ ile 10-15 dakika kavurun.

2. Tuzunu, karabiberini ekleyip ocaktan alın ve soğumaya bırakın.

3. Hamuru için unu, kabartma tozunu karıştırın. Üzerine eritilmiş margarini, yumurtayı ve yoğurdu ekleyin ve yoğurun.

4. 26cm çapındaki kalıbınızın içine alın ve elinizle kalıbın tabanına ve yanlarına yayın.

5. Üzerine hazırladığınız ıspanaklı karışımı dökünüz.

6. Yumurtaları süt ile çırpıp karışımın üzerine dökün ve 170 derecede önceden ısıtılmış fırında 25-30 dk pişirin.

7. Pişmesine yakın fırından alıp üzerine kaşar rendesini dökün ve birkaç dakika daha fırınlayın.



Fırından çıkartıp sıcak ya da ılık olarak servis edin. Akşam yemeği için yapılacaksa yanında bol köpüklü ayran ya da yoğurtla süper olur. Ayrıca çay davetleri için de böreğe alternatif olabilecek bir lezzet.


Biz evde küçük adamı saymazsak 2 kişi olduğumuzdan aynı akşam bitiremedik haliyle. Kalanını dondurucuya koydum ve günler sonra aniden gelen misafirlerime ikram ettim ısıtarak. İlk piştiği günkü gibi tazecik ve mis gibi oldu. Harika bir lezzet, tek sorun kilo problemi olanların iradelerine sahip olup durmayı bilebilmeleri. Ben de bugün itibariyle rejime başladığımdan bir süre bu lezzetleri fotoğraflarda göreceğim. O yüzden bundan sonra öyle sık sık yeni tarifler veremeyebilirim, misafirden misafire pişer artık bizim mutfakta böyle şeyler. Desem de siz inanmayın.... Dayanamam yine yaparım ben.





Bu arada aylar aylar önce bloglar arası bir hediyeleşme etkinliği düzenlenmişti, ben hediyemi göndermiştim ancak bana herhangi bir hediye gelmemişti. Ben de etkinliği düzenleyen arkadaşa haber verip ilgilenmesini istemiştim ancak bir kere bana bilgi verip sonrasında hiç ses çıkarmamıştı. Ben de benim kısmetim böyle herhalde deyip susup oturmuştum ve bir daha da bloglar arasında bu şekilde hiçbir hediye etkinliğine katılmama kararı almıştım. Birkaç hafta önce cep telefonumdan bir bayan arayıp da bana hediyesini rahatsızlığından dolayı gönderemediğini ancak gönderebileceğini söyleyince çok şaşırdım. Sonrasında bir hafta kadar önce Sevgili Hansa' dan paketim geldi ve de çok içten yazdığı mektubu. Meğerse rahatsızlığının sebebi çok güzelmiş, karnındaki minik bebişiymiş. Ben de çok sevindim hem onu bu şekilde de olsa tanımış olduğuma hem de yeni bir blog bebeğinin yolda olmasına. Hediyesini de adet olduğu üzere unutmadan paylaşayım istedim. Hansa' ya tekrar tekrar teşekkür ediyorum, bu çok cici kalpli fincanlarımı her kullanışımda onu ve bebeğini hatırlayacağım mutlaka.

1 Kasım 2009 Pazar

TuzBiber Dergisi Kasım Sayısı Yayında

TuzBiber Dergisi Kasım sayısını okumak için tık tık...
Bu ay dergi yine dopdolu, birbirinden güzel tarifler sizleri bekliyor. Bu arada derginin bu ayki röportajını da ben gerçekleştirdim Yemekbiz blogu yazarları Sevgili Figen Karavaş ve Zeynep Mine Töre ile. Bir de bu ay biraz kendimi seven ( !!! ) bir yazım var ki arada açıp açıp okumam gerekiyor sanırım unutmamak için. Okuyun bakalım yorumları da unutmayın ama....
Herkese İyi Pazarlar...

27 Ekim 2009 Salı

GAP Yarışmasında Küçük Adamıma Oy Vermek İster misiniz?



Bu aralar çevrenizdeki tüm çocuklar yarış heyecanında biliyorsunuz, GAP bir yarışma düzenledi katılmayan yok. Ben de aylar önce gazetede ilanını görüp kesip saklamıştım. Sonra bir kenara koyup unutmuştum ki Nağme halamız '' Tuğriş' in fotoğraflarını da yollayalım mı ? '' diyince hatırladım ve kaydettirdim küçük adamı.


Ama ben böyle şeylerle uğraşmayı sevmediğim için çoğu gün oy bile vermedim oğluşuma. Ama baktım herkes yoğun bir propagandaya girişmiş :)) ben de bari harekete geçeyim dedim. Malum oğlumuz yakışıklı ama bu işler öyle oturmakla olmuyor ki.

Küçük adamıma oy vermek için aşağıdaki linke tıklamanız gerekiyor ama önce üye olmalısınız.

http://www.gapcastingcallturkey.com/CompetitorsDetail.aspx?bid=2350

Küçük adam adına şimdiden herkese teşekkür ederim.

26 Ekim 2009 Pazartesi

Tiramisu ( Kedi Dili ile)

Tiramisu sanırım üzerinde en çok tartışma yapılan tatlılardan biri. Yok öyle yapılmaz da böyle yapılır; bu gerçek tiramisu değildir laflarını son zamanlarda çok fazla duyar olduk. Malum artık hayatlarımızda '' Yemekteyiz '' programı var. Ben izlemiyorum kesinlikle sinir oluyorum ama arada çok yorgunsam ve oğluş izin verirse biraz bakıp kafamı boşaltıyorum. Zira çok boş bir program olduğuna inanıyorum emeğe saygı diye birşey hiç yok. Yine de arada çok güzel tarifler yakalayan arkadaşlar var ordan, bu da bir gerçek.

Neyse tiramisu benim birkaç yıldır çok sık yaptığım bir tatlıdır. Çoğunluğun yaptığı gibi ben de hazır pastabanla yaparım ve de çok sevilerek tüketilir. Geçenlerde markette kedi dili bisküvileri görünce '' hadi bir de böyle deneyelim '' dedim ve aldım. Geçtiğimiz hafta kahvaltıya gelen misafirlerime de kahvaltı sonrası ikram etmek için yaptım. Sonuç oldukça tatmin edici, çok beğenildi. Bu gerçek bir tiramisu mu bilemem ama tarif paketin üzerinden bu defa.

Malzemeler:
1 paket kedi dili bisküvi
1/2 su bardağı sıcak su
1 yemek kaşığı süt
1 yemek kaşığı granül kahve
1 yemek kaşığı toz şeker
2 yemek kaşığı un
1/2 lt. süt
2 yumurtanın sarısı
1,5 çay bardağı toz şeker
1 paket labne peyniri ( ben Trakya Çiftlik Labne kullanıyorum tatlılarda )
1 paket vanilya
2 yemek kaşığı kakao

Yapılışı:
1. Önce muhallebisini hazırlanması için süt, un, şeker ve yumurta sarılarını tencereye alın ve sürekli karıştırarak pişirin.
2. Muhallebi göz göz olup piştikten sonra ocaktan alın içine labne peynirini ve vanilyayı katıp mikserle çırpın.
3. Sıcak su, 1/2 çay bardağı süt, granül kahve ve şekeri iyice karıştırın.
4. Servis tabağına ( ben dikdörtgen bir pyrex tercih ettim ) önce biraz muhallebiden dökün ve iyice yayın.
5. Üzerine kedi dillerini yanyana dizin. Her bir kedi dili üzerine kahveli karışımdan birer tatlı kaşığı gezdirerek ıslatın.
6. Kedi dillerinin üzerine tekrar muhallebi ve üzerine yine kedi dili dizip aynı işlemi bir defa daha tekrarlayın.
7. İki kat bu şekilde yaptıktan sonra en üstte kalan muhallebiyi boşaltın.
8. Buzdolabında en az 45 dakika beklettikten sonra üzerine çay süzgeci yardımıyla kakao serpin ve servis yapın.


Servis önerisi: Yanında kahve ve tercihe göre likör ile servis yapabilirsiniz.

25 Ekim 2009 Pazar

Garipçe ' de Kahvaltı


Bu sabah uyanıp da kış saati uygulaması sebebiyle saatin çok erken olduğunu farkedince büyük adam '' hadi kahvaltıya gidelim bir yerlere '' dedi. Kesinlikle itiraz edilemeyecek bu teklifi hemen kabul edip hazırlandık ve evden çıktık. Mekan, Rumeli Feneri Köyü ile Rumeli Kavağı arasında olan Garipçe Köyü idi. Burası tam olarak Marmara Denizi ile Karadeniz 'in birleşme noktası ve sanki İstanbul' un hem içinde hem de dışında hissediyorsunuz kendinizi. Kahvaltımızı ederken etrafta otlamaya çıkmış inekleri görmek keyif vericiydi. Fakat şehrin kalabalığından kaçıp da bir dolu araba ve insanla karşılaşmak o kadar keyifli değildi. İstanbul' da insanlar böyle doğal yaşamın özlemini çektiklerinden bu tarz sayılı yerler de bakir kalamıyor ne yazık ki.


Kahvaltı yapabileceğiniz birkaç yer var. Biz nispeten daha sakin olan bir yeri seçip etrafımızdaki bolca kedi ve arı eşliğinde mis gibi deniz havasını ciğerlerimize çekerek kahvaltımızı yaptık. Minik adamım da bu sabah biraz öksürük ve burun akıntısı ile uyanmış olsa bile mutlu mesut kahvaltısını yaptı. Evde pek yaramaz olsa bile en azından dışarda bizi çok fazla üzmüyor, buna da şükür. Elbette bulunduğumuz yer deniz kenarı olunca küçük beyin en büyük keyfi denize taş atma eğlencesini de unutmadık. Dalgalara ve rüzgara rağmen gönlünü yaptık.



Bunlar da kahvaltı esnasında etrafımızda dolanan kedicikler. Onları da fotoğraflamadan edemedim. Ve her gittiğim yerde birşeyler almasam olmaz, kahvaltı mekanlarının hemen karşısında köyün yerlilerinin sattığı peynir, bal vs. tezgahları var. Ben geçen yıl Rize' den aldığım ve lezzetini hala unutamadığım kolot peynirinden aldım. Yeni yeni peynirle tanışan küçük adam bari kendi memleketinin peynirini yesin, dedim.

21 Ekim 2009 Çarşamba

Frambuazlı Patatesli Kek

İsminden de anlaşılacağı üzere bu sıradışı keki Pazar sabahı kahvaltıya gelen misafirlerim için pişirdim. Aslında misafirlerimden çok Kek Etkinliği için tarif bekleyen TuzBiber Dergisi için de pişirdim denebilir. Böyle etkinlik falan da girince işin içine biraz değişik, her zaman karşımıza çıkmayan bir tarif olsun istedim. Elimdeki tüm dergileri önüme döküp karıştırınca çok önceleri gözüme kestirip de yanına not iliştirdiğim bu keki hatırladım. Tarif Lezzet Dergisi Ekim 2008 sayısından (s.64). Dergide frambuaz yerine böğürtlen kullanılmış ama dilediğiniz meyveyle olabilir.

Malzemeler 6 kişilik
2 adet yumurta
1 su bardağı un ( ben 1 bardaktan bir parmak kadar eksik kullandım )
1 su bardağı tozşeker
60gr tereyağ
3 orta boy patates
50 gr ceviz içi iri doğranmış
250 gr irmik ( ben 300 gr kadar kullandım )
1 paket kabartma tozu
1 paket vanilya
1 su bardağı kadar frambuaz


Yapılışı:
1. Patateslerin kabuklarını soyun ve üzerini geçecek akdar suda yumuşayıncaya kadar haşlayın.
2. Haşlanan patatesleri ezip bir kenara alın.
3. Ayrı bir kapta yumurtaları çırpıp içine şekeri, tereyağını, vanilya, irmik ve patatesleri ekleyip iyice karıştırın.
4. Ununu, kabartma tozunu ve son olarak da cevizleri katın.
5. Yağlanmış kelepçeli kek kalıbınıza ( ben cam fırın kabı kullandım ) hamuru dökün.
6. Üzerine frmabuazları dizin ve biraz hamurun içine bastırın.
7. 180 derece fırında yaklaşık 35 dk. kekin üzeri kızarıncaya kadar pişirin.
8. Izgara üzerinde soğutup üzerine pudra şekeri serperek servis edebilirsiniz.
Veee kek hakkındaki yorumlarımı yapayım hemen merak edenler için. Öyle bildiğimiz kekler gibi değil elbette anladığınız gibi. İrmiğin tadı ve lezzeti her lokmada hissediliyor, bence yapıldıktan 3 gün sonra falan çok daha lezzetli ve hoş bir kıvama geliyor bu kek. İçindeki un miktarının azlığı da göz önüne alınacak olursa oldukça da masum bir kek denebilir.
Ferahcım sana etkinlikte kolay gelsin diyorum ve tarifimi gönderiyorum. Şimdiden harika tariflerin gelmiş, merak edenler hemen bir tık.


18 Ekim 2009 Pazar

Pazar Gününün Keyfi Kahvaltıyla Başlar

Daha önceden de söylemiştim, uzun zamandır evimizde ağırlamayı düşündüğümüz uzunca bir misafir listemiz var. Yavaş yavaş hepsine sıra gelecek, merakla bekleyenlere duyurulur (!! )Ancak bu defaki misafirlerim bu listeden değil. Geçen hafta içinde erkek kardeşimin nişanlısı Ece arayıp da '' Yasemin Abla, Cuma günü İstanbul' a geliyorum birkaç günlüğüne, sana da gelmek istiyorum '' diyince bu pazar sabahı kahvaltı misafirlerim belli oldu. Annem, Nesli, Bora, Ece ve kardeşi Kıvanç bu sabah kahvaltımızda bizlere eşlik ettiler. Çok keyifli bir sabah oldu bizim için de. Ama en çok da küçük adamım mutlu oldu, uzun zamandan beri '' Ece nerde? '' diye sorup duruyordu, sabah karşısında görünce mutluluktan uçtu.



Nedense ben akşam yemeği misafiri değil de kahvaltı misafirini daha çok seviyorum. Hem hazırlığı keyifli -ve de kolay elbette - oluyor hem de masada uzun uzun muhabbet edip oturması ayrı keyif veriyor bana. Bu sabah da Tekirdağ Kumbağ' dan olunca misafirlerim daha bir özendim açıkcası. Hem evimize ilk defa geliyorlardı hem de Ece artık bizim ailemizden birisi oldu. Doğrusu onu tanımadan önce bu kadar seveceğimi ve ısınacağımı düşünmemiştim. Şimdi annem ona her '' Kızım '' dediğinde sanki bir kızkardeşim daha varmış gibi geliyor, o kadar alıştım yani. Ki beni tanıyanlar bilir ben öyle kolay kolay kimseye ısınamam. Elbette o da hem çok saygılı hem de çok iyi yetiştirilmiş olduğu için bunu hakediyor. Umarım bu muhabbetimiz bir ömür boyu böyle gider.
Bu sabah erkenden kalkıp onlar gelmeden neler mi hazırladım ? İşte bu sabahın menüsü
. Klasik kahvaltılıklar ( peynir ve zeytin çeşitleri, domates, salatalık)
. Kendi yapımım mürdüm eriği reçeli
. Rize' den gelme özel kestane balı
. Tahin-Pekmez
. Ev yapımı üzüm pekmezi ( Ece 'nin annesi Nurhayat Abla kendi bağlarındaki üzümlerle yeni yapıp göndermiş, inanılmaz lezzetli. Burdan da tekrar teşekkür ederim Nurhayat Abla' ya. Her yaptığı şey gibi bunun da hakkını vermiş gerçekten )
. Yine kendi yaptığım acılı domatesli sos
. Közlenmiş kırmızı biber
. Tiramisu




Sabah uyandığımda yağmurla başlayan karanlık ve kasvetli gün, muhabbeti yerinde kahvaltı soframızla renklendi. Artık yavaştan havaların da soğumaya başlayacağı düşünülürse bundan sonra evde daha fazla vakit geçireceğiz demektir. Bu da eşittir daha fazla konuk ve bol sohbetli bir kış olacak inşallah.




Bu Pırasalı Börekler artık benim için kışın kurtarıcıları diyebilirim. Boş olduğumda mutlaka hazırlayıp pişirmeden dondurucuya atıyorum, böyle ihtiyaç anında da hemen elimin altında bulunması çok vakit kazandırıyor.

Ve gelelim günün tatlısına; aslında herkesin yaptığı gibi benim de bir tiramisu tarifim vardır yıllardır yaptığım. Ama bu defa aslına uygun olsun diyerek aldığım kedi dili ile yaptım farklı olarak. Tarif olarak da paketin üzerindeki tarifi uyguladım. Yakında paylaşırım onu da.


Ve ve ve son olarak da Frambuazlı Patatesli Kek. Her zaman yaptığım keklerden olmasın da farklı bir şey olsun diye dergileri karıştırıp buldum bunu. Daha doğrusu çok önceleri yanına bir işaret koyuvermişim yaparım diye, yani göz koymuşum tarife de kısmet bugüne ve bugünkü misafirlerime imiş. Bunun da tarifi gelecek pek yakında.





Dedim ya Pazar gününün keyfi kahvaltıyla başlar diye. Aynen de dediğim gibi oldu, kahvaltıyla da bitmeyip devam etti. Misafirlerimizi uğurladıktan sonra yakın arkadaşlarımız Oya ve Ediz aradılar. Caddebostan' a balık yemeye gideceklerini söyleyip bizi de davet ettiler. Öğle uykusundan uyanan küçük adamı da alarak gittik biz de. Sabahtan beri yağan yağmurdan hiç eser yoktu, hava inanılmaz güzeldi, öyle ki dışarda bile hiç üşümeden oturduk. Uzun zamandır hiç olmadığı kadar da keyifli bir rakı - balık keyfi yaptık dostlarla. Sağolsun minik kuşumuz da bizi hiç üzmeden oturdu saatlerce. Daha ne olsun değil mi, sabahtan akşama kadar bol muhabbet, bol neşe ve keyif bizimleydi. Umalım da tüm haftamız böyle geçsin.
Herkese iyi bir hafta diliyorum.

Ordan Burdan Hayattan Bizim Usul Makarna' da