31 Temmuz 2008 Perşembe

Kıymalı Taze Fasulye ve Cacık

Yine arşivde bekleyen bir tarifle geldim bugün.Ne arşiv varmış bende de yani,bir türlü bitiremedim.Bu sıcak ve tembellik dolu günlerimi düşünerek demek ki depo yapmışım bolca.




Genelde taze fasulyeyi zeytinyağlı yapmayı tercih ederim.Ama annem bu fasulyeleri getirdiğinde yazlıktan aldığını,etli yaptığını ve çok lezzetli olduğunu söyleyince dayanamadım ben de öyle yaptım.Etli derken benimki kıymalı elbette.Kuşbaşı et sevenler elbette öyle yapabilirler ama ben kıyma sevenlerdenim.Bu arada kıymamı da mutlaka aldığım kasapta gözümün önünde kendi seçtiğim parçadan çektiririm.Tuğra için kıyma almaya başladığımdan beri hiç kıyma almadım.Zaten artık görüp okuduklarımızdan sonra kimse almasın bence.

Malzemeler
1 kg taze fasulye
2-3 orta boy soğan
3 yemek kaşığı sıvıyağ
200gr kıyma ( ben daha önceden hazırladığım kıymalı yemek harcımı kullandım)
4-5 adet domates( benim harcımda domates de olduğu için ayrıca eklemedim)
3-4 diş sarımsak
Tuz
Su

Önce fasulyeleri güzelce ayıkladım.Kılçıkları olanları da yanlarından temizledim ve yıkadım.Sıvıyağda soğanları biraz kavurup kıymayı ve en son da domatesi ekliyoruz.(Ben derin dondurucudan çıkarttığım kıymalı yemek harcımı tencereye koyup çözülene kadar bekledim) Sonra da fasulyeleri ekleyip 1 bardak kadar su katıp kısık ateşte pişirdim.


Yanına da bol sarımsaklı cacık yaptım.Cacık tarifini de vermeme gerek yok sanırım.




Yorum yapar mısınız?

29 Temmuz 2008 Salı

Adadül'ün Elmalı Keki - Herkese İyi Kandiller



Malzemeler
3 adet ekşi elma (ben 1 adet elma da üzeri için kullandım)
3 yumurta
1 su bardağı şeker
1 su bardağı ceviz ya da fındık içi (irice parçalanmış)
1 çay bardağı sıvıyağ
1 tatlı kaşığı tarçın
1 tatlı kaşığı zencefil (zencefili ben ekledim,bu aralar ne yapsam zencefilli oldu )
Kabartma tozu
Aldığı kadar un
Üzerine serpmek için pudra şekeri

Bizim ailede herkesin kekleri meşhurdur.Yüyü’nün Kunta Kintesi,Adadül’ün bol cevizli kekleri,Nes’in kakaolu ıslak keki.Ben kek macerama evlendikten sonra başladım,daha önceden kekle falan işim olmadı pek.Sık sık yaptığım kekim de aslında Yüyü’nün tarifidir.Keki neyli yaparsam yapayım ana tarifim asla değişmez benim,bildiğimden şaşmam çünkü kekim asla şaşmaz hep aynı kıvamda ve lezzette beni asla utandırmaz.
Ama bu defa hadi bir cesaret deyiverip kendime Ayşegül teyzeciğimin geçtiğimiz hafta 2 defa yaptığı ve çok beğenilerek yenen Elmalı Keki’ni yaptım. Adadül sıcacık yapıp getirdi akşamüstü beş çaylarımıza bu enfes keki. Ben de Çarşamba akşamı ziyaretime gelecek olan arkadaşım Ayşe’ye yaptım.Aşşecik de pek beğendi,ertesi gün çaya gelen alt kat komşum Şennur teyze de.


Önce şeker ile yumurtaları güzelce mikserle çırptım. Sonra içine tarçını ve zencefili ekledim.Yağını da katıp karıştırmaya devam ediyoruz.İçine küp küp doğranmış elmaları,cevizi de katıp kaşıkla karıştırdım.En son da aldığı kadar un ve kabartma tozunu ekledim.Yağlanmış borcam tepsiye döküp üzerine ay şeklinde dilimlediğim elma ile süsledim.
Yaklaşık 170 derecede pişirdim.Üzerine de pudra şekeri serpip servis yaptım.
Kekin içinde elma olduğu için kısa sürede tüketilmesi gerekiyor.En fazla 3 gün içinde serin bir yerde saklamak şartıyla yenilebilir.
Afiyet olsun


Bu arada bugün Miraç Kandili,herkesin Kandilini kutluyorum.Dualarınız kabul olsun inşallah.

Yorum var mı?

25 Temmuz 2008 Cuma

Anne Olmak ya da Ol(a)mamak - Siyah Süt

Kumbağ’da bu yıl yaptığım en iyi şey bol bol kitap okumak oldu.Tuğra’nın uyuduğu saatler eğer başka bir işim yoksa hemen elime kitabımı aldım,annem de bana uydu çoğu zaman karşılıklı okuduk kitaplarımızı.Küçük teyzem Fatoş’la da birkaç kere Kumbağdaki kitapçımıza uğrayıp neler var diye göz attık.Ben yine kütüphanemde benim okumamı bekleyen yığınla kitaba rağmen kendimi tutamayıp birkaç tane aldım elbette.İlk olarak da uzun zamandır okumak için beklediğim Siyah Süt’ü okumaya başladım elimdeki ‘İnce Memed’e ara verip.Henüz İnce Memed 2.ciltteyim,daha okunacak 2 cilt daha var ve kısa bir mola verdim eşkıya hikayelerine ve annelik hikayelerine daldım.



Son zamanlarda okuyup da içinde kendimden çok fazla şey bulduğum bir kitap Siyah Süt.Anne olmak için bunca düşünüp karar verilmeli mi ona hala emin değilim ama tek bildiğim Elif Şafak anne olmaya karar verirken yaşadığı iç çatışmaları da,iç seslerinin birbirleriyle kavgalarını da çok iyi aktarmış.Belki anne olmadan okumuş olsaydım bu kadar özümseyemezdim çoğu noktayı,zaten O da anne olmadan bu kadar doğru tespitleri yapamazdı kanımca.Annelik araştırmayla,soruşturmayla,incelemeyle anlaşılacak bir olgu değil çünkü; yaşanılınca anlaşılabilecek bir tecrübe.

Kim bilir belki hepimizin içinde yaşayan fakat tanışmadığımız iç sesleri de öyle güzel gün yüzüne çıkarıp öyle güzel kişiselleştirmiş ki Elif Şafak okudukça içimde hepsinden birer küçük kadıncık yaşadığını ancak sezebildim.

Hırs Nefs Hanım,Pratik Akıl Hanım,Sinik Entel Hanım,Anaç Sütlaç Hanım,Can Derviş Hanım,Saten Şehvet Hanım.Hepsinden az ya da çok barındırıyoruz içimizde,kimimizde Anaç Sütlaç Hanım ağırlıkta kimimizde Hırs Nefs Hanım kimimizde de Saten Şehvet Hanım.

Yazar, anne olmaya karar vermeden önce bu iç seslerinin birbirleriyle olan çatışmalarını,anne olmayı seçerce mesleğini zora sokup sokmayacağını,ya da anne olmamayı seçerse ilerde bunun içinde kalacağını,anne olmanın diğer tüm iç sesleri kenara itip Anaç Sütlaç Hanımı sahnenin ortasına almak olduğunu inanılmaz hoş anlatmış.

Beni kitapta en çok etkileyen bir diğer nokta da annelik sonrası yaşanılan depresyon.Toplumda annenin asla hakkı olarak görülmeyen,hep gizli saklı kendi içimizde yaşadığımız gel-gitler.Allah anneye bir mucize vermişken onun mutsuz olmaya,kendinle küs olmaya,boşvermişliğe,yalnız kalmak istemeye hakkı olamaz çünkü.

Elif Şafak daha çok yazarlık tarafından bakmış anneliğe, edebiyat dünyasındaki kadın yazarlar içinden örnekler vererek.Yazarlığının yanında anneliği de başarıyla yürütebilen kadınları,yazarlığına gölge düşürmesin diye anneliği hiç hayatına almamış çocuksuz yazarları,hem anneliği hem de yazarlığı tam anlamıyla becerememişleri.Anneliğin bir tercih olduğunu ve hangi meslekte olursa olsun asıl mesleğin önüne geçtiğini,bunu göze alabilenlerin ciddi bir işi başardıklarını ve erkeklere nazaran kadınların neden edebiyatta ön saflarda yer almadığına bir de annelik kıstası ile bakmış.Kitap bu açıdan bakınca da gerçekten çok ilginç geldi bana.Elif Şafak’ın belki geriye dönüp baktığında hiç hatırlamak istemeyeceği bir dönemi anlatsa da sonuç tatmin edici ve aydınlatıcı oldu pek çoğumuz için.


Ben kitap okurken mutlaka bir elimde de kalemim olur,eskiden beri bu böyleydi,kitabımın içinde bir ayraç bir de kalem.Beğendiğim yerlerin altını çizmek,sonradan tekrar hatırlamak istediğimde tekrar tekrar okumak için.Siyah Süt’ü okurken de hoşuma giden birçok yerin altını kalın kalın çizdim.İstedim ki çevremdeki herkes benden sonra bu kitabı okusun ve beni bir nebze anlasın altını çizdiğim yerlerin ışığında.O satırları herhangi bir satırmış gibi hızlıca okuyup geçmesin,bir düşünsün acaba niye çizmişim diye.

Burada da bazı satırları paylaşmak istiyorum hem kitabı henüz okumamış olanlara fikir vermesi açısından hem de okumak için vakti kaybetmek istemeyenlere!!!

*Annelik aynı zamanda çetrefil,karmaşık ve kimi zaman hayli ağır.Bu sürece hazırlıksız yakalananlar da,kendini pek ‘’hazır’’ zannedenler de derinden sarsılabiliyor. (s.12)

*Doğum yapmak ve hemen akabinde gelen süreç binlerce, belki milyonlarca kadının gayet iyi bildiği üzere gölgeleri, çukurları,evhamları,iniş çıkışları,bunalımları olan bir ara aşama.Anneyi çoğaltıp zenginleştirirken bir yanıyla da yalnızlaştıran.(s.13)

*‘’hoş geldin bebek’’ diyoruz ya, annesine de hoş geldin demeli aslında.’’hoş geldin loğusa!’’ (s.14)

*Doğum sonrası ciddi bir yalpalama süreci bekleyebiliyor onları. Bir türlü yazıya dökülmüyor loğusanın bunalımı.Yeterince incelenmiyor,irdelenmiyor,paylaşılamıyor.Yazı yazan,analiz yapan,fikirlerini esere çevirenlerin ezici çoğunluğunun erkeklerden ya da erkekleşmiş kadınlardan oluştuğu bu ülkede loğusanın içini çürüten siyah süt kolay kolay mürekkebe dönüşemiyor.(s.17)

*Şayet çocuk doğurursan, doğurmayıp da kariyerinde ilerleyen hemcinslerini kıskanacaksın. Kariyerinde ilerlediğin taktirde de çocuk doğuran kadınları kıskanacaksın. Hangi yolu seçersen seç, seçmediğin yolsa kalacaktır aklın.(s.83)

*Hamilelik bir nehirdi. Loğusalık ise bir denizmiş.(s.246)

* Pek çok kadının anne olana kadar azimli, hırslı, istekli, tuttuğunu koparan kişiliklere sahip olduklarını ancak annelikle beraber alabildiğine evcimen bir hayata kendilerini adadıklarını söyledi. Belki uzun bir süre bundan hoşlanıyorlar,keyif alıyorlardı ancak zamanla mutsuz, talepkar sitemkar hatta nörotik olmaya başlıyorlardı.(s.253)

*Mükemmelliğe odaklandıkça müthiş bir suçluluk duygusuna teslim oldum. Yeterince iyi bir anne,yeterince iyi bir eş,yeterince iyi bir dost olamadığım için… yeterli olamadığım için.Her şeyin iyisini yapayım isterken,aslında ben iyi değildim.Kendimle aram iyi değildi.(S.287)

Bu arada Elif Şafak'ın 2.bebeği beklediğini söylemeden edemeyeceğim.Cesaret verdi bana da.Yazarın Siyah Süt ve annelikle ilgili bir roportajını okumak isterseniz buraya tıklayın lütfen.

Yazarın kendi web sayfası için de burdan lütfen.

Yorumu olan var mı?



22 Temmuz 2008 Salı

Kıymalı Patatesli Börek

Bu yıl leyleği havada gördük herhalde,gez gez bitiremedik bir türlü tatili.2 haftalık Kumbağ tatilimizden sonra Pazar akşamı evimize döndük.2 haftalık kısa bir moladan sonra da bu yazın son tatiliyle noktayı koyacağız inşallah.Ağustosun 2sinde Rize yolcusuyuz kısmetse.Bavullara dinlenme yok,tam gaz mesai. Hal böyle olunca da bu kısacık arada benim de hiç içimden öyle kallavi yemekler yapmak gelmiyor.Basitçe pişirilmiş günü kurtaran yemeklerle idare ediyoruz,bakalım nereye kadar gidecek bu durum? Hele de tatil sonrası insanın canı hiç mutfağa girip öyle sanat eseri tadında şeyler pişirmek istemiyor.Beni avutan tek şey de bu durumun sadece bana özgü olmadığını bilmek,hangi bloga baksam herkes aynı şeyleri söylüyor,arşivdeki tariflerle işi kotarıyor.



Bu patatesli kıymalı börek de yine oğlumun doğumgününden.Bir doğumgünü menüsü de insanı bu kadar kurtarır yani.Tam vaktinde doğurmuşum küçük adamı demek ki,yaz rehavetinde kurtarıcı oldu bana doğumgünü menüsündeki tarifler.Kalabalık davetlerde benim tercihim tek tek servis yapılabilen bu tarz börekler olur genelde.Hem kesip servis yapma derdi yok hem de görüntüsü de daha şık duruyor.İç harcı olarak ben patatesli kıymalı hazırladım en sevdiğim olduğu için ama istenilen harç kullanılabilir.



Malzemeler (toplam 64 adet börek çıkıyor)

8 adet hazır yufka

1 kg patates

1/2 kg kıyma

2-3 adet domates

2 adet soğan

2 yumurta

2 bardak yoğurt

1 çay bardağı sıvıyağ

1 çay bardağı su

çörekotu

tuz,karabiber,pulbiber



Tüm yufkaları üst üste koyup her birini 16 eşit parçaya ayırdım sigara böreği sararken yaptığımız gibi.Bir kabın içinde yoğurdu,sıvıyağı,yumurtanın birini ve suyu karıştırdım.

Diğer tarafta soğanı az sıvıyağ ile kavurup kıymayı ve domatesi de ekleyip pişirdim.Daha önceden haşlanıp ezilmiş olan patatesleri de bu karışıma ekleyip iyice karıştırdım.Baharatlarını da ekledim ve soğuması için bir kenara aldım.



Kesmiş olduğum yufkadan bir parça alıp üzerine fırça ile yoğurt ile hazırladığım harçtan sürdüm ve diğer bir yufkayı üzerine koydum.Kıymalı patatesli içten koyup sigara böreği sarar gibi ama çok sıkı olmayacak şekilde sardım.Tüm yufkaları bu şekilde sarıp fırın kağıdı serilmiş tepsiye dizip üzerlerine yumurta sarısı sürüp çörekotu serptim.Yaklaşık 175 derecede üzerleri kızarana kadar pişirdim.



Yorum yazmak isteyen var mı?

17 Temmuz 2008 Perşembe

Közlenmiş Patlıcan Salatası

Tatil tam gaz devam ederken blogumu da unutmamaya,ihmal etmemeye çalışıyorum elimden geldiğince.Öyle bir alışkanlık olmuş ki takip ettiğim bloglarda neler oluyor,kimler neler pişirmiş neler yazmış,nereleri gezmiş de paylaşmış diye bir koşu geliyorum fırsat buldukça.Mevsim yaz olunca paylaşılanlar da yemek,pasta,börekten biraz kayıp tatile,tatil yörelerine doğru yöneliyor.Ama çok da hoşuma gidiyor doğrusu.Kimi zaman hiç gitmediğim hatta aklıma gelmemiş yerleri tanırken,kimi zaman da bildiğim tanıdığım eski anılarımın mekanlarına gidiyorum sayelerinde.Arada da bir iki yemek tarifi bakıp hoş fotoğraflar görüp enerji depoluyorum eve döndüğümde yapacaklarımı kafamda oluşturarak.Bunun dışında da bol bol dinlenip huzuru çekiyorum içime,tüm kış boyunca dönem dönem ihtiyacım olduğumda depodan kullanmak üzere.Akşamları da küçük canavarım uyuduktan sonra alıp kitabımı elime sessizliğin tadına varıyorum.Bizim burda Kumbağda televizyon yok,4 katlı apartmanda sadece en alt katta yengemde var.Zaten pek gereği de yok,öylesine herşeyden uzak ve gereksiz şeylerden arınmış oluyor ki insan burda tüm boş vakitler kitapların oluyor.İstanbula dönünce sanırım en çok bunu özleyeceğim.Elimde 2.cildini okuduğum İnce Memed varken dayanamayıp burdaki kitapçıdan Siyah Süt aldım geçen hafta.Ne zamandır aklımdaydı onu okumak.Kısa zaman önce kendimin de benzer şeyler yaşadığım düşünülürse benim de içime ışık tutacağını düşünerek.Öyle de oldu,bir solukta içinde kendimi de bularak okudum.Bir ara kitaptan bişeyler paylaşmak istiyorum fırsat bulursam.

Neyse yine tarife gelene kadar çok dolaştım durdum,fazla mı gevezeyim acaba?Kuru kuru tarif vermek gelmiyor içimden illa ki hayattan da birşeyler olacak.Ordan burdan hayattan diye boşa mı dedim,herşeyden daha da çok hayattan olmalı.Bu şekilde tarif paylaşıyor olmam kimseyi rahatsız etmiyordur umarım.Ediyorsa da keyfi bilir,ben böyleyim:))

Malzemeler
2 kavanoz hazır közlenmiş patlıcan
aldığı kadar yoğurt
3-4 diş sarımsak
nane
dereotu
kırmızı pul bier

Ben bu salatayı yaklaşık 20 kişilik hazırladığım için patlıcanları kendim közlemek gibi bir uğraşa girmedim.Ama sadece kendimize yaptığımda kesinlikle kendim közlerim fırında.Tat'ın hazır közlenmiş patlıcanlarından 2 kavanoz aldım.Fazla suyunu süzdürdükten sonra içine alabildiği kadar yoğurt ekledim,sarımsakları ve pul biberi katıp bir güzel karıştırdım.Servis tabağına alıp üzerini bolca nane ve dereotu ile süsledim.Bu salatayı yeneceği zaman taze taze yapmak daha iyi oluyor çünkü bekledikçe patlıcanlar sulanıyor. Afiyet olsun

Yorumu olan

14 Temmuz 2008 Pazartesi

Ketçaplı Sosis


2 haftalık Kumbağ tatilimizin ilk haftasını geçirmiş bulunuyoruz.İkinci haftaya güzel ve rüzgarsız bir havayla başladık hadi bakalım.Geçtiğimiz hafta rüzgarın ve denizin pek keyfi yoktu.O yüzden sadece bir gün deniz kenarına inebildik,ama bu sabahtan beri deniz öyle güzel görünüyor ki uyandığımızdan beri bizi çağırıyor balkondan.Tuğra beyin öğle dinlenmesinden sonra deniz keyfi yapacağız kısmetse.

Bugünkü tarifimiz yine doğumgünü menümüzden.Çok faydalı birşey olmasa da çocukların severek yediği şeylerin başındadır herhalde sosis.Bizim eve pek girmez aslında ama çocuk doğumgünü için iyi bir seçim olacağını düşünerek yaptım .Bir kereden bişeycik olmaz diyerekten.Hem çocuklar hem de büyükler severek de yediler.

Malzemeler

1 kg sosis

1 kutu acısız ketçap

göz kararı su

biraz sıvıyağ

Sosisleri ince ince verev olarak kesiyoruz.Teflon bir tencerede biraz sıvıyağ ile pişiriyoruz,yanmasın diye de arada karıştırıyoruz.Sonra yavaş yavaş ketçabı katıyoruz içine.Bir sürede birlikte pişiriyoruz.Kıvamını açmak için isteğe bağlı olarak su ekliyoruz.Sıcak servis yapıyoruz.Afiyet olsun.

Yorumu olan var mı?

10 Temmuz 2008 Perşembe

PDÇS-26 Maydanozlu ve Pul Biberli Peynir Topları


Cumartesi gününden beri Tuğracığım ile beraber Tekirdağ Kumbağ'dayız.Tuğra annesinin çocukluğu ve gençliğinin en güzel anılarının mekanında çok mutlu.Benim için her zaman çok özel bir yerdir ve her ne kadar eski güzellikleri ve doğallığı kalmasa da hala vazgeçilmezdir.Tüm aile hep bir arada yenen yemekler,akşamüstü fırından çıkan sıcacık poğacalar,partallar ve kekler eşliğinde balkonda çay kahve keyfinin tadı başka hiçbir yerde yoktur.Bizim ailede -aile derken teyzeler,dayılar,yengeler,kuzenler,enişteler ve en önemlisi de anneannem- herkes için keyfin,curcunanın ve eğlencenin adresi Kumbağ'dır.Tuğracık da son 2 yıldır bunu yaşıyor ve tüm gün dışarlarda gezinmekten pek mutlu.Dedesini peşinden koşturup uzun ve yorucu yürüyüşler yapıyorlar beraber.Etraftaki kedi köpek,eşek vs ne varsa onlara bakarak yemekleri yediriliyor küçük beyin.Öğleden sonra kumsalda kumlarla haşır neşir olunuyor.Akşamları da sahilde serin ve keyifli yürüyüşlerden sonra eve dönüp güzelce uyuyor.İstanbul'un sıcağından ve boğucu havasından sonra burası ikimize de iyi geldi,önümüzdeki hafta da buradayız.Sonra evimize ve babamıza dönüyoruz inşallah.

Buraya gelmeden önce tüm ayarlamaları yaptım nelerin tarifini veririm diye.Tüm hazırda bekleyen fotolar arşive alındı ki burdan kolayca paylaşabileyim diye.Tuğra biraz teknolojiden uzak kalsın istediğim için laptopumu getirmedim,burda olduğum sürece bir internet cafeden halledeceğim işimi.Tuğracık öğle uykusunda şu anda evde anneanneyle beraber,ben de fırsat bu fırsattır deyip kaçıverdim evden.

Bu peynirli toplar Tuğra'nın doğumgünü menüsünden yine.O gece trufflardan sonra en çok beğenilen bir diğer tarif de buydu.Hem yapımı kolay hem de sunumu şık olduğu için benim favorilerim arasında bu toplar.

Malzemeler:
1/2 kglık bir paket Sütaş beyaz peynir
bir demet maydanoz
yeterince pul biber

Bu topları yaparken ben hep Sütaş peynir kullandım çünkü toplanması ve şekillendirilmesi çok kolay oluyor.Siz başka bir peynir de tercih edebilirsiniz.Önce peyniri güzelce ezdim patates ezeceği ile.Ayrı bir yerde incecik kıyılmış maydanozları genişçe bir tabağa aldım.Başka bir tabağa da pul biberi döktüm.Sonra elimle ceviz büyüklüğünde toplar yapıp tabaklara attım.En son da tüm peynirleri tabaktaki malzemeyi buladım.Buzdolabında saklama kabında birkaç gün muhafaza edebilirsiniz.Ayrıca üzerine bulamak için susam,dereotu,file badem,fıstık gibi malzemeler de kullanabilirsiniz.Bu konu herkesin ağız tadına ve yaratıcığına kalmış.Ama ben özellikle maydanozluya bayılıyorum.

Bu tarifim ile Sevgili Huriye'nin PDÇS -26 Etkinliğine katılıyorum.Huriye'ye tekrar kolaylıklar diliyorum.

Yorumu olan var mı?

4 Temmuz 2008 Cuma

Blogum Dün Kendi Rekorunu Kırdı.Bu Çikolata Şelalesi Sizler için 298 kişi



Bu blogda yazmaya başlayalı henüz 4 ay olmadı.Ama gerçekten sanal da olsa iyi arkadaşlıklar kurduğumu düşünüyorum.Bir evin içinde bir bebekle geçen günlerde belki de nefes alabildiğim tek yer burası oldu.
Tüm gerçekliklerden uzakta ve kafamda beni yiyip bitirenlerden sıyrılıp kendime bir terapi odası yarattım belki de kim bilir.Okuduğum bir kitapta şöyle diyordu yazar : '' ne yapıyorsan yap tutkuyla yap ve ona her gün mutlaka en az 1 saatini ayır.1 yılın sonunda göreceksin ki o işte en iyi sen olacaksın''



Ben hergün 1 saatimi ayıramıyorum belki ama bu işte en iyisi olmak gibi bir iddiam da yok zaten.Fakat dün beni sevindiren bir olayı paylaşmak istiyorum,sayfamı tam 298 kişi ziyaret etti dün.Ben çok mutlu oldum,belki kimileri için komik bir sebep ama inanın çok mutlu oldum.
Akşam da yemekten sonra evde uzun zamandır bekleyen Dr.Oetker'in Çikolata Şelalesini yaptım kutlamak için.Üzerine de dondurma koyup öyle servis yaptım.Hadi alın biri de sizin,çünkü kutlama sebebi sizsiniz.
Teşekkürler beni yalnız bırakmadığınız ve bana şevk verdiğiniz için.


Yorumlar lütfen.


3 Temmuz 2008 Perşembe

PDÇS-26 Çikolatalı Limonlu Truff


Bu tarifim ile Porselen Demlik Çay Saati Etkinliği 26’ya katılıyorum.Bu benim ilk etkinliğim,aslında daha önceden de bir denemem olmuştu ama sanırım tecrübesizliğimden becerememiştim.Tarifim de yayınlanmamıştı o yüzden.Eee artık tecrübeli bir blogcu oldum sanırım.
Bu truffları Tuğra’mın doğumgünü için hazırladım.İlk truff denemem ama sanırım son olmayacak.Hem yapımı kolay hem de severek yenildi,Cumartesi gecesi yiyen herkes tarifini istedi.Özellikle çocukların çok sevdiği bir lezzet,çocuk doğumgünlerinde düşünülmeden yapılabilir.



Googledan nasıl bir tarif uygulasam diye bayağı bir bakındıktan sonra Burçin’in Denemelerinin tarifinde karar kıldım.Sanırım bundaki en büyük sebep Burçin’in çektiği fotoğrafların da gözüme çok hoş görünmesiydi.Ben tarifi biraz kendimce değiştirdim ama asıl tarifi isteyenler buradan ulaşabilirler.

Malzemeler

200 gr lık bir kutu sıvı krema
80 gr bitter çikolata
80 gr sütlü çikolata
80 gr fildişi çikolata
1 paketten iki dilim kadar eksik kek (asıl tarife uyacak olursanız 4 dilim kadar yeterli ama ben keki Ülker Dankek kakaolu kullandım ve kıvamı göz kararı ayarladım)
5-6 adet irice dövülmüş ceviz
1 limon kabuğu rendesi (bunu da ben ekledim tarife,limon kabuğunu çok yakıştırıyorum çünkü her şeye)


Önce kremayı derince bir teflon tencereye aldım (sonradan tencereye yapışmaması ve kolayca sıyırabilmesi için özellikle belirtiyorum) ve ocağa koydum.Kaynayınca içine tüm çikolataları kırarak ekledim.Tüm çikolatalar eriyene kadar karıştırıp en son da ufalanmış kekleri ve cevizleri kattım içine.Biraz da bu şekilde tüm malzeme homojen olana kadar karıştırdım.Soğuyunca da buzdolabına kaldırdım ve yaklaşık 5-6 saat kadar dinlendirdim.Buzdolabından çıkarıp ufak parçalar halinde elimde yuvarlayıp süsleme malzemelerine ( hindistancevizi-kakao-pasta süsü kullandım ben ) güzelce buladım
.Ama bir dahaki sefere sıcakta yapmamaya çalışacağım bu truffları,şekil vermek biraz zor olabiliyor.



yorumları alalım.

1 Temmuz 2008 Salı

Doğumgünü Menümüz

Cumartesi günü Tuğra'nın 2.doğumgünüydü.O yüzden geçtiğimiz hafta tamamen bu güne göre planlanmıştı.Tuğracığım,ben rahatça hazırlıklarımı yapabileyim diye anneannesi ve dedesiyle onlara gitti.Orda çok mutlu oluyor ve bizi de pek aramıyor.Teyzesi ve dayısı da ona gerçekten çok iyi arkadaş oluyorlar.Doğumundan beri beni hiç yalnız bırakmadıkları ve her ihtiyacım olduğunda yardımıma koştukları için hepsine bu vesileyle teşekkür ediyorum.



Çocuğu olanlar Sponge Bob'u tanırlar mutlaka,gerçi biz büyüklerin bile çok sevdiği bir kahraman ama çocuklar deli oluyorlar ona.Ben de pasta arayışlarım sırasında oğlumu en çok ne mutlu eder diye çok fazla düşünmedim.Ve sonunda yukarda gördüğünüz bu muhteşem pastayı sipariş verdim.Görünüşü kadar lezzeti de iyi olsa idi çok daha mutlu olacaktım ama her neyse pastayla ilgili şikayetimi ilgili yere de ilettim.


kıymalı-patatesli-peynirli börek
ketçaplı sosis
maydanozlu ve pul biberli peynir topları
çikolatalı limon kabuklu truff
patlıcan salatası




üzümlü çikolata soslu kek
susamlı simit
sirkeli kurabiye
tahinli kurabiye

masamızdan bir görüntü
Herşey pek bir beğenildi.Özellikle de ilk denemem olan çikolatalı trufflar.Tarifleri de sırasıyla paylaşmaya çalışacağım önümüzdeki günlerde.


İşte menümüz bu kadar.Tuğra'nın anneannesi de yine yardımımıza koştu her zamanki gibi.Resimdekilerin bir kısmı anneme ait.''Ana gibi yar olmaz'' diye boşa dememiş diyenler.Canım annem herşey için sağolasın.Ellerine sağlık.


Bu mutlu günümüzde yanımızda olanlara çok teşekkür ediyoruz.Gelemedikleri halde telefon ederek kutlayan herkese de ayrıca teşekkür ediyorum.Ne kadar da çok seveni varmış meğer Tuğra'nın!!

Yorum yazmak ister misin?


Ordan Burdan Hayattan Bizim Usul Makarna' da