13 Ocak 2015 Salı

Garnitürlü Pirinç Pilavı ve Ballı Tavuk Kanatları


Tam bu karlı soğuk havalarda canım pirinç pilavı istiyor benim. Artık neredeyse mutfağımda hiç pişmeyen pirinç pilavını özlüyorum. Bizim evde pirincin yerini bulgur alalı uzun zaman oldu. Yine de çok seyrek de olsa evdekilerin gönlünü almak için pişiriyorum. Geçtiğimiz haftasonu da garnitürlü yapıp Ballı tavuk kanatlarının yanında şahane bir menü oldu. 

Garnitürlü Pirinç Pilavı

Malzemeler :
2 su bardağı pirinç
1 çay bardağı haşlanmış bezelye
1/2 çay bardağı haşlanmış havuç
1/2 çay bardağı haşlanmış patates
2 yemek kaşığı tereyağı
1 yemek kaşığı zeytinyağı
4 su bardağı su
tuz


Yapılışı:

1. Pirinçleri yıkayıp suyunu süzdürün.
2. Tereyağını ve zeytinyağını tencereye alın pirinci ekleyip kavurun.
3. Pirinçler cam gibi olana kadar kavrulunca suyunu ekleyip ocağın altını kısın. 
4. Pilav suyunu çekmek üzereyken üzerine haşlanmış garnitürleri ekleyin.
5. Tencerenin üzerine kağıt bir havlu koyup ocağın altını kapatıp demlenmeye bırakın. 




Ballı Tavuk Kanatları

Malzemeler:

1 kg tavuk kanadı
2 yemek kaşığı yoğurt
1 yemek kaşığı biber salçası
1 tatlı kaşığı toz kırmızı biber
1 soğanın suyu
2-3 diş sarımsak
1 tatlı kaşığı tuz
1 tatlı kaşığı dövülmüş karabiber tanesi
3 yemek kaşığı bal
3 yemek kaşığı galeta unu

Yapılışı :

1. Tavuk kanatlarını genişce bir kaba alın.
2. Soğanı rendeleyip suyunu süzün. İçine  yoğurdu, biber salçasını, tuzu, karabiberi, toz kırmızı biberi ve balı katıp elinizle iyice karıştırıp tavuklara bulayın.
3. Fırın tepsisine yağlı kağıdı serip tavuk kanatlarını yerleştirin.
4. Üzerlerine galeta unu serpiştirin ve 170 derecede fırında kızarana kadar pişirin.



11 Ocak 2015 Pazar

Karanlıkta Diyalog


Blogumda sanırım bir ilk olacak bu post. Daha önce hiç bir arkadaşımın yazdığı postu olduğu gibi alıp yayınlamamıştım. Kendimce Yemek Güler ablam önce telefonda öyle heyecanla anlattı ki, sonra açıp blogu okuyunca daha çok İstanbul' lunun -en azından şimdilik- bundan haberi olsun istedim. Yüreği öyle büyük ki benim ablamın, yaşadığı bu harika deneyimi de aynen hissettiği gibi yazmış. Etrafımızdaki farklılıkları olan bireylere biraz empati ile bakabilmenin belki de yolu bu kısacık deneyimlemelerdir. İstanbul Gayrettepe metrosunda bu deneyimi Mart ayına kadar yaşama şansınız var. Bundan sonrası Güler ablacığımın kaleminden. Yüreğine, kalemine sağlık. 




Bugün müthiş bir deneyim yaşadım.Yaşarken de ağladım. Evet tam 90 dakika boyunca karanlıkta İstanbul’da ağlayarak yürüdüm.Niye ağladım ben de bilmiyorum.Cevabım yok bu soruya.Belki o anda ki farkındalığıma belki de görebildiğim her şeye ağladım.Hazır mısınız? Bu benim için özel, sizin için uzun bir yazı olacak.


Size bu yazımda Karanlıkta Diyalog projesini anlatacağım.Duydunuz mu, gittiniz mi bilmiyorum.Dünya üzerinde 135 kentte 8 milyondan fazla insana dokunmuş bir diyalog deneyimi. Dokunmuş diyorum çünkü orada, o karanlığın içinde yaşanan gerçek bir diyalog bu.Gerçek bir dokunuş, gerçek bir deneyim.
Gördüğünüz her şeyi unutun.5. duyunuzu hayatınızdan çıkarın.Bu deneyim boyunca sadece 4 duyunuz var.Koku alma, dokunma, işitme ve tatma.
Hiç ışık yok, gözünüz açık ama görmüyorsunuz.Gerçek olan tek şey aldığınız kokular, duyduğunuz sesler ve dokunduklarınız.Görürken, görmenin ardında, gölgede kalmış her duyunuz bir anda harekete geçiyor veya siz onların değerini ve önemini daha iyi anlıyor ve kullanmaya başlıyorsunuz.
Yanınızdakini kokusundan tanıyıp, nesnelere dokunarak yolunuzu bulduğunuz hayatınız boyunca unutmayacağınız, yaşayabileceğiniz olağanüstü bir deneyim.90 dakikalık bir İstanbul turu.İçerisinde günlük hayatta pek çok kez yaptığımız ama yaparken farkına varmadığımız, görüp de gördüklerimizi farketmediğimiz pek çok şey olan bir farkındalık sergisi Karanlıkta Diyalog.
Evet görmenin değerini öğretirken, görmemenin nasıl bir iç zenginliğine neden olduğunu o 90 dakika boyunca kafamıza mıh gibi çakıyor, görme engelli rehberimiz.Bu karanlığın içinde tek güvendiğiniz kullanmasını beceremeseniz de girişte elinize verilen baston ve gerçekten görme engelli rehberiniz.Daha ilk girişte, karanlığa adım atmadan önce korkup vazgeçiyorum. Yani kafadan bir pes ediş benim ki.Yapamayacağım, içeri giremeyeceğim diye arkamı dönüp çıkmak isterken geri döndürülüyorum Bebe Mühendisim tarafından.Haydi yürü diyor, devam et lütfen.
Karanlığa ilk adım atışımızda o yumuşacık, sevecen ve neşeli sesiyle kendini tanıtıyor Engin Bey.Bu serüvende ki rehberimiz, 41 yaşında 2006 yılından beri görmeyen ama sesi ve yaşam enerjisi ile bizleri kendine hayran bırakan 90 dakikalık karanlıkta ki yol arkadaşımız.




Karanlığın içerisinde elimizde baston, rehberimizin kimi zaman sesi, kimi zaman tuttuğumuz eli eşliğinde, parkta bir bankta oturuyoruz.Belki de daha önce hepsi birbirine karışan farketmediğimiz her sesi ayrı ayrı duyup, seçip farkederek.Ağaçlara dokunuyoruz, yapraklarını hissediyoruz.Daha önce gördüğümüz pek çok şeyi dokunarak keşfediyoruz.
Trafiğin içerisinde karşıdan karşıya geçip, bir manav tezgahına yanaşıyoruz.Her tür sebzeye dokunup, dokularını ve kokularını farkediyoruz.İstiklal caddesinin sesleri eşliğinde, tramvaya binmeyi deneyimliyoruz.Teknede yüzümüze vuran rüzgarın ve martıların sesi eşliğinde yolculuk yapıyoruz.
Bu yaşımızda belki de ilk kez dokunarak harfleri tanıyor ve braille alfabesi ile eşleştiriyoruz.Altı nokta mantığını öğreniyoruz.İşte böyle bir diyalog yaşıyoruz karanlıkta.
Bütün bunları yaparken emin olun farklı bir insan oluyorsunuz.Yanınızdakilerin tek öne çıkan yanlarının insan olmaları olduğunu anlıyorsunuz.Ne üzerlerinde ki giysiler, ne saç, ne makyaj önemli değil.Statü yok, görsellik yok sadece sesler ve kokular.90 dakikanın temeli ve zemini olan 4 duyu tek önemli olan ve sizi uyaran.
Bizim zorlanarak çok korkarak, yürümeyi yeni öğrenmiş çocuk ürkekliğinde ki adımlarımıza bazen gülerek büyük bir coşku ve enerjiyle eşlik ediyor Engin Bey.90 dakika boyunca misafir olduğumuz o karanlık dünyada yanımızdan bazen koşarak geçip, bazen tuttuğu elimizle bizleri de koşturarak yürüten ve unuttuğumuz belki de farkında olmadığımız pek çok şeyi hatırlatıyor bize.Belki de ondandır bilmem yaşadığım bu deneyim için omuzunda hıçkıra hıçkıra ağlıyorum Engin Grantepe’ nin.Elimde değil  onun bu kabullenişi, yaşam enerjisi utandırıyor beni.Üzülüp dertlendiklerimden utanıyorum belki de.
En sonunda ulaştığımız cafede yine karanlık içerisinde soluklanıp, oturduğumuz minderler üzerinde çayımızı yudumlarken, sohbet ediyoruz, birbirimizi görmeden deneyimlediğimiz müthiş yolculuğun kritiğini yaparken, bir kaç dakika sonra ışığa kavuşup yeniden görebilecek olmanın huzuru ve rahatlığı rahatsız ediyor beni.Biz bu karanlıktan çıkıp uzaklaşacağız ama ya hep o karanlıkta olanlar.
Engin Grantepe, görme engellilerin yaşadıkları zorluklardan bahsediyor.En çok zorlandıkları konunun çevre değil insan kaynaklı olduğunu söylüyor.Yanlış park etmiş araçlar, görme engelli arkadaşların hayatını kolaylaştırmak adına yapılan hani o kabartmalı sarı bantlar üzerine park etmiş araçlar.
Toplu taşıma araçlarını kullanırken yaşadıkları zorluklardan söz ediyor.Binecekleri araçların numarasını görmediklerinden yardım istedikleri insanların duyarsızlığı sonucu saatlerce durakta otobüs beklediğini anlatıyor.
Fakat kapanışı şöyle yapıyor.Görmemek zor tabii hem de çok zor ama dünyada ki en mutlu insanlar görme engelliler belki de diyor.Çünkü her şey sizin görmek istediğiniz şekilde ve renkte.Sadece hayal edin ve hissedin.
Karanlıkta Diyalog sergisi Gayrettepe Metrosunda Mart ayına kadar bu eşsiz deneyim için sizleri bekliyor.Tek amaç farkındalık yaratıp bunun pek çok insana ulaşmasını sağlamak.
Hafta içi ve Cumartesi günü saat 10:00 itibari ile başlayıp 19:00 a kadar
Pazar günleri 12:00 itibari ile başlıyor seanslar.
Saat 17:30 a kadar yarım saatte bir 17:30 dan sonra 15 dakika aralıklarla gerçekleşiyor.
Saat 18:00 e kadar olan seanslar 90 dakika 18:00 ile 19:00 arası seanslar 75 dakika.
Biletler tam 28 TL öğrenci, 65 yaş üzeri ve engelliler için 19 TL.Biletleri biletixden alabildiğiniz gibi, Karanlıkta Diyalog gişesinden de alabilirsiniz.
Sergiye mutlaka gidin, hayatınızın deneyimini yaşayın derim.Giderken en sade ve rahat giysileri tercih edin.İçeri girerken telefon, çanta, ışık verip, ses çıkaran her tür şey yasak.Anahtarlı dolaplar var.Girerken her şeyinizi oraya koyup kilitliyorsunuz.
Şükür ve farkındalık önemli unutmayın, zor dediğimiz şu hayatta gerçek zorlukları omuzlarında taşıyanlar için biraz yardımcı olmak onlar kadar bizleri de mutlu edecek bir durum.
Sevgiyle…

7 Ocak 2015 Çarşamba

Hem kolay hem yeni bir lezzet: Pakmaya ile Portakal Suyunda Aşure

Sevgili hanımlar... Aşureyi çok seven benim gibiler, açıkçası zorluğu, zahmeti yüzünden öyle sık sık yapmaya kalkışamazlar. Fakat ben pratik bir yolunu buldum: Pakmaya Aşure. Ben denedim, çok memnun kaldım... Kıvamı, lezzeti yerinde.
Üstelik portakal suyu ile hazırlanan bu tarifi görünce hafif şaşırsam da yapmadan duramadım. Sonuç, beklenmedik bir aşure keyfi, ferahlık ve yenilik duygusu. Pakmaya Aşure ile portakal suyu birbirine çok yakıştı. Sevdiklerinize tatlı sürprizler yapmayı seviyorsanız mutlaka öneririm...

Pakmaya ile Portakal Suyunda Aşure ve daha pek çok özel tarif için mutfaginyildizi.com ve Mutfağın Yıldızı Facebook sayfasını takip etmenizi mutlaka öneririm.
Bir boomads advertorial içeriğidir.

6 Ocak 2015 Salı

Son Zamanların Gözde Tatlısı Trileçe



Ankara karlar altında. Dün geceden beri hızını hiç azaltmadan yağıyor lapa lapa kar. İstanbullu daha karı görmeden kar tatilini haketmişken bizim Angara bebeleri tıpış tıpış okul yolunu tuttu bu sabah. Bir kez daha anlamış olduk ki memleket dediğin İstanbul' dan ibaret. Gerisi nasılsa başının çaresine bakıyormuş, bakabilirmiş. Bir İstanbul' lu olarak uzaktan izlemek bile onlardan taraf olmama yetmiyor ama. Neyse okuldan gelecek bebelere şöyle içlerini ısıtıcak ve kartopu öncesi enerjilerini yerine getirecek bir tatlı yapalım da canımız sıkılmasın. Trileçe son zamanların en favori sütlü tatlısı. Benim de ilk gördüğüm günden beri hep lezzetlini merak ettiğim bir tatlıydı. Geçtiğimiz aylarda Eskişehir gezimizde ilk kez tadına bakıp hayran kalınca ilk iş tarifi uygulamaya almak oldu. Eee sonra baktım yapmayanı dövüyorlarmış kolları sıvadım :))


Trileçe aslında bir Arnavut tatlısı. Kimi kaynaklarda da aslında bu tatlının bir  İspanyol tatlısı olduğu ( Torta de Tres Leches ) belirtiliyor.  Condensed milk ( şekerli konsantre süt ) , evaporated milk ( suyu uçurulmuş süt ) ve heavy cream ( krema ) üçlüsünden oluşan bir çeşit kek. Ben de araştırdığım birkaç reçeteyi sentezleyip kendimce bir Trileçe tatlısı yaptım.  Bizim evde pek bir sevildi, anında da bitti. Eğer evde tüm malzemeleriniz mevcutsa hemen yapın bence. Kartopu oynamaktan yorulup canı tatlı bir şeyler çeken yavrular eminim beğenirler. İstanbul'un tatil yapan ve evde kar yağmasını bekleyen bebelerine anneleri teselli olarak da yapabilir elbette :)))

Malzemeler:
 6 adet yumurta ( sarısı ve beyazı ayrılmış olacak ) 
 250 gram pudra şekeri

 300 gram un 

 1/2 çay bardağı ılık süt
 2 paket vanilya
 1 paket kabartma tozu
 1/2 çay kaşığı krem tartar (opsiyonel )
 1/4  çay kaşığı tuz




keki Islatmak için:
 1 lt süt
 200 gr krema




Üzeri için:
 Karamel sos 


Yapılışı:
1. Yumurtaların sarılarını ve beyazlarını ayırın. Beyazları karıştırma kabına alıp, şekerin yarısını ve tuzu ekleyin, kar haline gelene kadar mikserle çırpın.

2. Yumurta sarılarını şekerin geri kalanıyla beraber çırpın ve ılık sütü de ilave edip  un, vanilya ve kabartma tozunu içine eleyin.
3. Sütle çırpılmış yumurta ve elenmiş un karışımını yavaş yavaş kar haline getirdiğiniz yumurta aklarına ilave edin. Bu aşamada mikser kullanmayıp spatula ile yapın.  
4. Kare ya da dikdörtgen fırın kabını yağlayıp karışımı içine dökün. Bir kaç defa hafifçe tezgaha vurarak içindeki hava kabarcıklarının çıkmasını sağlayın.
5. 180 derecede önceden ısıtılmış fırında pişirin.
6.  Krema ile sütü çırpıp soğumak üzere olan kekin kesip üzerine  dökün tamamen sütü çekmesini bekleyin. 
7.  Daha sonra bolca karamel sos döküp 2-3 saat buzdolabında soğutup servis yapın. 
Afiyet olsun…



Ordan Burdan Hayattan Bizim Usul Makarna' da